HAC VE UMRE
HAC, FARZİYYETİ VE ÇEŞİTLERİ
1. Hac kimlere farzdır?
Hac, İslâm’ın beş temel esasından biri olup bedenî ve malî yönü olan bir ibadettir. Sağlık, servet ve yol emniyeti yönünden (Tirmizî, Hac, 4) haccetme imkânına sahip (Kâsânî, Bedâî’, II, 120), hür, (İbn Ebû Şeybe, el-Musannef, V, 518) akıl sağlığı yerinde ve büluğ çağına erişmiş müslümanlara farzdır (Mergınânî, el-Hidâye, II, 296; Kâsânî, Bedâî’, II, 120; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, III, 456). Bu şartları taşıyan kişinin, imkân elde edince, geciktirmeden bu farzı yerine getirmesi gerekir. Hayatında bir defa hac yapmış olan müslümanın bir daha haccetmesi gerekmez (Müslim, Hac, 412) ancak nafile olarak hac yapabilir (Ebû Dâvûd, Menâsik, 1). Günümüzdeki kota sınırlamaları sebebiyle müracaat ettiği halde kur’ada ismi çıkmadığı için hacca gidemeden ölen kimseler, hacca yol bulamadığı için gidemediğinden dolayı borçlu olarak ölmüş olmaz.
Kendisine hac farz olan kimsenin, haccını bizzat eda etmekle yükümlü olması için, sağlıklı olması, tutukluluk veya yurtdışına çıkma yasağı gibi bir engelinin bulunmaması ve yolun güvenli olması şarttır (Mevsılî, el-İhtiyâr, I, 140). Hac yolculuğuna katlanamayacak, ya da fiilen haccedemeyecek derecede hasta olanlar ile yaşlılar, hac kendilerine farz olsa bile, eda ile yükümlü değildirler. Bu durumda olanlar şartları oluştuğu takdirde bizzat haccederler. Eğer şartlar oluşmazsa kendi yerlerine bedel göndererek hac yaptırırlar (Mergınânî, el-Hidâye, II, 482). Hacca yazılıp da kur’ada ismi çıkmadığı için gidemeyen kişiler için bu da bir mazerettir.
2. Hacc-ı ekber ve hacc-ı asğar ne demektir?
Hac kelimesi, Arapça’da ziyaret etmek, yönelmek anlamına gelmektedir. Sözlük olarak hacc-ı asğar, küçük hac; hacc-ı ekber, büyük hac anlamına gelir. Hacc-ı ekber ifadesi Kur’ân-ı Kerim’de; “Hacc-ı ekber gününde, Allah ve Resûlünden bütün insanlara bir bildiridir.” (Tevbe 9/3) şeklinde geçmektedir. Bu ayetteki hacc-ı ekberin hangi anlamda olduğu konusunda farklı görüşler vardır (Kur’ân Yolu, II, 724). Genel kabul gören görüşe göre, Hac mevsimi dışında Kâbe’ye yapılan ziyarete (umreye) hacc-ı asğar; hac mevsiminde yapılan ziyarete de hacc-ı ekber denir. Bayramın birinci gününe de “hacc-ı ekber” denilir (Zeylaî, Tebyîn, II, 33). Hz. Ali (r.a.), “Rasûlüllah’a (s.a.s.) el-haccü’l-ekber hangi gündür? diye sordum; “Bayramın ilk günüdür.” buyurdular.” demiştir (Tirmizî, Tefsîru’l-Kur’ân, 10).
Halk arasında, arefe günü veya kurban bayramının birinci gününün cumaya rastladığı dönemde yapılan hacca, “hacc-ı ekber” denildiğine dair bir anlayış vardır. Ancak bunun dinî bir dayanağı yoktur.
3. Hac ayları hangileridir?
Hac ayları, hicrî takvimdeki Şevvâl ve Zilka’de aylarının tamamı ile Zilhicce ayının ilk 10 günüdür. Bu zamanlara hac ayları denmesi, hac menâsikinin bu aylardan herhangi birinde bitirilebilmesi açısından değil, haccın şartı olan ihrama Şevvâl’den itibaren girilebilmesi bakımındandır. Bu süre içerisinde ihrama girerek, haccın iki temel rüknünden biri olan ve sadece Zilhicce’nin dokuzuncu günü öğle vakti ile onuncu günü fecr-i sâdık arasında yapılabilen Arafat vakfesini yapan kimsenin haccı geçerli olur. Haccın diğer rüknü olan ziyaret tavafı ise kurban bayramı günlerinde eda edilmekle birlikte, bugünlerde yapılamaz ise, cezasını yerine getirmek kaydıyla, daha sonra da yapılabilir ve bu tehir, o seneki haccın geçersiz sayılmasına sebep olmaz (Kâsânî, Bedâî’, II, 132-133; Ebussuûd, İrşâdü’l-akli’s-selîm, I, 325).
4. Hac yapan kimsenin bütün günahlarının af edileceğine dair rivayetler sahih midir?
Hz. Peygamber (s.a.s.), “Kim Allah için hacceder de (Allah’ın rızasına uymayan) kötü söz ve davranışlardan ve Allah’a karşı gelmekten sakınırsa, (kul hakkı hariç) annesinden doğduğu günkü gibi (günahlarından arınmış olarak hacdan) döner.” (Buhârî, Hac, 4; Müslim, Hac, 438; Nesâî, Menâsikü’l-hac, 4) buyurmaktadır. Bu hadis muteber hadis kaynaklarında yer almaktadır. Bu ve benzeri hadisleri gerçek anlamında anlamak mümkün olduğu gibi, hac ibadetinin önem ve faziletini vurgulamak ve bu vecibeyi ifaya teşvike yönelik olarak değerlendirmek de mümkündür. Benzer ifadeler başka ibadetlerle ilgili olarak da kullanılmıştır. Mesela “Beş vakit namaz, cumadan cumaya (kılınan cuma namazı), ramazandan ramazana (tutulan ramazan orucu), büyük günahlardan uzak kalındığı sürece, arada işlenen küçük günahların bağışlanmasına vesiledir.” (Müslim, Tahâret, 16; İbn Hanbel, Müsned, XV, 106.) “Her kim ramazanı (farz olduğuna) inanarak ve ecrini de umarak oruçla geçirirse, daha önce işlediği günahları bağışlanır.” (Buhârî, Îman, 28; Savm, 6; Leyletü’l-Kadr, 1; Müslim, Salâtü’l-müsâfirîn, 175; Ebû Dâvûd, Ramazan, 1; Tirmizî, Savm, 1) buyurulmuştur.
Bu hadislerden anlaşılması gereken; -büyük günahlardan uzak kalındığı sürece-, küçük günahların belirtilen iyi ameller vesilesiyle affedileceğidir.
Namaz, oruç, hac, zekât gibi farz görevleri terk etmek; içki, kumar, zina, hırsızlık, yalan, yalancı şahitlik, iftira, zulüm, adam öldürme ve gıybet gibi haramları işlemek büyük günahtır.
Kişilerin namaz, oruç, zekât borçlarını kaza etmeden, kul haklarını ödemeden veya helalleşmeden bir hac yapmakla tamamen günahsız olacağını düşünmek, çok da doğru görünmemektedir. Ayrıca büyük günahlar ancak tevbe ve istiğfarla bağışlanabilir. Bir başka hadiste; “Hacılar ve umre yapanlar Allah’ın (evinin) ziyaretçileridir. Kendisine dua ederlerse dualarına icabet eder, O’ndan bağışlanma dilerlerse onları bağışlar.” (İbn Mâce, Menâsik, 5) buyurulmaktadır.
5. İmkân bulup Kâbe’yi gören veya umre yapan kişiye hac farz olur mu?
Haccın farz olması için belli zamanda hac farizasının ifa edileceği yerlerde bulunma imkânına sahip olmak gerekir (Kâsânî, Bedâî’, II, 120). Bu iki şarttan biri eksik olursa kişiye hac farz olmaz. Dolayısıyla hac mevsiminde değil de başka bir vakitte Mekke’de bulunan bir kimse hac mevsimi başlamadan oradan ayrılmak zorunda kalır ve hac vaktinde tekrar gitme imkânı bulamazsa, sırf Mekke’de bulunmuş olmasından dolayı kendisine hac farz olmaz (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, III, 626, 627). Kâbe’yi gören kimse eğer hac mevsimine kadar orada kalma imkân ve fırsatı bulursa kalır ve haccını yapar.
6. Hac ibadetinin ifası için nisap miktarı mala sahip olma şartı var mıdır?
Bir insana haccın farz olması için zekât verecek konuma gelmesi şart değildir. Borcu ve aile fertlerinin her türlü ihtiyacı dışında hacca gidip gelecek kadar parası, malı mülkü ve imkânı bulunan kimseye, haccın farz olması için gerekli olan diğer şartları da taşıyorsa hac farz olur (Kâsânî, Bedâî’, II, 120, 122). Bir sahâbînin, “Hac yapmayı farz kılan şey nedir? “ şeklindeki sorusuna Hz. Peygamber (s.a.s.), “Azık ve binit.” cevabını vermiştir (Tirmizî, Hac, 4). Dolayısıyla Bir kimsenin aslî ihtiyaçları, varsa borcu ve bakmakla yükümlü olduğu insanların nafakası dışında hacca gidip geleceği sürede kendisine yetecek kadar yeme, içme ve barınma giderleriyle yol parasına sahip olması durumunda kendisine hac yapmak farz olur. Ayrıca nisap miktarı mala sahip olması gerekmez.
7. Hacca gittiği takdirde çocuklarını bırakacak güvenli bir yeri olmayan kimse hacca gitmek zorunda mıdır?
Kendisine hac farz olan kimse, çocuklarını bırakacak hiçbir güvenli yer bulamaması halinde bu imkânı elde edinceye kadar hacca gitmekle mükellef olmaz. Böyle bir kimse imkân bulduğu ilk fırsatta gecikmeden bu görevini yerine getirmelidir.
8. Kura sistemi dışında hacca gidebilmek için farklı yöntemlere başvurmak caiz midir?
Hac, belli zamanlarda belli mekânlarda ve belli şekillerde yerine getirilen bir ibadettir. Bu ibadetin kabul edilmesinin şartları, haccedecek kişinin Müslüman, ergenlik çağına ulaşmış ve akıllı olması, hac mevsiminde Mekke’de bulunmasıdır. Bu şartları yerine getiren kimsenin hac ibadeti fıkhi ölçüler dâhilinde şeklen geçerli olur. Ancak bu ibadete hazırlık ve uygulama süreçlerinde dinen haram sayılan işleri yapmak, kişinin günaha girmesine sebep olacağı gibi, yapacağı haccın sevap ve faziletinin yok olmasına yol açar.
Bu itibarla kura yöntemiyle hacca gidemeyenlerin, gereğini yapmayacakları halde değişik meslek vizeleri almaları, yalan beyan anlamına geleceğinden dinen caiz değildir. Allah’ın emrine uyarak hac ibadetini yerine getirmek ile yine onun koyduğu yalan söyleme yasağını çiğnemek İslam ahlakıyla bağdaşmayan açık bir çelişkidir.
9. Borçlanarak hacca gitmek doğru mudur?
Bir müslümanın hac ibadetiyle yükümlü olması için sağlık ve servet yönünden haccetme imkânına sahip, hür, akıl sağlığı yerinde ve büluğ çağına erişmiş olması gerekir (Mevsılî, el-İhtiyâr, I, 140). Bu itibarla maddi yönden haccetme imkânına sahip olmayan kişilerin borçlanarak hacca gitmeleri gerekmez. Ancak, borçlanarak hacca gitmeleri halinde, hac ibadeti geçerli olur ve kendilerinden hac sorumluluğu da düşer.
Diğer taraftan, haccın farz olması için gerekli şartları taşıdığı halde, hac mevsiminde hazır parası bulunmayan ve borç aldığı takdirde bunu daha sonra ödeme gücüne sahip olan kişilerin, bu görevi biran önce ifa etmeleri için, borç alarak hacca gitmeleri uygun olur.
10.Evlenme çağında bekâr çocuğu bulunan kişi hacca gitmeyi erteleyebilir mi?
Sağlık ve servet yönünden haccetme imkânına sahip, hür, akıl sağlığı yerinde ve büluğ çağına erişmiş müslümanların, ömürlerinde bir defa haccetmeleri farzdır (Mevsılî, el-İhtiyâr, I, 140). Bu şartları taşıyan kişinin, imkân elde edince, geciktirmeden bu farzı yerine getirmesi gerekir. Bu itibarla, kişinin evlenme çağında bekâr çocuğu da bulunsa, bu şartları taşıması halinde hac etmesi farzdır. Hacca gitmeyip de, hac parasını çocuğunu evlendirmek için kullanırsa, hac yükümlülüğü üzerinden kalkmaz.
11.Haram yolla elde edilen kazançla yapılan hac geçerli midir?
İslâm dini kişilerin meşru işlerle uğraşmalarını ve geçimlerini helâl yollardan elde etmelerini ister. Buna rağmen gayri meşru yolla bir kazanç elde edilmiş ve bu kazancın sahibi belli ise, bunun sahibine iade edilmesi; belli değil ise, karşılığında sevap beklenmeksizin yoksullara veya hayır kurumlarına verilerek elden çıkarılması gerekir (Serahsî, el-Mebsût, XII, 172).
Bu itibarla, gayri meşru yolla elde edilen para ile hac etmek uygun değildir. Asıl olan, ibadetlerin helal parayla yapılmasıdır. Bununla birlikte haram parayla hacca giden kişinin haccı sahih olup, üzerinden hac yükümlülüğü kalkmış olur. Ancak, gayri meşru kazancın sorumluluğundan kurtulmak için, bu malı yoksullara veya hayır kurumlarına vererek elden çıkarması ve bir daha işlememek üzere tövbe etmesi gerekir ( İbn Nüceym, el-Bahr, VIII, 229).
12.Kaç çeşit hac vardır ve hangi hac çeşidi daha faziletlidir?
İfrad, temettu ve kıran olmak üzere üç çeşit hac vardır. Mîkâtta sadece hac için ihrama girilip, hac bitinceye kadar ihramlı olarak kalınan hacca “ifrad” haccı, mîkâtta sadece umre için ihrama girilip, umre yapıldıktan sonra ihramdan çıkılıp, vakti gelince hac için tekrar ihrama girilerek tamamlanan hacca “temettu” haccı, mîkâtta hem umre hem de hac için niyetlenerek ihrama girilen ve hac sonuna kadar ihramda kalınan hacca da “kıran” haccı denilir. Her bir hac çeşidinin ayrı ayrı fazileti bulunmaktadır. Hanefî mezhebine göre, en faziletli hac kıran haccıdır (Mergınânî, el-Hidâye, II, 369). Şâfiî mezhebine göre ise ifrad haccı en faziletlisidir (Mâverdî, el-Hâvî, IV, 43; Zekeriya Ensârî, Esne’l-Metâlib, I, 462).
13.İfrad haccı ne demektir ve nasıl yapılır?
İfrad haccı, aynı yılın hac mevsimi içinde umre yapılmaksızın eda edilen hacdır. İfrad haccı yapmak isteyen kişi, hac mevsimi içinde; Mekke’de ikamet ediyorsa, bulunduğu yerde, mîkât dışından geliyorsa mîkâtta sadece hacca niyet ederek ihrama girer. Mekke’ye varınca kudüm tavafını yapar, ihramdan çıkmaz. Arafat ve Müzdelife vakfelerini yapıp, bayram günü Akabe cemresine taş atar sonra tıraş olarak ihramdan çıkar. Daha sonra, ziyaret tavafını ve sa’yi yapar, cemreleri taşlar. İfrad haccı yapan kimsenin kurban kesmesi gerekmez (Mergınânî, el-Hidâye, II, 322 vd.).
14. Temettu haccı ne demektir ve nasıl yapılır?
Temettu haccı, aynı yılın hac mevsiminde önce umre yapıp ihramdan çıktıktan sonra yeniden hac için ihrama girilerek yapılan hacdır. Temettu haccı yapmak isteyen kişi, mîkâtta veya daha öncesinde umreye niyet ederek ihrama girer, Mekke’ye vardıktan sonra Kâbe’yi yedi şavt tavaf eder, tavaf namazı kılar, Safa ve Merve tepeleri arasında dört gidiş üç geliş olmak üzere 7 kez sa’y yapar. Sonra tıraş olup ihramdan çıkar. Böylece umresi tamamlanmış olur. Arafeden bir gün önce hac için ihrama girer. Haccını eda ettikten sonra ihramdan çıkar. Temettu haccı yapanların şükür kurbanı kesmesi vaciptir (Mergınânî, el-Hidâye, II, 380).
15. Kıran haccı ne demektir nasıl yapılır?
Kıran haccı, aynı yılın hac mevsiminde umre ve haccın ikisine birden niyet edilip ihrama girilerek tek ihramla yapılan hacdır. Kıran haccı yapmak isteyen kişi, mîkâta varınca veya daha varmadan umre ve haccın her ikisine birden niyet ederek ihrama girer. Umreyi yaptıktan sonra, ihramdan çıkmayıp, aynı ihramla haccı da eda eder, sonra ihramdan çıkar. Kıran haccı yapanların şükür kurbanı kesmesi vaciptir (Mergınânî, el-Hidâye, II, 369 vd.; Mevsılî, el-İhtiyâr, I, 160).
16. Temettu haccı yapacak kişinin, umreyi yapıp ihramdan çıktıktan sonra hac ihramına girinceye kadar başka bir umre yapması caiz midir?
Temettu haccı yapan kişinin, hacdan önce yaptığı ilk umreden sonra umre yapamayacağını söyleyen fakihler varsa da, bazı Hanefî eserlerinde, kurban bayramı günleri dışındaki diğer günlerde umre yapmanın caiz olduğu hükmüne istinaden, temettu haccı yapan bir kişinin, ihramdan çıktıktan sonra nafile tavaf yapabileceği gibi umre de yapabileceği belirtilmektedir (İbn Âbidîn, Minha II, 389; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, III, 564). Ancak, özellikle, kurban bayramının yaklaştığı günlerde, izdihama yol açma tehlikesi bulunup Harem bölgesine yeni gelen hacıların umrelerini yapmalarını sıkıntıya sokacaksa, temettu haccı yapanların ikinci bir umre yapmaması daha uygun olur. Bunun yerine çokça tavaf yapmaları tavsiye edilir.
17. Kudüm tavafını yapan kişi, bu haccını temettu veya kırana çevirebilir mi?
Hanefî, Şâfiî ve Mâlikîlerinde içinde bulunduğu çoğunluğa göre ifrad haccına niyet eden ve kudüm tavafını yapan kişi bu haccını Temettu veya kırana dönüştüremez.
Hanbelî mezhebine göre ise bu durumdaki kişi haccını Temettu veya kırana dönüştürebilir (İbn Rüşd, Bidâye, I, 333, 335).
18. Kıran haccına niyet eden kişi, tavaf ve say yapmadan niyetini değiştirip temettu haccına dönüştürebilir mi?
Hanefi, Şâfiî ve Mâlikî mezheplerine göre kıran haccına niyet eden kişi bu haccını temettu haccına dönüştüremez. Hanbelî mezhebine göre ise dönüştürebilir (bk.İbn Rüşd, Bidâye, I, 333, 335).
19. Temettu haccına niyet eden kişi, umre ihramından çıkmadan önce niyetini değiştirip kırana dönüştürebilir mi?
Hanefi, Şâfiî ve Mâlikî mezheplerine göre temettu haccına niyet eden kişi, ihramdan çıkmadan önce niyetini değiştirip kırana dönüştüremez. Hanbelî mezhebine göre ise dönüştürebilir (bk.İbn Rüşd, Bidâye, I, 333, 335).
20.Temettu veya kıran haccına niyet eden bir kimse kurban kesme imkânına sahip olduğu halde bunun yerine oruç tutabilir mi?
Temettu veya kıran haccına niyet eden bir kimse kurban kesme imkânına sahip olduğu halde bunun yerine oruç tutamaz. Hatta bu imkânı bulamayıp oruç tutmuş olan bir kimse eyyam-ı nahr denilen kurban kesme günlerinde bu imkânı elde ederse ayrıca kurban kesmesi de gerekir. Eyyam-ı nahrdan veya tıraş olduktan sonra bu imkânı elde ederse; orucu yeterli olup kurban kesmesi gerekmez (Kâsânî, Bedâî’, II, 173).
21. İhramsız olarak Mekke’ye girmenin hükmü nedir?
Hanefî mezhebine göre ne maksatla olursa olsun, Şâfiî mezhebine göre ise hac veya umre yapmak amacıyla Harem bölgesine girmek isteyen kişinin, mîkâttan ihramlı geçmesi gerekir. Hac veya umreye giderken sebebi ne olursa olsun ihrama girmeksizin mîkât sınırından geçen kişi, henüz hac menâsikinden birine başlamadan önce geri dönüp âfâkîler için olan bir mîkât mahallinden ihrama girerek tekrar içeri girerse bir ceza gerekmez. Geri dönmezse, bulunduğu yerden ihrama girer ve bir koyun veya keçi kurban eder (Kâsânî, Bedâî’, II, 164-165; Nevevî, el-Mecmû’, VII, 14-19). Buna ceza hedyi denir. Bu tür kurbanlar Harem sınırları içinde kesilmek kaydıyla, kurban bayramı günlerinde kesilebileceği gibi diğer günlerde de kesilebilir (Mergınânî, el-Hidâye, II, 492-493; Nevevî, el-Mecmû’, VII, 481-482).
22. İhramdan çıkacak konuma gelen bir kimseyi ihramlı olan bir kişi tıraş edebilir mi?
Hac veya umrede ihramdan çıkacak duruma gelen bir kimse kendisi tıraş olup ihramdan çıkmadan, ihramlı ya da ihramsız başka birisini tıraş edebilir ve bundan dolayı bir ceza gerekmez.. Fakat ihramda olup henüz menâsikini bitirmeyen ve dolayısıyla ihramdan çıkma aşamasına gelmeyen bir kimsenin, ister ihramlı olsun, ister ihramsız olsun, başka birini tıraş etmesi caiz değildir. Tıraş ederse -tıraş edilen kimsenin emriyle olsun olmasın- tıraş edene bir fitre miktarı sadaka, tıraş edilen ihramlıya ise küçükbaş hayvan kurban etmesi (dem) gerekir (Mergınânî, el-Hidâye, II, 400).
Şâfiî mezhebine göre ise, ihramdan çıkma aşamasına henüz gelmemiş olan bir kimse, ihramsız kimseleri tıraş ettiği takdirde bir şey gerekmez. Fakat ihramlı bir kimseyi tıraş ederse fidye ödemesi gerekir. Eğer tıraş edilen kişi kendisinden talep etmişse fidyeyi tıraş edilen şahıs öder. Fidye dem, üç gün oruç veya altı fitre miktarı sadakadan birisidir (Nevevî, el-Mecmû’, VII, 366; İbn Kudâme, el-Muğnî, V, 386).
23. Cidde mîkâtın içinde midir, âfâkîler Cidde’de ihrama girebilir mi?
Mîkâtın dışında kalan belde ve ülkelerde oturanlara “âfâkî” denir. Âfâkîlerden, hac veya umre yapmak maksadıyla Hicaz’a gidenler için, geldiği bölge veya ülkeye göre ihrama girme yerleri bizzat Hz. Peygamber (s.a.s.) tarafından belirlenmiştir. “Mîkât” denilen bu yerler beş tanedir. İbn Abbas’ın (r.a.) şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Hz. Peygamber (s.a.s.), Medîneliler için Zülhuleyfe’yi, Şamlılar için Cuhfe’yi, Necidliler için Karnü’l-menâzil’i ve Yemenliler için Yelemlem’i mîkât olarak belirledi. Bunlar, belirtilen bölge veya ülke yönünden gelen diğer belde yolcuları için de mîkâttır.” (Buhârî, Hac, 7-13, Cezâu’s-Sayd, 18; Müslim, Hac, 11-18; Ebû Dâvûd, Menâsik, 9; Nesâî, Menâsik, 17-23) Başka bir hadiste buna Iraklılar için “Zâtu ırk” ilâve edilmiştir (Ebû Dâvûd, Menâsik, 8). Eğer hac veya umre yolcusunun yolu, bu noktalardan geçmiyorsa buraların hizalarında ihrama girilir.
Cidde, ulemanın cumhuruna göre Hıl’den (mîkât içinden) sayılmaktadır (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, III 482, 625). Buna göre âfâkîler Cidde’de ihrama giremez. İster deniz yoluyla, ister hava yolu ile gelsinler kuzey ve batı istikametinden gelenler Cuhfe hizasını geçmeden ihrama girmelidirler.
İHRAM VE MÎKÂT
24. İhram namazının hükmü nedir?
İhrama giren kişinin iki rekât ihram namazı kılması sünnettir. Şayet kerahet vakti ise, ihram namazı kılınmamalıdır. Mîkât mahallinde unutularak kılınmaması halinde Mekke’ye geldikten sonra da kılınabilir. Ancak maddi bir ceza gerekmez. İçinde bulunulan vaktin namazını kılmak da bu iki rekât namazın yerine geçer. Bu namazın ilk rekâtında Fâtiha’dan sonra “Kâfirûn”, ikinci rekâtında ise “İhlas” sürelerinin okunması faziletlidir (el-Fetâva’l-Hindiyye, I, 246).
25. İhramlının saç kremi vb. şeyleri kullanmasının hükmü nedir?
İhramlı kimsenin vücuduna, saç, sakal gibi bir uzvunun tamamına, süslenmek ya da güzel görünmek için krem, yağ, jöle, saç kremi, briyantin sürmesi ya da kına, saç boyası ve benzeri şeylerle boyaması durumunda kendisine dem (koyun veya keçi); bir uzvun tamamına değil de bir kısmına bunu uygulaması halinde de bir fitre miktarı sadaka vermesi gerekir (Mevsılî, el-İhtiyâr, I, 161).
Şâfiî mezhebine göre ise, kına için herhangi bir ceza gerekmezse de diğerleri için ceza gerekir ve bu durumdaki kişi muhayyerlik haklarından yararlanarak dem (koyun veya keçi kesme); üç gün oruç tutma veya altı fitre miktarı sadaka verme cezalarından herhangi birini tercih edebilir edebilir (Nevevî, el-Mecmû, VII, 390).
Tedavi için sürülen ilâç, merhem veya kokusuz krem ve yağlar için ise bir şey gerekmez.
26. İhramdan çıkma aşamasına geldiği halde tıraş olmadan elbise giyen kişiye ne gerekir?
İhramdan çıkmak için saç tıraşı olmak gerekir. İhramdan çıkma aşamasına geldiği halde tıraş olmadan elbise giyen kişi, ihram yasağı işlemiş olur. Eğer elbise giymesi bir gündüz veya bir gece devam etmişse dem; giyim süresi bir gün veya bir geceden az olursa bir fitre miktarı sadaka vermek gerekir (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, III, 488, 577).
Şâfiî mezhebine göre ise, muhayyerlik haklarından yararlanıp; ceza olarak bir dem (koyun veya keçi kesme), üç gün oruç tutma veya altı fitre miktarı sadaka verme seçeneklerinden birini tercih edebilir (Nevevî, el-Mecmû’, VII, 395; İbn Kudâme, el-Muğnî, V, 381-382).
27. Hac için ihrama girdikten sonra hac menâsikinden hiçbirini yapmadan tıraş olan kimsenin ne yapması gerekir?
Hac için ihrama girdikten sonra hac menâsikinden hiçbirini yapmadan tıraş olan kişi, tıraş olmakla ihramdan çıkmış olmaz; ihram yasağı işlemiş olur. Böyle bir kimse saçının tamamını veya en az dörtte birini tıraş etmişse, dem (koyun veya keçi kesmek); daha azını tıraş etmişse, sadaka-i fıtır gerekir (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, III, 579, 580).
Şâfiî mezhebine göre ise, muhayyerlik haklarından yararlanıp; ceza olarak bir dem (koyun veya keçi kesme), üç gün oruç tutma veya altı fitre miktarı sadaka verme seçeneklerinden birini tercih edebilir (Nevevî, el-Mecmû’, VII, 383-384; İbn Kudâme, el-Muğnî, V, 381-382).
28. İhramlı iken tıraş olan veya kasık ve koltuk altlarındaki tüyleri temizleyen kişiye ne gerekir?
Hanefî mezhebine göre ihramlı iken tıraş olan veya koltuk altı ya da kasıklardaki tüyleri temizleyen kişiye ceza olarak dem (bir koyun veya keçi kesmek) gerekir (Mevsili, el-İhtiyâr, I, 164).
Şâfiî, Hanbelî ve Mâlikî mezheplerine göre ise böyle bir kişi muhayyerlik haklarından yararlanıp; dem (koyun veya keçi kesme), üç gün oruç tutma veya altı fakire sadaka verme seçeneklerinden birini tercih edebilir (Nevevî, el-Mecmû’, VII, 383-384; (Ahmed b. Hanbel de özürsüz olarak traş olunması durumunda sadece “dem” gerektiğini, tahyir olmayacağını ifade eder.)İbn Kudâme, el-Muğnî, V, 381-382).).
29. İhramlının tırnak kesmesinin veya kopmak üzere olan bir tırnağı koparmasının hükmü nedir?
İhramlı kişinin tırnaklarını kesmesi yasaktır. Şayet tırnağını keserse, ceza gerekir; cezası ise kestiği miktara göre değişir. Şöyle ki; bir defada (aynı anda ve aynı yerde) bütün tırnakları veya bir elin yahut bir ayağın tırnaklarının tamamını kesme durumunda bir dem (koyun veya keçi) gerekir. El ve ayaklardan her birinin tırnaklarının tamamı, ayrı ayrı yerlerde ve zamanlarda kesilirse, her biri için ayrı ceza gerekir. Bir elin veya ayağın tırnaklarının tamamı kesilmeyip bir kısmı kesilirse, kesilen her bir tırnak için sadaka verilir. Eğer verilmesi gereken sadaka toplamı, bir koyun veya keçi bedelini aşarsa, her tırnak için bir sadaka yerine, istenirse tamamı için bir dem (koyun veya keçi) kesilebilir. Kendiliğinden kopan veya kırılan tırnakların koparılması ya da kesilip atılması ise cezayı gerektirmez (Serahsî, el-Mebsût, IV, 77; Mevsili, el-İhtiyâr, I, 162-163).
30. Vakti geldiğinde sakal tıraşı ile ihramdan çıkılır mı?
İhramdan çıkmak için saç tıraşı olmak gerekir. Bunu yapmadan önce sakalın tıraş edilmesiyle kişi ihramdan çıkmış olmaz; sakalın tamamının veya en az dörtte birinin tıraş edilmesi halinde dem (koyun veya keçi kesmek) gerekir(İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, III, 579, 580).
Şâfiî mezhebine göre ise böyle bir kimse muhayyerlik haklarından yararlanıp; ceza olarak bir dem (koyun veya keçi kesme), üç gün oruç tutma veya altı fitre miktarı sadaka verme seçeneklerinden birini tercih edebilir (Nevevî, el-Mecmû’, VII, 385; İbn Kudâme, el-Muğnî, V, 381-382).
31. Mekke’ye ihramlı olarak girmelerine izin verilmeyen kişilerin, mîkât mahallinde elbiselerini çıkarmadan ihrama niyetlenip, harem bölgesine elbiseli girmeleri halinde kendilerine ne gerekir?
Mekke’ye ihramlı olarak girmelerine izin verilmeyen şoför vb. kişilerin, mîkât mahallinde elbiselerini çıkarmadan hac veya umre yapmak amacıyla niyet edip telbiye getirerek Harem bölgesine girmeleri durumunda öncelikli olarak elbiselerini çıkarıp ihram bezlerine bürünmeleri gerekir. Ancak ihrama girdikten sonra elbiseli olarak geçirdikleri süre bir gündüz veya bir gecelik (yaklaşık 12 saat veya daha çok ) bir zamanı kapsıyorsa, ceza olarak dem (koyun veya keçi kesmek) gerekir. Şayet bundan daha az bir süre elbiseli olarak kalmışlarsa, bir sadaka-i fıtır vermeleri gerekir (Kâsânî, Bedâî’, II, 164-165). Şâfiî mezhebine göre ise, muhayyerlik haklarından yararlanıp; ceza olarak bir dem, üç gün oruç tutma veya altı fitre miktarı sadaka verme seçeneklerinden birini tercih edebilirler (Nevevî, el-Mecmû’, VII, 14-19).
32. Umre ihramına girdiği halde, henüz tavaf ve say yapmadan mazeretsiz olarak bir gündüz veya gece süresince elbise giyen kişinin ne yapması gerekir?
Bu durumdaki kişinin, öncelikle elbisesini çıkartıp ihram bezlerine bürünerek tavaf ve sa’yini yapması gerekir. Ancak ihramlı iken bir gündüz veya gece süresince elbise giymiş olduğu için ceza olarak bir dem (koyun veya keçi kesmek) gerekir (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, III, 488, 577).
Şâfiî mezhebine göre ise, muhayyerlik haklarından yararlanıp; ceza olarak bir dem (koyun veya keçi kesme), üç gün oruç tutma veya altı fitre miktarı sadaka verme seçeneklerinden birini tercih edebilir (Nevevî, el-Mecmû’, VII, 389-390; İbn Kudâme, el-Muğnî, V, 381-382).
33. Her umre için mîkâta gitmek gerekir mi?
Bir kimsenin umresini tamamladıktan sonra yeni bir umre yapabilmek için tekrar Harem bölgesi hudutları dışına çıkarak orada ihrama girmesi gerekir. Bu konuda en çok bilinen yer, Hz. Âişe Mescidi’nin bulunduğu Ten’îm’dir (Kâsânî, Bedâî’, II, 167).
34. İhramlı iken sakal tıraşı olan kişinin ne yapması gerekir?
Hanefî mezhebine göre ihramlı iken sakal tıraşı olan kişiye ceza olarak dem (küçükbaş hayvan kesmesi) gerekir (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, III, 579). Şâfiî, Hanbelî ve Mâlikî mezheplerine göre böyle bir kişi, dem, üç gün oruç ve altı fakire sadaka vermekten birisini seçmekte muhayyerdir (Nevevî, el-Mecmû’, VII, 385; İbn Kudâme, el-Muğnî, V, 381-382).).
35. İhramlı kimsenin dikişli elbise veya iç çamaşırı giymesi durumunda ne yapması gerekir?
İhramlı kimsenin bir gündüz veya bir gece süreyle dikişli elbise veya iç çamaşırı giymesi durumunda kendisine dem yani küçükbaş hayvan kurban etmesi gerekir. Giyim süresi bir gündüz veya bir geceden az olursa sadaka-i fıtır verir (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, III, 488, 577). Şâfiî, Hanbelî ve Mâlikî mezheplerine göre elbise giyen kişi, süresine bakılmaksızın dem, üç gün oruç ve altı fakire sadaka vermekten birisini seçmekte muhayyerdir. Cezanın gerekmesi için bir günün veya gecenin geçmesi gerekmez (Nevevî, el-Mecmû’, VII, 389-390; İbn Kudâme, el-Muğnî, V, 381-382).
36. Hacda kurban kesmeden önce tıraş olana ceza gerekir mi?
Hacda Akabe cemresine taş atmak, kurban kesmek ve tıraş olmak arasında sırayı gözetmenin hükmü imamlar arasında ihtilaflıdır. Bu sıraya uymak, Ebû Yûsuf ve Muhammed ile diğer mezhep imamlarına göre sünnettir. Bu sıraya uyulmaması halinde herhangi bir ceza gerekmez. Günümüzdeki zorluklar dikkate alındığında bu görüşle amel etmenin uygun olacağı söylenebilir. Ebû Hanîfe’ye göre ise bu tertibe uyulması vaciptir, dolayısıyla sıralamanın bozulması, dem gerektirir (Mevsılî, el-İhtiyâr, I, 153, 163).
37. Temettu haccına niyet eden kimse umresini yapıp ihramdan çıktıktan sonra hac ihramına girinceye kadar eşiyle cinsel ilişkide bulunabilir mi?
Temettu haccına niyet eden kimse umresini yapıp ihramdan çıktıktan sonra hac ihramına girinceye kadar eşiyle cinsel ilişkide bulunabilir. (Mevsılî, el-İhtiyâr, I, 158).
38. Kıran haccına niyet eden bir kimse umre tavafını yapıp ihramdan çıkmadan tıraş olsa ve sonra hatırlar hatırlamaz sa’yini yapsa, bu tıraştan dolayı ne yapması gerekir?
Kıran haccına niyet eden bir kimse umre tavafını yapıp ihramdan çıkmadan tıraş olursa; Hanefî mezhebine göre kendisine biri umrenin, diğeri de haccın ihramı için olmak üzere iki dem gerekir (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, III, 556, 557). Şâfiî, Hanbelî ve Mâlikî mezheplerine göre böyle bir kişi, dem, üç gün oruç ve altı fakire sadaka vermekten birisini seçmekte muhayyerdir (Nevevî, el-Mecmû’, VII, 262; İbn Kudâme, el-Muğnî, V, 381-382).
39. Umre tavafını yapıp sa’yini tamamlamadan tıraş olup ihramdan çıkan kişinin ne yapması gerekir?
Umre yapmak üzere niyet edip ihrama giren ve umre tavafını yaptıktan sonra sa’y yapmadan tıraş olan kişi, Hanefî mezhebine göre ihramdan çıkmış olur. Dolayısıyla bu durumda umrenin sa’yini ihramsız olarak yapar. Ancak umrenin sa’yini ihramlı olarak yapmak vacip olduğundan, kendisine dem (koyun veya keçi kesmek) gerekir (Mevsılî, el-İhtiyâr, I, 162).
Şâfiî, Mâlikî ve Hanbelî mezheplerine göre ise, sa’y umrenin rükünlerinden biri olduğu için, kişi sa’y yapmadan tıraş olmakla ihramdan çıkmış olmaz; ihram yasağı işlemiş olur. Bu durumda yapması gereken, şayet elbise giymişse tekrar ihram bezlerine bürünerek umrenin sa’yini yapmak ve ondan sonra tıraş olarak ihramdan çıkmaktır. Ayrıca bu kişi ihramdan çıkma vakti gelmeden (sa’yden) önce tıraş olduğu ve elbise giydiği için kendisine iki ceza gerekir. Ceza konusunda ise muhayyerlik hakkından yararlanarak ya iki dem, ya altı gün oruç veya on iki fitre miktarı sadaka verme seçeneklerinden birini tercih edebilir (İbn Rüşd, Bidâye, I, 366).
40. Tavaf yapmaksızın sa’y yapan ve tıraş olup ihramdan çıkan kimsenin ne yapması gerekir?
Henüz tavaf yapmadan sa’y yapan ve tıraş olan kimsenin sa’yi geçerli değildir. Zira sa’yin geçerli olabilmesi için muteber bir tavaftan sonra yapılmış olması gerekir (Kâsânî, Bedâî’, II, 134). Dolayısıyla bu durumdaki kişi ihramdan çıkmış olmaz; ihram yasağı işlemiş olur. Böyle bir kimse önce tavafını yapar, sonra sa’yini tekrarlar, daha sonra ihramdan çıkar. Ayrıca ihramdan çıkma vakti gelmeden tıraş olarak ihram yasağı işlediğinden dolayı da kendisine dem (koyun veya keçi kesmek) gerekir (Mevsılî, el-İhtiyâr, I, 148, 162).
Şâfiî mezhebine göre ise muhayyerlik haklarından yararlanıp; ceza olarak bir dem (koyun veya keçi kesme), üç gün oruç tutma veya altı fitre miktarı sadaka verme seçeneklerinden birini tercih edebilir.
41. Tavaf ve sa’y yapmadan tıraş olup ihramdan çıkan kimsenin ne yapması gerekir?
Tavaf ve sa’y yapmadan tıraş olan kimse ihramdan çıkmış olmaz, ihram yasağı işlemiş olur. Böyle bir kimse işlediği ihram yasağı (tırnak kesmek, elbise giymek, tıraş olmak, koku sürünmek, cinsel ilişki vb. gibi) hangi cezayı gerektiriyorsa onu öder (Mevsılî, el-İhtiyâr, I, 148, 162). Ayrıca elbise giymişse bunları çıkarıp ihram bezine bürünüp tavafını ve sa’yini yapması gerekir.
42. İhramlı kimse banyo yaparken ve çamaşır yıkarken sabun veya deterjan kullanabilir mi?
İhramlı kimse için bir organının tamamına veya daha az kısmına güzel koku sürmek yasaktır ve ceza gerektirir (Mevsılî, el-İhtiyâr, I, 160). Bir organının tamamına veya birden çok organa sürdüğünde, toplamı bir organa varacak şekilde koku sürerse dem (küçükbaş hayvan) kesmesi, daha az bir yere sürerse sadaka vermesi gerekir (Mevsılî, el-İhtiyâr, I, 161). Ancak çamaşır yıkarken koku bırakmayan cinsten sabun ve deterjan kullanabilir. Banyo yaparken de kokulu olmayan sabun ve şampuan kullanabilir. Kokusu kalıcı olan sabun kullanırsa, yukarda belirtilen cezayı ödemesi gerekir.
43. Hasta olduğu için tavaf ve sa’y yapmadan bir gün süreyle elbise giymiş olan kişinin ne yapması gerekir?
Hasta olduğu için tavaf ve sa’y yapmadan zaruret gereği elbise giyen veya başa sargı saran kişi, zaruret kalkar kalkmaz elbisesini çıkarır. Tekrar ihram bezlerine bürünerek tavaf ve sa’yini yapar. Ayrıca bu durumdaki kişi Hanefîlere ve Mâlikîlere göre bir küçükbaş hayvan kesmek, üç gün oruç tutmak veya altı fakire sadaka vermek cezalarından birisini yapar (Mevsılî, el-İhtiyâr, I, 164). Şâfiî ve Hanbelî mezheplerine göre ceza ödemesi gerekmez (Nureddin Itr, el-Hac ve’l-Umra, s. 141-142).
Zaruret olmamasına rağmen, tam bir gündüz veya gece elbise giyerse, Hanefî mezhebine göre bir dem gerekir. Elbisesini çıkartıp, tekrar ihram kıyafetine bürünerek tavaf ve sa’yini yapar (Mevsılî, el-İhtiyâr, I, 161-162). Diğer mezheplere göre bir küçükbaş hayvan kesmek, üç gün oruç tutmak veya altı fakire sadaka vermek cezalarından birisini yapar (Nureddin Itr, el-Hac ve’l-Umre, 142).
44. Umre tavafını yapıp, sa’y yapmadan tıraş olarak ihramdan çıkan kişinin ne yapması gerekir?
Umre yapmak üzere niyet edip ihrama giren ve umre tavafını yaptıktan sonra sa’y yapmadan tıraş olan kişi, Hanefî mezhebine göre ihramdan çıkmış olur. Çünkü sa’y umrenin rüknü değil vacibidir (Zeylaî, Tebyîn, II, 82). Dolayısıyla bu durumda umrenin sa’yini ihramsız olarak yapar. Ancak umrenin sa’yini ihramlı olarak yapmak vacip olduğundan, kendisine dem (koyun veya keçi kesmek) gerekir (el-Fetâva’l-Hindiyye, I, 247). (bulunamadı) (şamile sayfası)
Şâfiî mezhebine göre ise, sa’y umrenin rükünlerinden biri olduğu için (Maverdî, el-Hâvî’, IV, 370), kişi sa’y yapmadan tıraş olmakla ihramdan çıkmış olmaz; ihram yasağı işlemiş olur. Bu durumda yapması gereken, şayet elbise giymişse tekrar ihram bezlerine bürünerek umrenin sa’yini yapmak ve ondan sonra tıraş olarak ihramdan çıkmaktır. Ayrıca bu kişi ihramdan çıkma vakti gelmeden (sa’yden) önce tıraş olduğu ve elbise giydiği için kendisine iki ceza gerekir. Ceza konusunda ise muhayyerlik hakkından yararlanarak ya iki dem, ya altı gün oruç veya on iki fitre miktarı sadaka verme seçeneklerinden birini tercih edebilir.
45. Umrenin tavaf ve sa’yini yapıp tıraş olmayı unutan kimse ne yapmalıdır?
Umre için ihrama girip tavaf ve sa’y yaptıktan sonra tıraş olmayı unutan kişinin, hatırladığı anda hemen tıraş olması gerekir. Şayet bu süre içinde ihlâl ettiği ihram yasakları varsa, ihlâl edilen yasağın durumuna göre gerekli olan cezayı öder.
46. Tavaf ve sa’yi yapıp tıraş olmayı geciktiren kişiye herhangi bir ceza gerekir mi?
Tavaf ve sa’yi yapıp tıraş olmayı geciktiren kişinin ihramlılık hali devam eder. Dolayısıyla tıraş oluncaya kadar geçen süre içinde ihram yasakları da devam eder. Kişi bu süre zarfında herhangi bir ihram yasağını çiğnemezse bir ceza gerekmez. Fakat bir ihlâl söz konusu ise, ihlâlin türü ve miktarına göre gerekli olan cezayı öder.
47.İhramlı kişinin giymesi gereken ayakkabı nasıl olmalıdır? Ökçesi kemerli terlik giyebilir mi?
İhramlı kişi ayakların üzerindeki çıkıntıyı örtmeyen terlik ve benzeri bir şey giyer. Ökçesi kemerli terlik de giyebilir. Böyle bir ayakkabı giyme imkânı olduğu halde normal ayakkabı giymek mekruhtur (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, III, 499, 500).
48. Kıran haccına niyet etmiş olan kimse, ihram yasağı işlediği takdirde ne ceza gerekir?
Kıran haccı yapan bir kimseye, ihram yasaklarından birini işlemesi halinde Hanefî mezhebine göre biri umrenin, diğeri de haccın ihramı için olmak üzere iki ceza gerekir (Mergınânî, el-Hidâye, II, 455). Şâfiîlere göre tek ceza yeterlidir. Cezanın niteliği işlenen yasağa göre değişir.
49. Hac için ihrama girdikten sonra henüz birinci tahallül gerçekleşmeden mazeretsiz olarak bir gündüz veya gece süresince elbise giyen kişiye ne gerekir?
Bu durumdaki kişinin, öncelikle elbisesini çıkartıp ihram bezlerine bürünmesi ve birinci tahallül gerçekleşinceye kadar ihramlılık halini sürdürmesi gerekir. Ayrıca ihramlı iken bir gündüz veya gece süresince elbise giymiş olduğu için ceza olarak bir dem (koyun veya keçi kesmek) gerekir (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, III, 488, 577).
Şâfiî mezhebine göre ise, muhayyerlik haklarından yararlanıp; ceza olarak bir dem (koyun veya keçi kesme), üç gün oruç tutma veya altı fitre miktarı sadaka verme seçeneklerinden birini tercih edebilir (Nevevî, el-Mecmû’, VII, 389-390; İbn Kudâme, el-Muğnî, V, 381-382)).
50. Hac ve umre için Mekke ve Medine’de bulunan eşlerin cinsel ilişkide bulunmalarının hükmü nedir?
Âdet ve lohusalık halleri dışında ihramlı olmadıkça eşlerin Mekke ve Medine’de cinsel ilişkide bulunmalarında dinen bir sakınca yoktur.
TAVAF VE SA’Y
51. Tavaf nedir ve kaç çeşit tavaf vardır?
Bir hac terimi olarak tavaf; Hacer-i Esved’in hizasından başlanarak ve Kâ’be sola alınarak etrafında yedi defa dönmek demektir. Bu dönüşlerin her birine şavt denir. Tavafın, Kâ’be’nin etrafında yapılması gerektiği şu âyet-i kerimeden anlaşılmaktadır: “Ve Beyt-i Atîk’i (Kâbe’yi) tavaf etsinler.” (Hac 22/29)
Hükmü itibariyle farz, vacip, sünnet ve nafile olmak üzere dört çeşit; yapılışı itibariyle “kudüm”, “ziyaret”, “veda”, “umre”, “nezîr”, “nafile” ve “tahiyye” olmak üzere yedi çeşit tavaf vardır. Hükümleri ve isimleri farklı olsa da bu tavaflarının hepsinin yapılışları, farzları (şartları ve rükünleri), vacipleri ve sünnetleri aynıdır. Bu tavaf çeşitleri ile ilgili bazı önemli açıklamalar şöyledir:
a) Kudüm Tavafı: “Kudüm”, sözlükte bir yere gelmek veya varmak anlamına gelir. Bir hac terimi olarak; “ifrad haccı” yapanların Mekke’ye vardıklarında yaptıkları ilk tavaftır. Bu tavafın yapılması sünnettir. İfrad haccı niyetiyle ihrama giren ancak Mekke’ye uğramadan doğrudan Arafat’a çıkan kimseler ile Arafat vakfesinden önce âdetleri kesilmeyen kadınların kudüm tavafı yapmaları gerekmez.
b) Ziyaret Tavafı: Ziyaret veya diğer adıyla ifâza tavafı, haccın rüknüdür. “Ve Beyt-i Atîk’i (Kâbe’yi) tavaf etsinler.” (Hac 22/29) ayetinde kast edilenin, bu tavaf olduğu hususunda fakihler arasında görüş birliği vardır. Ayette geçen “Tavaf etsinler.” emri genel bir ifade olduğu için, Mekkeli olan ve olmayan her hacı adayının mutlaka bu tavafı yapması gerekir. Ziyaret tavafının geçerli olması için;
a) Arafat vakfesinin yapılmış olması,
b) Belirli vaktinde yapılması şarttır.
Ziyaret tavafının vakti, kurban bayramının ilk günü; Hanefî mezhebine göre, fecr-i sâdığın doğması ile, Şâfiî ve Hanbelî mezheplerine göre gece yarısından sonra, Mâlikî mezhebine göre ise güneşin doğması ile başlar. Ancak bu tavafın birinci bayram günü Akabe cemresi taşlanıp, kurban kesip, tıraş olduktan sonra yapılması daha faziletlidir. Cumhura göre, ziyaret tavafının son vakti için bir sınırlama yoktur. Ömrün sonuna kadar yapılabilir. Ancak tavaf etmeden memleketine dönen kişinin, geri gidip tavafını yapması ve ceza olarak bir küçükbaş hayvan kesmesi gerekir (Said b. Abdülkadir, el-Muğnî, s. 170- 172).
c) Veda Tavafı:
Âfâkî (mîkât sınırları dışından gelen) hacıların Mekke’den ayrılmadan yapmaları gereken son tavaftır. Buna sader (ayrılma) tavafı da denir. Veda tavafı, haccın aslî vaciplerinden biridir. Hz. Peygamber (s.a.s.), “Sizden biri son olarak Kâbe’yi ziyaret etmeden ayrılmasın.” (Müslim, Hac, 379) buyurmuştur. Âdetli olup, âdeti bitmeden Mekke’den ayrılmak zorunda olan veya lohusa olan kadınlar veda tavafı yapmazlar ve kendilerine bir şey gerekmez (Serahsî, el-Mebsût, III, 195; İbn Nüceym, el-Bahr, II, 377
d) Umre Tavafı: Umre tavafı bütün mezheplere göre umrenin farzlarından biridir. Umre tavafının vakti, umre ihramına girilmesinden sonra başlar. Son vakti için bir sınır yoktur. Umre ihramında iken her hangi bir vakitte yapılabilir.
e) Nezir (Adak) Tavafı:
Kâbe’yi tavaf etmeyi adayan kimsenin bu adağını yerine getirmesi vaciptir. Nezredilen tavaf belli bir zaman ile kayıtlanmış ise bu kayda uyulması gerekir.
f) Nafile Tavaf:
Mekke’de bulunulan süre içinde farz ve vacip tavaflar dışında yapılan tavaflara nafile (tatavvu) tavaf denir.
Sahabeden Abdullah b. Abbas, tâbiînden Atâ b. Ebî Rebah, Said b. Cübeyr ve Mücâhid b. Cebr’în görüşlerine göre; Mekkeli olmayanların Mekke’de bulundukları süre içinde Mescid-i Haram’da nafile namaz kılmaktan çok, nafile tavaf yapmaları daha faziletlidir. Mekkeli olmayanların Mekke’de bulundukları sürece nafile umre yerine nafile tavaf yapmayı tercih etmeleri uygun olur (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, III, 516, 517).
g) Tahiyyetü’l-mescid Tavafı:
Kudüm, ziyaret, umre, veda ve nezir tavafı yapmak durumunda olmayan kimselerin Mescid-i Haram’a her gittiklerinde, mescidi selamlama olarak “Tahiyyetü’l-mescid tavafı” yapmaları müstehaptır. Yukarıda sayılan tavaflardan birinin yapılması halinde bu tavaf, “Tahiyyetü’l-mescid tavafı” yerine de geçer (İbnü’l-Hümâm, Feth, II, 454).
52. Haremi şerife girip çıkarken veya tavaf yaparken eli kadına değen kimsenin abdesti bozulur mu?
Harem-i Şerif’e girip çıkarken kadın ve erkeklerin, birbirlerine ellerinin değmesinden dolayı abdestleri bozulmaz (Mevsılî, el-İhtiyâr, I, 10-11).
53. Tavaf namazını kılmadan birkaç defa tavaf yapmak doğru olur mu?
Tavaf namazı Hanefîlere göre vaciptir. Ancak tavafın vacibi olmayıp, haccın müstakil vaciplerinden olduğu için, kılınmaması tavafın sıhhatine mani değildir. Peş peşe birden fazla tavaf yapan kimsenin her bir tavafın arkasından iki rekât tavaf namazı kılması gerekir. Tavaf namazı kılmadan iki tavafı peş peşe yapmak Hanefîlere göre mekruhtur (İbn Nüceym, el-Bahr, II, 356). Şâfiîlere göre ise bunun bir sakıncası yoktur (Nevevî, el-Mecmû’, VIII, 76).
54. Umre tavafını yaparken abdesti bozulan, fakat abdestinin hangi şavtta bozulduğunu bilmeden hem tavafı hem de sa’yi tamamlayan kimsenin ne yapması gerekir?
Tavafın abdestli olarak yapılması ve sa’yin de muteber (ceza gerektirmeyen) bir tavaftan sonra yapılmış olması gerekir. Abdestsizliğin hangi şavtta meydana geldiği bilinmediğinde abdestsizlik hali ilk şavta hamledilir. Bu durumda kişi abdest alarak tavafı ve sa’yi iade eder. İade etmediği takdirde Hanefîlere göre dem gerekir (Mevsılî, el-İhtiyâr, I, 162). Şâfiî mezhebine göre ise abdestsiz yapılan tavaf geçersiz olmakla birlikte, sa’y yaparken abdestli olmak sünnettir. Şâfiîlere göre, abdestsiz yapılan tavaf mutlaka iade edilmelidir (Şirbînî, Muğni’l-muhtac, I, 706).
55. Namaz kılınması mekruh olan vakitlerde tavaf namazı kılınabilir mi?
Hanefî mezhebine göre tavaf yapıldıktan sonra kerahet vakti değilse, ara vermeden tavaf namazı kılmak efdaldir. Mekruh vakitlerde ise daha sonraya tehir edilir ((Haddâd, el-Cevhera, I, 83).Şâfiî mezhebine göre tavaf namazının kerahet vaktinde kılınmasında hiçbir sakınca yoktur (Nevevî, el-Mecmû’, VIII, 79).
56. Namaz kılınması mekruh olan vakitlerde tavaf yapılabilir mi?
Namaz kılmanın mekruh olduğu vakitlerde tavaf yapılabilir, bunun hiçbir sakıncası yoktur (Nevevî, el-Mecmû’, VIII, 79). Ancak Hanefîlere göre bu tavafın namazını söz konusu vakitte kılmak mekruhtur (Mevsılî, el-İhtiyâr, I, 45).
57. Umre tavafının ilk dört şavtından birinde abdesti bozulan kimse, tavafa devam edip sa’y yapar ve saçlarını keserek ihramdan çıkarsa ne yapması gerekir?
Bu durumdaki kişinin tavaf ve sa’yi geçerli olur. Ancak tavafı abdestsiz yaptığı için kendisine dem (koyun veya keçi kesmek) gerekir. (Kâsânî, Bedâî’, II, 129; Mevsılî, el-İhtiyâr, I, 162). Tavaf esnasında abdesti bozulan kişi, tavafı bırakıp abdest alarak kaldığı yerden tavafa devam eder, dilerse tavafı baştan başlayarak yeniden yapabilir (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, III, 509, 510).
Şâfiî, mezhebine göre ise, hadesten taharet tavafın sıhhat şartı olduğu için, bu durumdaki kişinin tavaf ve sa’yi geçerli değildir; abdest alıp ihrama bürünerek bunları yeniden yapar. Ayrıca ihramdan çıkma vakti gelmeden önce tıraş olup elbise de giydiği için iki ceza gerekir. Buna göre, muhayyerlik haklarından yararlanarak iki dem, 6 gün oruç veya 12 fitre miktarı sadaka verme cezalarından herhangi birini tercih edebilir (Nevevî, el-Mecmû’, VII, 383-384; Şirbînî, Muğni’l-muhtac, I, 757).
58. Sa’yden sonra kılınması gereken bir namaz var mıdır?
Hac ve umre sa’yinden sonra kılınması gereken bir namaz yoktur.
59. Mescitte uyuyan kişi uyandıktan sonra abdest almadan tavaf yapıp namaz kılabilir mi?
Abdesti olmayan kişinin tavaf yapması caiz değildir. Ancak mescitte veya başka bir yerde yatarak veya herhangi bir yere yaslanarak uyuyan kimsenin abdesti bozulacağından, tavaf etmesi veya namaz kılabilmesi için yeniden abdest alması gerekir. Abdestsiz kişi farz tavaf yaparsa dem (koyun veya keçi kesmek) gerekir (Mevsılî, el-İhtiyâr, I, 45, 162). Uyku ile uyanıklık arasında olup yanında konuşulanları duyacak durumda olan ya da tahiyyatta uyuyan kimsenin ise abdesti bozulmuş olmaz (Mevsılî, el-İhtiyâr, I, 10).
60. Geçerli olmayan bir tavaftan sonra sa’y yapan kimsenin ne yapması gerekir?
Sa’y müstakil bir ibadet değildir. Muteber bir tavaftan sonra yapılmalıdır. Bu itibarla, sa’yin geçerli olmaması durumunda geçerli bir tavaftan sonra yeniden yapılması gerekir. (el-Fetâva’l-Hindiyye, I, 250; Maverdî, el-Hâvî, IV, 157).
61. Sa’y esnasında abdesti bozulan kişi ne yapmalıdır?
Hadesten tahâret, yani sa`yi abdestli olarak yapmak sa’yin sünnetlerindendir. Bilerek abdestsiz yapmak ise mekruhtur. Bununla birlikte, tavafı abdestli olarak yaptıktan sonra sa’y esnasında abdesti bozulan kişinin bu haliyle sa’yini tamamlaması durumunda sa’yi geçerli olur (el-Fetâva’l-Hindiyye, I, 272).
62. Umrenin tavaf ve sa’yini tamamlayan ancak henüz tıraş olup ihramdan çıkmadan önce cinsel ilişkide bulunan eşlere ne gerekir?
Umrenin tavaf ve say’ini yaptıktan sonra henüz tıraş olup ihramdan çıkmadan önce cinsel ilişkide bulunan eşlerin umresi geçerli olur. Ancak ceza olarak kendilerine dem gerekir (el-Fetâva’l-Hindiyye, I, 269).
63.Meşru bir mazereti olmadığı halde arabaya binerek sa’y yapan kimsenin ne yapması gerekir?
Hanefîlere göre; gücü yeten kimsenin sa’yi yürüyerek yapması vaciptir (İbn Nüceym, el-Bahr, II, 356). Bu nedenle meşru bir mazereti olmadığı halde sa’yi tekerlekli sandalye ile yapmak dem(koyun veya keçi kesmeyi)gerektirir.
Şâfiîlere göre ise sa’yi yürüyerek yapmak sünnettir. Gücü yettiği halde sa’yi tekerlekli sandalye ile yapmak mekruh ise de ceza gerekmez (Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, I, 720).
64. Tavaf, geri geri yürüyerek yapılırsa geçerli olur mu?
Tavaf geri geri yürüyerek yapılırsa iade edilmelidir. İade edilmezse Hanefîlere göre dem gerekir (Kâsânî, Bedâî’, II, 130).
Şâfiî mezhebine göre ise, bu şekilde yapılan tavaf geçerli olmaz; yeniden yapılması gerekir (Şâfiî, Ümm, II, 452). Bazı şavtlarda böyle yapılırsa bu şavtların iadesi yeterlidir.
65. Umre yapmak üzere ihrama girip Mekke’ye gelen kişi sağlık sorunları sebebiyle umresini erteleyebilir mi?
Umre yapmak üzere ihrama giren fakat umre yapacak kadar kendini sağlıklı hissetmeyen kişi, sağlığına kavuşuncaya kadar ihramlı olarak bekler; iyileşince tavaf ve sa’yini yaparak tıraş olup ihramdan çıkar. Tavaf ve sa’yini ertelemesinden ötürü de bir ceza gerekmez. Ancak bu bekleme süresi içinde ihram yasaklarına riayet etmesi gerekir.
66. Hac veya umre için Mekke’de bulunanlar, umre yaptıktan sonra kalan günlerde yeni bir umre yapmayı mı, yoksa bunun yerine nafile tavafı mı tercih etmelidirler?
Temettu haccı yapan kimselerin umre yaptıktan sonra hac ihramına girinceye kadarki süre içinde, Arafat vakfesinden önce tekrar umre yapmaları caizdir. Ancak bu kimseler için efdal olan, umre yapmak değil, çokça tavaf yapmaktır. Umre mevsiminde umreye gidenlerin ise, harem hudutları dışına çıkarak ikinci üçüncü… vs. umre yapmaları caiz ise de tavaf yapılması daha faziletlidir.
67. Sabah namazından sonra tavaf namazı kılınır mı?
Hanefî mezhebine göre namaz kılınması mekruh olan vakitlerde tavaf namazı kılmak mekruhtur. Dolayısıyla sabah namazından sonra tavaf namazı kılmak mekruhtur. Tavaf namazını kılmak için güneş doğduktan sonra kerahet vaktinin çıkması beklenmelidir (Serahsî, el-Mebsût, I, 150; Mergınânî, el-Hidâye, I, 267). Diğer mezheplere göre her an tavaf namazı kılınabilir.
68. Tavaf namazı nerede kılınır?
Tavaf namazının Makâm-ı İbrahim’de kılınması efdal olmakla birlikte, tavaf edenlere eziyet vermemek bakımından imkân nisbetinde Harem’in içinde uygun bir yerde kılınması da mümkündür. Buna da imkân bulunamazsa bu namaz, Harem’in dışında da kılınabilir. Bu itibarla tavaf namazını Makâm-ı İbrahim’de kılmaya çalışarak tavaf edenlere engel teşkil etmekten sakınılmalıdır.
69.Tavafın şavtlarının eksik yapılması durumunda ne gerekir?
Kâbe’nin etrafında bir defa dönmeye şavt denir. Bir tavaf yedi şavttan meydana gelir. Hanefîlere göre tavafın ilk dört şavtı farz, kalan üç şavtı ise vaciptir. Dolayısıyla ilk dört şavtı yapan kimsenin tavafı geçerli olur. Daha sonra eksik kalan şavtlar usûlüne uygun olarak yapılırsa her hangi bir ceza gerekmez. Vacip olan bu üç şavt yapılmazsa, vacip terk edildiği için dem (küçükbaş hayvan kesmek) gerekir (Mergınânî, el-Hidâye, II, 414).
Diğer üç mezhepte ise tavafı yedi şavta tamamlamak farzdır. Aksi takdirde yapılan tavaf geçersiz olur (İbn Cüzey, el-Kavânîn, s. 243; Şirbînî, Muġni’l-muhtâc, I, 708).
70. Ziyaret tavafı ihramsız yapılabilir mi?
Ziyaret tavafı ihramlı olarak yapılabileceği gibi, ihramsız olarak da yapılabilir.
71.Bir mazereti olmadığı halde tekerlekli sandalyeye binerek sa’y yapan kimsenin sa’yi geçerli midir?
Hanefî ve Malikî mezheplerine göre gücü yeten kimsenin sa’yi yürüyerek yapması vaciptir. Buna göre gücü yettiği halde sa’yi tekerlekli sandalye ile yapmak, dem (küçükbaş hayvan kesmeyi) gerektirir. Hasta, yürüyemeyecek kadar yaşlı ve özürlü olanlar, tekerlekli sandalye ile sa’y yapabilirler (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, III, 471, 472).
Şâfiî ve Hanbelî mezheplerine göre ise sa’yi yürüyerek yapmak sünnettir. Gücü yettiği halde sa’yi tekerlekli sandalye ile yapmak mekruh ise de ceza gerekmez (Nevevî, el-Mecmû’, VIII, 101).
72. Sa’yin şavtlarını eksik yapan kişiye ne gerekir?
Safa ile Merve arasında bir defa gitmeye şavt denir. Bir sa’y için dört defa Safa’dan Merve’ye, üç defa da Merve’den Safa’ya gitmek gerekir. Hanefî mezhebine göre sa’yin ilk dört şavtını yapmak farz, yediye tamamlamak ise vaciptir. Son üç şavtı terk eden kişinin, kalan şavtları tamamlaması gerekir. Tamamlanmayan her şavt için “bir fitre miktarı sadaka” verilmesi gerekir. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, III, 515, 590).
Şâfiî, Mâlikî ve Hanbelî mezheplerine göre ise yedi şavta tamamlamak rükündür. Bir şavt eksik olsa sa’y geçerli olmaz (Mâverdî, el-Hâvî, IV, 155; İbn Rüşd, Bidâye, I, 345; İbn Kudâme, el-Muğnî, V, 236-237).
73. Tavaf esnasında abdesti bozulan kişinin ne yapması gerekir?
Tavaf esnasında abdestli olmak Hanefîlere göre vacip, diğer mezheplere göre rükün (farz) dür. Abdestsiz olarak tavaf yapan kişinin Mekke’den ayrılmamışsa tavafı iade etmesi icap eder, memleketine dönmüşse dem gerekir (Kâsânî, Bedâî’, II, 130; Mevsılî, el-İhtiyâr, I, 162). Tavaf esnasında abdesti bozulan kişi, tavafı bırakıp abdest alarak kaldığı yerden tavafa devam eder, dilerse tavafı baştan başlayarak yeniden yapabilir (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, III, 509, 510).
Diğer mezheplere göre ise abdestsiz yapılan tavaf geçersiz olup, bu şekilde yapılan tavaf mutlaka iade edilmelidir (Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, I, 706).
74. Umre veya ziyaret tavafı esnasında eli, burnu veya başka bir yeri kanayan bir Hanefî, o esnada Şâfiî mezhebini taklit edebilir mi?
Hanefî mezhebine mensup olan bir kişinin tavaf esnasında bir yerinin kanaması halinde abdesti bozulur. Bu durumda yapması gereken şey, tekrar abdest alıp kaldığı yerden veya en baştan başlayarak tavafını tamamlamaktır. Şayet umre veya ziyaret tavafına abdestsiz olarak devam edecek olursa kendisine dem gerekir; abdest alıp tavafı yeniden yaparsa ceza düşer.
Hastalık, yaşlılık veya aşırı izdiham gibi sebeplerle yeniden abdest almanın zor olduğu durumlarda ise Şâfiî mezhebini taklit ederek tavafına devam edebilir.
75.Umre tavafını abdestsiz yapan veya yaparken abdesti bozulup, yeniden abdest almadan tavafa devam edip tamamlayan kişinin ne yapması gerekir?
Tavafın abdestli olarak yapılması vaciptir. Umre tavafının tamamını veya bir kısmını, hatta bir şavtını cünüp, abdestsiz, lohusa veya âdetli olarak yapmak dem gerektirir. İhramdan çıkmadan yeniden tavaf yapılması halinde ceza ortadan kalkar (Mevsılî, el-İhtiyâr, I, 162). Diğer mezheplere göre ise abdestsiz yapılan tavaf geçersiz olup, bu şekilde yapılan tavaf mutlaka iade edilmelidir (Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, I, 706).
76. Hacer-i esved’in selamlanması ve öpülmesinin hikmeti nedir?
Hacer-i esved’i selamlama ve öpmenin meşruiyeti Hz. Peygamber (s.a.s.)’in ve ashab-ı kirâmın uygulamalarıyla sabittir (Buhârî, Hac, 60; Müslim, Hac, 249, 250).
Fıkıh âlimleri, bu uygulamalara dayanarak tavaf sırasında Hacer-i esved’i sünnete uygun şekilde ziyaret etmenin (istilâm) ona el ile dokunup öpmenin sünnet olduğu konusunda görüş birliği içindedirler (İbn Rüşd, Bidâye, I, 340;Cezîrî, el-Mezâhibü’l-erbe‘a, I, 580, 582). Hacer-i esved’i istilâm ederken tekbir getirilmesi de aynı gerekçe ile müstehap sayılmıştır (Buhârî, Hac, 62).
Tavaf esnasında Hacer-i esved’e dokunulması ve onun öpülmesi yönündeki rivayetlerden, bu taşın kutsallığı sonucunu çıkararak bu uygulamayı bizzat Hacer-i esved’e karşı bir saygı ifadesi olarak görmek doğru değildir. Hac ibadetindeki birçok şekil ve merasim gibi bunun da Hz. İbrahim’in ve Resûl-i Ekrem’in (s.a.s.) hâtırasını canlandırma, haccı önemsemeyi ve Allah’ın bu konudaki emrine boyun eğmeyi vurgulama, kulluk ve itaat gibi ruhî ve derunî halleri, zahirî bazı davranışlarla ifade etme gibi sembolik ve taabbüdî bir anlam taşıdığı söylenebilir. Hacer-i esved’le ilgili olarak Hz. Ömer’in “Allah’a andolsunki senin zarar veya fayda vermeyen bir taş olduğunu biliyorum; eğer Rasûlüllah’ı (s.a.s.) seni istilâm ediyor görmeseydim ben de seni istilâm etmezdim.” (Buhârî, Hac, 57) şeklindeki sözü de bu yaklaşımı desteklemektedir.
77. Hacer-i esved’e dokunamamak hac veya umrenin eksikliğine sebep olur mu?
Tavafa başlarken, her şavtın başında ve sa’ye başlarken Hacer-i esved’i istilâm etmek (selamlamak) sünnettir. Tavaf mahalli tenha olur ve Hacer-i esved’e yaklaşmak mümkünse öpülür; öpme imkânı bulunamaması halinde bu sünnet uzaktan eller kaldırılıp, “Bismillahi Allahuekber” denilerek selamlamakla yerine getirilmiş olur (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, III, 504, 505). Hacer-i esved’e dokunamamak ise hiç bir surette tavafta bir eksikliğe sebep olmaz.
İzdiham olması halinde Hacer-i esvedi öpmek için başkalarına eziyet etmek, kadın erkek karışık halde bulunmak ise caiz değildir.
HACDA ŞEYTAN TAŞLAMA VE KURBAN KESME
78. Cemerâta abdestsiz taş atmak caiz midir?
Cemerâta abdestsiz taş atmakta bir sakınca yoktur.
79. Mazereti nedeniyle şeytan taşlamayı tamamlamadan Mekke’den ayrılmak zorunda kalan kimsenin ne yapması gerekir?
Mazereti nedeniyle şeytan taşlamayı tamamlamadan Mekke’den ayrılmak zorunda kalan kimse kendi yerine vekil tayin ederek kalan taşları attırır (Serahsî, el-Mebsût, IV, 69). Hastalık, yaşlılık, kötürüm olmak, çok zayıf olup izdihamdan zarar görecek durumda olmak, mazereti nedeniyle şeytan taşlamayı tamamlamadan Mekke’den ayrılmak mecburiyetinde olmak ve benzeri durumlar meşru mazerettir. Bu tür mazereti olan kimseler taşlarını vekâleten başkalarına attırabilirler. Vekil olanlar, önce kendi taşlarını, daha sonra vekil olduğu kimselerin taşlarını atarlar (Nevevî, el-Mecmû’, VIII, 218-221).
80. Cemre-i Akabe/Akabe cemresi bayramın ilk günü gece yarısından önce taşlanabilir mi? Taşlanamazsa taşlayan kimsenin ne yapması gerekir?
Cemre-i Akabe/Akabe cemresi bayramın ilk günü gece yarısından önce taşlanamaz. Bu taşların atılma zamanı; Hanefî mezhebine göre, bayramın birinci günü fecr-i sâdıktan itibaren başlar, ikinci gün, fecr-i sâdığa kadar devam eder. Taşlar bu zaman diliminde atılmazsa dem (küçükbaş hayvan) gerekir.
İmam Ebû Yusuf ile İmam Muhammed’e göre, vaktinde atılamayan taşlar, bayram sonuna kadar kaza olarak atılabilir ve bundan dolayı ceza da gerekmez (Serahsî, el-Mebsût, IV, 64).
Şâfiî ve Hanbelî mezheplerine göre ise, Akabe cemresine taş atma, arefe gününü bayramın birinci gününe bağlayan gece yarısından itibaren başlar, aynı gün güneşin batışına kadar devam eder.
Bu zaman diliminde atılması gereken taşlar bayramın dördüncü günü güneş batıncaya kadar atılsa geçerli olur ve her hangi bir ceza da gerekmez (Remlî, Nihâyetü’l-muhtâc, III, 307-308).
81. Vaktinde atılamayan taşların kazası nasıl yapılır?
Şeytan taşlamada, her günün taşının kendi vakti içinde atılması esastır. Ancak herhangi bir sebeple vaktinde atılmayan taşların taş atma süresi içinde kaza edilmesi vâciptir. Taş atma süresi, bayramın dördüncü günü, güneşin batması ile son bulur.
İmam Ebû Hanîfe ve İmam Mâlik’e göre, vaktinde atılmayan taşlar, taşlama günleri içinde kaza edilse bile cezası düşmez. Ebû Yusuf ve İmam Muhammed’e göre ise taş atma süresi içinde kaza edildiği takdirde cezası düşer (Serahsî, el-Mebsût, IV, 64-65).
Şâfiî ve Hanbelîler’e göre ise vaktinde atılmayan taşlar, bayramın dördüncü günü güneş batmadan önce atıldığı takdirde, kaza değil, eda sayılır. Bu gecikmeden dolayı ceza da gerekmez (Remlî, Nihâyetü’l-muhtâc, III, 307-308).
82. Hedy kurbanının -çeşitlerine göre- kesim vakti ne zamandır?
Temettu ve Kıran hedyleri (kurbanları), Hanefî mezhebine göre kurban bayramının ilk üç gününde kesilir. Daha önce kesilemez. Tehir edilerek daha sonra kesilmesi durumunda, Ebû Hanîfe’ye göre, ceza olarak ayrıca bir küçükbaş hayvan (dem) daha kesmek gerekir. İmam Muhammed ve Ebû Yusuf’a göre ise tehirden dolayı ceza gerekmez (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, IV, 39, 40).
Şâfiî mezhebine göre temettu hedyi, umreyi tamamladıktan sonra hac için ihrama girmeden önce kesilebilir. Bu hedyin kesiminin son vakti yoktur. Ancak kurban bayramında kesilmesi daha faziletlidir (Nevevî, el-Mecmû’, VII, 183-184).
Nafile olarak kesilen hedy, Hanefîlere göre kurban bayramı günlerinde kesilmesi efdal olmakla birlikte, daha önce de kesilebilir (Mergınânî, el-Hidâye, II, 492; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, IV, 39). Bunların dışındaki, adak ve ceza hedyleri, bunları vacip kılan sebebin vukuundan sonra ister bayram günlerinde isterse diğer günlerde kesilebilir (Mergınânî, el-Hidâye, II, 492; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, IV, 39).
Şâfiîlere göre ceza hedyi, sebebin vukuundan itibaren hem bayram günlerinde hem başka zamanlarda kesilebilirken, adak hedyi ve tatavvu (mendup) hedyi, ancak bayram günlerinde kesilebilir (Nevevî, el-Mecmû’, VII, 481-482).
Şâfiîlere göre fevat (ihrama girdiği halde Arafat vakfesine yetişemeyen kişinin ertesi yıl hac edip, kesmesi gereken) hedyi, haccın kaza edildiği yılda kesilir. Hanefîlere göre ise fevat dolayısıyla hedy kurbanı kesmek gerekmez (Nevevî, el-Mecmû’, VII, 482; Mergınânî, el-Hidâye, II, 478).
Muhsar (ihrama girdikten sonra kendi iradesi dışında gerçekleşen bir engel dolayısıyla hacca veya umreye gidemeyen) kişi o sene hac yapamayacağına kanaat getirdikten sonra hemen ihsar hedyini keser ve ihramdan çıkar. Ancak Hanefîlerden Ebû Yusuf ve Muhammed’e göre ihsar hedyi ancak bayramın ilk üç gününde kesilir. İhsar hedyinin Harem bölgesinde kesilmesi Hanefîlere göre gerekli iken Şâfiîlere göre gerekli değildir (Mergınânî, el-Hidâye, II, 471).
HACCA BEDEL GÖNDERMEK
83. Vekâlet yoluyla hac yapılabilir mi? Şartları nelerdir?
Kendisine hac farz olmuş birisi sağlık, yaşlılık vb. bir sorun sebebiyle bizzat hacca gidemeyecek durumda olursa başka birisini bedel göndererek, vekâlet yoluyla hac yaptırabilir. Böyle kişilerin, hayatta iken birini vekil (bedel) olarak göndermesi mümkün olduğu gibi, mirasçılarına, ölümünden sonra kendi adına bedel haccı yaptırılmasını vasiyet etmeleri de mümkündür (Kâsânî, Bedâî’, II, 212). Bu hüküm hadislere dayanmaktadır. Hz. Peygamber (s.a.s.), ölen yakınları veya yaşlı büyükleri yerine hac yapıp yapamayacaklarını soran kişilere, söz konusu yakınları için hac yapabileceklerini belirtmiştir (Buhârî, Hac, 1; Müslim, Hac, 407; Tirmizî, Hac, 86-87; İbn Mâce, Menâsk, 9-10).
Bir kişinin kendi yerine vekil (bedel) göndererek hac yaptırabilmesi için şu şartların bulunması gerekir:
1. Adına haccedilecek (bedel gönderecek) kişiye, önceden hac farz olmuş olmalıdır.
2. Adına haccedilecek kişi vefat etmiş olmalı veya yaşlılık, iyileşme ümidi olmayan bir hastalık gibi sebeplerle, bizzat haccetmekten devamlı olarak âciz olmalıdır.
3. Bedel gönderilecek kişi müslüman, akıl sağlığı yerinde, ergenlik çağına ulaşmış bir kişi olmalıdır.
4. Bedel gönderilen kişinin hac masrafı, gönderen tarafından karşılanmalıdır.
5. Vekil için, hac masrafları haricinde bir ücret şart koşulmamalıdır.
6. Adına haccedilen kişi, kendisi için haccetmesini vekilden istemiş olmalıdır. İzin veya vasiyeti olmadan, bir kimse adına başkası tarafından yapılan hac ile, o kimse üzerindeki hac borcu ödenmiş olmaz. Ancak, mirasçının, mûrisi adına yaptığı hac, bu hükmün dışındadır. Ölmüş bulunan mûrisin vasiyeti bulunmasa bile, varisin onun adına yaptığı hac geçerlidir.
7. Vekil, haccı bizzat kendisi yapmalıdır.
8. Vekil, ihrama girerken sadece gönderen adına niyet etmelidir.
9. Vekil, gönderenin isteğine uymalı, onun istediği haccı yapmalıdır.
10. Vekil, gönderen adına yapılacak menâsiki tamamlamadıkça kendisi için umre yapmamalıdır (Kâsânî, Bedâî’, II, 212-215; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, IV, 14-18).
Vekil hacca giderken, vekâlet verenin bulunduğu yerden yola çıkar. Dolayısıyla Türkiye’de yaşayan bir kişi, Mekke’de bulunan bir kişiyi vekil tayin edemez.
84. Bedel olarak hacca giden kişi kendi adına kurban kesmeli midir?
Mekke dışından hacca gelen kimseler, ister kendi adlarına isterlerse bedel olarak hac yapıyor olsunlar, udhiyye kurbanı dediğimiz kurban bayramına mahsus kurbanı kesmekle mükellef değildirler (Kâsânî, Bedâî’, V, 63). Ancak, nafile olarak udhiyye kurbanı kesmek isteyen hacılar, bu kurbanı Mekke’de kesebileceği gibi memleketlerinde de kestirebilirler.
85. Hacca gitmemiş bir kimse, başkasının yerine bedel olarak hacca gidebilir mi?
Daha önce hac yapmamış bir kişi, vekil (bedel) olarak hacca gidebilir. Hz. Peygamber (s.a.s.)’in, ölen yakınları veya yaşlı büyükleri yerine hac yapıp yapamayacaklarını soran kişilere, herhangi bir kayıt koymaksızın onların yerine hac yapabileceklerini belirtmesi ve bedel olarak gidecek kimsenin daha önce hac yapmış olması şartından bahsetmemesi, bu hükmü desteklemektedir (Buhârî, Hac, 1; Müslim, Hac, 407; Tirmizî, Hac, 86-87; İbnMâce, Menâsk, 9-10).
Bununla birlikte, hacca bedel olarak gönderilecek kimsenin, tecrübe edinmiş olması açısından daha önce hac yapmış bir kimse olmasını tercih etmek daha uygundur. Şâfiîlere göre ise daha önce hacca gitmemiş birisinin vekil olarak hacca gitmesi caiz değildir. (Kâsânî, Bedâî’, II, 213).
86. Bir kimse aynı yıl içinde hem kendisi için asaleten, hem de başkası için vekâleten hac yapabilir mi?
Bir sene içerisinde sadece bir hac yapılabilir ve bir hac, iki kişi adına geçerli olmaz. Dolayısıyla bir kimsenin aynı yıl kendi adına asaleten, başkası adına da vekâleten hac yapması geçerli değildir. Başkasından vekâlet alan kişi, kendisi için de hacca niyet ettiğinde, müvekkilinin emrinden çıktığı için, vekâlet geçersiz hale gelmiştir, kendisi için hac yapmış olur. Bu durumda müvekkilinden aldığı parayı iade etmesi gerekir (Kâsânî, Bedâî’, II, 213-214).
87. Hac yapmaya sağlık nedeniyle gücü yetmeyen kişi, vekâleten hac yaptırmak yerine, bu parayı sadaka olarak vermekle hac sorumluluğundan kurtulur mu?
Farz ibadetlerde asıl olan, o ibadeti kendi zamanında ve emredildiği şekliyle yapmaktır. Diğer bir ilke de, kişinin bizzat kendisinin yapmasıdır. Ancak bazı ibadetler, bazı durumlarda vekâlet yoluyla yaptırılabilir. Hac ibadetini yapamayacak derecede sağlığı bozulan veya aşırı yaşlılık nedeniyle kendisi hacca gidemeyecek durumda olanlar kendi yerine hac etmesi için masraflarını karşılayarak vekil gönderebilirler. Fakat vekil gönderecek parayı fakirlere sadaka olarak vermekle veya bir hayır kurumuna yardım yapmakla hac görevini yerine getirmiş sayılmazlar. Böyle yapanın haç borcu düşmez, sadakasının sevabını alır (Mergınânî, el-Hidâye, II, 483).
88. Hacca bedel gönderilirken, vekilin, bedel gönderen kişinin kendi memleketinden gitmesi şart mıdır? Mekke veya Medine’de yaşayan biri vekil olarak tutulabilir mi?
Nasıl ki bedel gönderen kişi hac yapsaydı kendi memleketinden giderek hac yapacak idiyse, bedel olarak gidenin de, bedel gönderenin memleketinden gitmesi gerekir. Dolayısıyla vekil gönderen kişi, yer belirlemeden, “Benim adıma hac yap.” demişse veya kendisine hac farz olduğu halde gidemeyip, “Benim için hac yapılsın.” diye vasiyet etmiş ise bu, “memleketimden hac yapılsın.” şeklinde anlaşılır. Eğer vekil, hac yolculuğu esnasında ölürse ve vasiyet de ederse; bedelin Ebû Yusuf ve İmam Muhammed’e göre vefat ettiği yerden gönderilmesi gerekir. Ancak yerine hac edilmesini vasiyet eden kişinin miras bıraktığı malının üçte biri, memleketinden giderek hac yapmaya yetmiyorsa, istihsanen, terikenin üçte birinin yettiği yerden hac yaptırılır (Mevsılî, el-İhtiyâr, I, 172). Mekke veya Medine’den vekil tutulması konusu da bu çerçevede değerlendirilmelidir.
89.Temettu haccı yapmak üzere vekil olan kimse, umreyi kendisi için yaparsa ne gerekir?
Vekil olarak gönderilen kişi, önce müvekkilin verdiği görevi yapmalı, gönderenin şartlarına muhalefet etmemelidir. Muhalefet etmesi halinde haccına devam eder ve dönüşte, aldığı parayı iade eder; haccı da kendi adına yapmış olur (Kâsânî, Bedâî’, II, 212-215).
Ancak vekil olan kişi hac menâsikini tamamladıktan sonra ilave masrafları kendisi karşılaması şartıyla dilerse kendi adına umre yapabilir.
90. Arafat’tan önce komada olup ölmek üzere olan hacı adayı için bulunduğu yerden bedel tayin edilebilir mi?
İyileşme ve komadan çıkma ümidi kalmamış hastalar adına bulunduğu yerden bedel tayin edilebilir.
91. Bedel hac için gelen kimse hangi hacca niyet etmelidir?
Vekil, gönderen kişinin (müvekkilin) belirlediği hacca niyet etmelidir. Müvekkil, hac çeşitlerinden birini belirtmeksizin, sadece “hac yapmasını” söylemiş ise; vekil ifrada niyet etmelidir; “dilediğini yap” diyerek serbest bırakmış ise, dilediğine niyet edebilir (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, IV, 14-18).
HAC İBADETİYLE İLGİLİ DİĞER KONULAR
92.Uzak ülkelerden gelenlerin Arafat vakfesinden önce veya sonra Mekke’de bulundukları süre içinde seferîlik durumları nedir?
Mekke’de, Arafat vakfesi öncesinde Hanefî mezhebine göre on beş gün veya daha fazla, diğer mezheplere göre giriş ve çıkış günleri hariç dört gün veya daha fazla kalacak olan kimse, mukîm sayılır, hem Mekke’de hem de Arafat’ta namazlarını tam kılar. Bu sürelerden daha az kalacak olan ise seferî sayılır ve dört rekâtlı namazları iki rekât olarak kılar (Kâsânî, Bedâî’, I, 98). Arafat vakfesinden önce Mekke’de seferî olanlar ise, Arafat’ta da misafirdirler. Kısa ifadesiyle, Mekke’de mukîm olan kişi, Arafat’ta da mukîm; Mekke’de seferî olan kişi, Arafat’ta da seferidir. Vakfeden sonra Mekke’de yukarıda belirtilen süreler kadar veya daha fazla kalacak olurlarsa, bu süre içerisinde mukîm sayılırlar. Aksi halde seferî olmaya devam ederler.
Cemaatle kılınan namazlarda imam mukîm ise namazları tam kıldırır. Cemaat misafir de olsa imama uyarak namazı tam kılar. Arafat, Müzdelife ve Mina’da da hüküm aynıdır.
93.Hac ibadeti üzerine farz olan bir kimse, bu vazifesini yapmadan vefat ederse, varisleri bu durumda ne yapmalıdırlar?
Zengin olup da hacca gidemeden ölen bir kimse, bıraktığı maldan kendi yerine, hac yapılmasını vasiyet etse ve terikenin üçte biri bunun için yeterli ise, varisleri tarafından bu vasiyet yerine getirilir (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, IV, 24, 25, 30, 31). Zira Hz. Peygamber (s.a.s.) haccetmeyi adayıp da haccedemeden ölen kadının yerine haccetmek isteyen kızına izin vermiştir (Buhârî, Cezâü’s-sayd, 22;Nesâî, Menâsiku’l-Hac, 78). Böyle bir vasiyette bulunmamışsa, varislerinden herhangi birisi kendi malından onun adına hac yapabilir. Bu durumda inşallah ölenin hac borcu düşer (Semerkandî, Tuhfe, II, 427;Kâsânî, Bedâî’, II, 213). Nitekim Hz. Peygamber (s.a.s.) insanlara olan borcun ödenmesi gereğini delil göstererek Allah’a karşı olan hac borcunun da mirasçıları tarafından ödenmesi gerektiğini söylemiştir (Nesâî, Menâsiku’l-hac, 8-9; Dârekutnî, es-Sünen, III, 299).
94.Üzerine hac ibadeti farz olduğu halde haccetmeden ölen bir kimse, varislerinin hac parası kadar bir miktarı fakirlere vermeleriyle bu görevinden muaf olur mu?
Kişi kendisine farz olan hac ibadetini öncelikle bizzat yerine getirmekle yükümlüdür. Diğer taraftan ibadetler, ancak emredildikleri biçimiyle eda edilirler. Zengin olup da hac farizasını yerine getiremeden ölen kişi, varislerine kendisi için haccedilmesini vasiyet ederse varisleri tarafından bu vasiyeti yerine getirilir. Böylece ölen kişi hac farizasını yapmış sayılır (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, IV, 20, 24, 25, 30, 31). Vasiyet etmemişse, varisleri dilerlerse onun adına hac yapabilirler. Varislerinin hac etme veya ettirme yerine bunun parasını fakirlere sadaka olarak vermeleriyle bu sorumluluk yerine getirilmiş olmaz. Bu itibarla hac yerine sadaka veren kişi hac ibadetini yerine getirmiş sayılmaz (Kâsânî, Bedâî’, II, 213).
95.Ölü adına hac yapılabilir mi?
Üzerine hac farz olup da, bunu yerine getiremeden ölen kişi, vasiyet etmişse ve bıraktığı mirasın üçte biri, bir kişinin hacca gidip gelmesine yetiyorsa, vasiyetinin yerine getirilmesi gerekir. Vasiyet etmemişse, varisleri isterlerse onun adına hac yapabilirler (Kâsânî, Bedâî’, II, 213; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, IV, 24, 25, 30, 31). Nitekim Hz. Peygamber (s.a.s.) hacca gitmeyi adayan ancak bunu gerçekleştiremeden ölen kimse için bu borcun yerine getirilmesini varislerine tavsiye etmiştir (Buhârî, Cezâü’s-sayd, 22; Nesâî, Menâsiku’l-Hac, 7).
96.Suudi Arabistan’da kurban bayramı bizden önce veya sonra yapılması halinde bizim yaptığımız hac ibadeti geçerli olur mu?
Kur’ân-ı Kerim’de güneş ve ayın bir hesaba göre hareket ettiği (Rahmân 55/5), bunların diğer fonksiyonlarının yanında aynı zamanda birer hesap ölçüsü de kılındığı (En’âm 6/96), yılların sayısını ve hesabı bilmemiz için aya menziller tayin edildiği (Yûnus 10/5), gökler ve yer yaratıldığı zaman on iki ay meydana gelecek şekilde bir nizam konduğu (Tevbe 9/36) ayın, yeryüzünden hilal şeklinde başlayıp kademe kademe farklı şekillerde görülmesinin insanlar ve hac için vakit ölçüleri olduğu (Bakara 2/189) belirtilmektedir.
Fakihlerin çoğunluğuna göre; kamerî aylar, ayın güneş battıktan sonra, yeryüzünün herhangi bir yerinden hilal halinde çıplak gözle görülmesi veya görebilecek halde mevcut olmasıyla başlar (Buhârî, Savm, 5). Günümüzde ayın hilal halinde nerede ve ne zaman görülebileceği, hatasız olarak, hesapla tespit edilebilmektedir. Yurdumuzda ve İslâm ülkelerinin çoğunda hesaplamalar, hilalin dünyanın neresinde olursa olsun görüleceği dikkate alınarak yapılmakta ve takvimler bu hesaplamalara göre düzenlenmekte; bayramlar da buna göre belirlenmektedir. Bazı İslâm ülkeleri ise, kamerî aybaşlarının tespitinde, ayın hilal şeklinde gökyüzünde görülebilecek halde bulunması zamanını değil, kavuşum anını esas almaktadırlar. Ayrıca kimi ülkeler, ihtilâf-ı metâli’a itibar etmekte yani hilalin dünyanın herhangi bir yerinde görülmesini veya görülebilirliğini değil, kendi ülkelerinde görülebilirliğini dikkate almaktadırlar. İslâm âleminde zaman zaman bizden bir gün önce veya bir gün sonra bayram yapan ülkelerin bulunması bu sebepledir. Bu tür ictihat farklılığından doğan farklı uygulamalar kimsenin ibadetine zarar vermez. Bu nedenle de Suudi Arabistan’da bulunanlar o günlerde bu ülkenin uygulamalarına göre hareket ederler. Dolayısıyla oranın hesabına göre yapılan hac ibadeti geçerlidir.
97.Hac ibadeti belli bir mevsimde mi yapılmalıdır? Senenin diğer günlerinde de yapılabilir mi?
Dünyanın yaratılmasından itibaren ayların sayısı 12 olarak takdir edilmiştir (Tevbe 9/36). Zamanın tayininde, özellikle hac, oruç, kurban ve zekât gibi ibadetlerin vakitlerinin belirlenmesinde hilal bir kıstastır (Bakara 2/189; Yûnus 10/5; İsra 17/12). Bu itibarla, söz konusu ibadetlerin yerine getirilmesinde kameri yıl esas alınmaktadır.
İbâdetler tamamen Allah’ın emrettiği zaman, şekil ve ölçülerde yapılır. Bu ibadetlerin yapılacağı zaman ve şekil konusunda aklın hiç bir müdahalesi olamaz. Ayet-i kerimede “Hac (ayları) bilinen aylardır. Kim o aylarda hacca başlarsa, artık ona hacda cinsel ilişki, günaha sapmak, kavga etmek yoktur.” (Bakara 2/197) buyurularak, hac aylarına işaret edilmiş ve bu aylarda hacca niyet edilip, başlanılabileceği vurgulanmıştır. Hacla ilgili ayetler ve Hz. Peygamber (s.a.s.)’in sünneti birlikte değerlendirildiğinde; hac yapacak kişinin, hac ayları içerisinde ihrama girerek hacca başlaması gerekir. Haccın rükünlerinden olan Arafat vakfesi, Zilhiccenin 9. günü zevâlden itibaren başlayıp 10. günü tan yerinin ağarmasına kadar devam eden süre içerisinde yapılır. Aynı gece güneş doğuncaya kadar Müzdelife vakfesi de yapılmalıdır.
Haccın vaciplerinden olan Şeytan taşlamanın (remy-i cimârın) zamanı, Zilhiccenin 10, 11, 12 ve 13. günleridir. Bu menâsikin başka zamanlarda yapılması caiz değildir. Haccın diğer rüknü olan ziyaret tavafının vakti ise, Arafat vakfesinden sonra başlayıp ömrün sonuna kadar devam eder. Sünnete uygun olan ise ziyaret tavafının bayramın ilk üç günü içerisinde yapılmasıdır.
Sonuç olarak, konu ile ilgili ayetlerin bütünlüğü ve Hz. Peygamber (s.a.s.)’in sünneti göz önünde bulundurulduğunda hac “bilinen aylarda” yani Şevval, Zilkade ve Zilhicce ayları içerisinde, vakfesi Zilhiccenin 9. (arefe) gününde olmak üzere yılda bir defa yapılabilen bir ibadettir. Bu itibarla, belirtilen bu zaman dilimi dışında ihrama girilerek ve diğer farzlar yerine getirilerek hac vazifesi veya hac ibadeti yerine getirilemez.
98.Hacca giderken helallik almanın dinî hükmü nedir?
Dinimiz, kul haklarına çok önem vermiş ve inananların bu haklara karşı duyarlı ve saygılı olmalarını emretmiştir. Ayrıca kul hakkı ihlalinde, hakkı ihlal edilen affetmedikçe, hiç kimse tarafından affedilemeyeceği de belirtilmiştir. Veda hutbesinde Hz. Peygamber (s.a.s.); “Ey insanlar, sizin kanlarınız, mallarınız, (ırzlarınız) kişilikleriniz rabbinize kavuşuncaya kadar birbirinize haramdır (dokunulmazdır).” (Buhârî, Hac, 132) buyurmuştur.
Rasûlüllah (s.a.s.) ayrıca şöyle buyurmuştur: “Kimin yanında kardeşine ait haksız alınmış bir hak varsa, o haksızlıktan dolayı hak sahibiyle helâlleşsin. Gerçek şu ki, kıyamette hiçbir altın ve hiçbir gümüş yoktur. Kardeşinin hakkı için kendi sevaplarından alınmadan evvel, dünyada onunla helâlleşsin. Ahirette zalimin o hakkı karşılayacak sevapları bulunmazsa, kardeşinin günahlarından alınır da o zalimin üzerine atılır.” (Buhârî, Rikâk, 48)
Hacca giden kişinin yolculuğa başlamazdan önce çevresindekilerle helâlleşmesi, haccın adabındandır. Helâlleşmeden hacca gitse; helâlleşme haccın sıhhatinin şartlarından olmadığı için haccın geçerliliğine zararı olmaz.
99.Veda haccı ve veda hutbesi nedir?
Veda haccı, Hz. Peygamber (s.a.s.)’in Medine’ye hicretinin 10. yılında (632) yapmış olduğu ilk ve son haccıdır. Hz. Peygamber (s.a.s.), yüz bini aşan sahabîye bu hac sırasında yaptığı konuşma ile veda etmiş, İslâm’ın temel ibadetlerinden biri olan hac ibadetinin yapılış şeklini öğretmiştir. Hac sırasında Hz. Peygamber (s.a.s.)’in ashabına yaptığı tarihî konuşmasına “veda hutbesi” denir. Temel hak ve hürriyetler açısından, çok önemli olan bu hutbe, hadis kitaplarında bölümler halinde nakledilmiştir(Buhârî, Hac, 132; Müslim, Hac, 147; Tirmizî, Buyû, 39, Vesâyâ, 5; İbn Mâce, Vesâyâ, 6; İbn Hanbel, Müsned, XVIII, 285.). İslâm tarihi kaynakları, hadis kaynaklarından toplanmış şekilde hutbenin bütününü aktarırlar(İbn Hişâm, es-Sîre, II, 601, 604).
Hz. Peygamber (s.a.s.), İslâm’ın özeti olarak sunduğu veda hutbesiyle; câhiliye devrine ait bütün kötü âdet ve gelenekleri yıkmıştır. Temel hak ve hürriyetlerle ilgili hükümleri bildirmiştir. Bütün insanların Âdem’in çocukları olduğunu ifade ile evrensel insan haklarına işarette bulunmuştur. Irk, renk ve sınıf üstünlüğünü reddederek, tüm insanlığa rehber olacak örnek bir eşitlik anlayışını tarihe kaydetmiştir. Zinanın ve aile hayatına zarar verecek her şeyin yasaklandığını haber vermiştir. Aile hayatında erkek ve kadının birbirlerine karşı hak ve vazifelerinin bulunduğunu, kadınlara iyilik ve şefkatle muamele edilmesi gerektiğini açıklamıştır. Ekonomik ve sosyal hayatı felce uğratan fâizin haram kılındığını, her türlü kan davasının kaldırıldığını ilân etmiştir. Vasiyet, borç ve kefalet, takvim düzeni hakkındaki hükümlerle birlikte; nesebin öz babadan başkasına nispet edilmesinin kötülüğünü ifade etmiştir. Herkesin can, mal ve haysiyetinin her türlü tecavüzden korunduğunu, her türlü haksızlığın yasaklandığını ve cezaların şahsî olduğunu belirtmiştir. Kısaca, önemli dinî kuralları, temel hak ve görevleri, duygusal, etkili ve veciz bir şekilde orada bulunan insanlara öğütleyerek, kendilerine emanet olarak bıraktığı Kur’ân ve Sünnet’e sarıldıkları müddetçe sapıklığa düşmeyeceklerini müjdelemiştir. En sonunda orada hazır bulunanların, dinlediklerini başkalarına aktarmalarını istemiştir. (İbn Hişâm, es-Sîre, II, 602- 604)
100. Mescid-i Nebevî’de kırk vakit namaz kılmanın hükmü nedir?
Hac ve umre ziyareti için Medine-i Münevvere’de kalınan süre içinde beş vakit namazın Mescid-i Nebevî’de kılınmasına özen gösterilir. Hz. Peygamber, Mescid-i Nebevî’de kılınacak bir namazın, Mescid-i Haram hariç diğer mescidlerde kılınan bin namaza denk geldiğini bildirmiştir (Buhârî, Fazlü’s-salât, 1). Halk arasında Medine’de sekiz gün kalıp kırk vakit namaz kılmanın gerekli olduğu kanaati yaygın hale gelmiştir. Bu kanaatin dayanağı, sıhhati tartışmalı olmakla birlikte, Hz. Peygamber (s.a.s.)’den rivayet edilen şu hadistir: “Kim benim şu mescidimde, bir tek vakti geçirmeksizin kırk vakit namaz kılarsa, kendisi için cehennemden berat ve azaptan kurtuluş yazılır. O kişi nifaktan da uzak olur.” (İbn Hanbel, Müsned, XX, 40; Taberânî, el-Mu‘cemü’l-evsat, II, 22.)
Hadis âlimleri, gerek senet gerekse metin açısından bu rivayetin sıhhatinin tartışmalı olduğunu ifade etmişlerdir (bk.Elbânî, ed-Da‘îfe, I, 540;Rufâî, el-Ehâdîs, s. 435-436 ). Fıkıh eserlerinde de hacı adaylarının Mescid-i Nebevî’de kırk vakit namazı ihmal etmemeleriyle ilgili vurgulu hükümler yer almamıştır. Bu bağlamda kırk vakit namaz konusuyla ilgili şu hadisin metin itibariyle daha sahih olduğu bilinmektedir: “Kim ilk tekbire yetişmek kaydıyla kırk gün cemaatle namaz kılarsa o kimse için iki şeyden beraat gerçekleşir: Cehennem ateşinden ve nifaktan” (Tirmizî, Salât, 66).
Buna göre Medine’de kalış zamanı yeterli olan kişilerin, sayı hesabı yapmaksızın Hz. Peygamber (s.a.s.)’in mescidinde, onun Ravza’sının yanında cemaatle namaz kılmaya devam etmeleri yerinde bir davranış olacaktır. Fakat organizasyon açısından daha kısa sürelerde kalmak zorunluluğu doğarsa bu da anlayışla karşılanmalı ve kırk vakit kılamamanın bir eksiklik olacağı zannedilmemelidir. Zira Mescid-i Nebevî’de kırk vakit namaz kılmak, haccın ne farzı ne vacibi ne de sünnetidir. Dolayısıyla haccın tamamlanmasının bu namazlara bağlanmaması gerekir.
101. Hacca giden kişilere “hacı” demek ve onlara böyle hitap etmekte bir sakınca var mıdır?
Hac ibadetini yerine getirenlere “hacı” unvanının verilmesi dinî değil, örfî bir uygulamadır ve genellikle tanıtma, başkalarından ayırt etme amacına yönelik olarak kullanılır. Bu sebeple hacca giden kimselere “hacı” diye hitap edilmesinde dinen bir sakınca bulunmamaktadır. Ancak bu sıfatla anılmak bir kimseyi ayrıcalıklı olduğu, toplum içinde farklı bir yerde tutulması gerektiği düşüncesine götürmemelidir. Kişiler de kendileri için bu sıfatın kullanılmasını beklememeli ve bununla farklı oldukları zehâbına kapılmamalıdırlar.
102. Mekke ve Medine’nin kutsallığına inanarak oralardan toprak veya taş getirmenin bir sakıncası var mıdır?
Mescid-i Haram, Meş’ar-i Haram, Arafat ile Mescid-i Nebevî başta olmak üzere Mekke ve Medine hac ile ilgili rükün ve şartların ifa edildiği yerler olması bakımından müslümanların gönlünde belli bir kutsallığa sahiptir. Bu kutsallık o bölgelerin taşına, toprağına, bitkisine ve hayvanına değil; bizzat mekânların kendisine yöneliktir. Böyle olduğu içindir ki, Harem’in taşı ve toprağından hem Harem bölgesinde hem de dışında yararlanmak caizdir. Hicaz’dan teberrük amacıyla toprak veya taş getirmenin herhangi bir dayanağı yoktur. (Serahsî, el-Mebsût, XXX, 161). Âlimlerin büyük çoğunluğu bunu doğru bulmamış, hatta bir kısmı bunun haram veya mekruh olduğunu bile söylemişlerdir (Nevevî, el-Mecmû’, VII, 458-460).
103. Kurban bayramı günlerinde umre yapılabilir mi?
Haccın ancak hac aylarında yapılabilmesine karşılık umre için belirlenmiş her hangi bir zaman yoktur. Arefe ve bayram günleri (teşrik tekbirlerinin getirildiği 5 gün) dışında her zaman umre yapılabilir. Arefe günü sabahından bayramın 4. günü güneş batıncaya kadarki süre içinde ise umre yapmak tahrîmen mekruhtur. Çünkü bu günler hac menâsikinin yapıldığı günlerdir (Kâsânî, Bedâî’, II, 227).
Şâfiî, Mâlikî ve Hanbelî mezheplerine göre hac yapmaya niyetli olmayanlar teşrîk günleri dâhil yılın her gününde umre yapabilirler (Nevevî, el-Mecmû’, VII, 138-139; Karâfî, ez-Zehîra, III, 203).
Mâlikî mezhebine göre hac yapmaya niyetli olanlar bayramın 4. günü güneş batıncaya kadar, Şâfiî mezhebine göre ise veda tavafı dışında haccın bütün menâsiki tamamlanmadıkça umre yapamazlar (Zuhaylî, el-Fıkhu’l-İslâmî, III, 67-68).
104. Hac ve umre görevlerini yaparken belli duaları okumanın hükmü nedir?
Kur’ân-ı Kerim’de geçen veya Hz. Peygamber (s.a.s.) ile ashaptan rivayet edile gelen duaları okumak, yerinde ve daha uygun olsa da bu duaları aynen okumak zorunlu değildir. Arzu edenler bu dualardan yararlanabileceği gibi, önceden bildiği ve devam etmekte olduğu duaları da okuyabilir. Arapça okumayı bilmediği için kitaplarda yer alan duaları telaffuz edemeyen veya telaffuzda güçlük çekenler, okumak istedikleri duanın Türkçesini de okuyabilirler. Esasen kişinin Yüce Yaratıcıya gönlünü açıp yakarmasında en güzel yol, kişinin içinden geldiği gibi dua etmesidir.
105. Bankada vadeli hesapta bekletilen para ile hac yapılır mı?
İslâm dini kişilerin meşru işlerle uğraşmalarını ve geçimlerini helâl yollardan elde etmelerini önerir. İbadetler de öncelikli olarak helâl kazanç ile ifa edilmelidir. Bankada vadeli hesapta bekleyen paranın aslı helal mal olduğu için bu para ile hacca gidilebilir. Ancak bu yolla elde edilen faiz gelirlerinin sevap beklemeksizin fakirlere veya hayır kurumlarına dağıtılması ve tövbe edilmesi gerekir.
106. Görevli bir kimse ölen bir yakını için hac yapabilir mi?
Bedel haccın geçerlilik şartlarından birisi de hac masraflarının, adına hac yapılan kişi tarafından karşılanmasıdır. Buna göre hac organizasyonunda görevli olan bir kimse, masraflarını gönderenden alarak bir başkası adına bedel haccı yapamaz. Çünkü görevlilerin bütün masrafları hac organizasyonu tarafından karşılanmaktadır.
Ancak görevli bir kimse, farz haccı eda etmeden ölmüş olan veya vekâlet vermesi şartıyla hacca gidememe özrü süreklilik arz eden anne, babası gibi yakınlarının yerine ücret almaksızın hac yapabilir (Kâsânî, Bedâî’, II, 213).
107. Hacca görevli gidip, masrafları ilgili kurum tarafından karşılanan görevli aynı zamanda başkası adına vekâleten hac yapabilir mi?
Hac hem bedenî hem de mâlî bir ibadettir. Vekil (bedel) tarafından yapılan hac ile, bedel gönderen kişinin üzerine farz olan hac borcunun ödenmiş sayılabilmesi için, vekilin hac masraflarının, kendisini bedel gönderen kişi tarafından karşılanması gerekir. Eğer bir kimse birisini hac yapması için vekil etse, fakat vekil masraflarını kendi parasından karşılasa bu hac, vekâlet verenin değil, masrafını karşılayan kişinin kendisinin olur; başkasının üzerindeki farz hac, yerine gelmiş olmaz (Kâsânî, Bedâî’ II, 213). Ayrıca, bedel olarak hacca giden kimsenin, bedel gönderenden hac masrafları dışında bir ücret almasının caiz olmadığı, hac masrafları için aldığı parayı hac boyunca harcadıktan sonra geri kalan miktarı, kendisini gönderene iade etmesi gerektiği hususu fıkıh kaynaklarında açıkça belirtilmektedir (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, IV, 17-20).
Bu itibarla, hac masrafı ve harcırahı, Diyanet İşleri Başkanlığı ya da herhangi bir şirket tarafından karşılanmak suretiyle hacca görevli giden bir kimsenin, başkaları adına hac yapması caiz değildir.
108. Görevli olarak giden kişinin yaptığı hac kendi adına geçerli olur mu?
Görevli olarak hacca giden kimse, ister zengin ister fakir olsun yaptığı hac kendi adına geçerlidir. Yaptığı görev karşılığında para alması bunu değiştirmez. Eğer kendisine hac daha önceden farz olmuş idiyse, farz olan haccı eda etmiş olur. Kendisine daha önce hac farz olmamışsa haccın farz olması için şart olan “yol (imkan) bulma” şartı gerçekleştiği için, farz haccı eda etmiştir. Daha sonra, maddi açıdan hacca gidecek güce sahip olsa bile yeniden hacca gitmesi gerekmez (Kâsânî, Bedâî’, II, 120).
KADINLARLA İLGİLİ HÜKÜMLER
109. Evli bir kadın, kocasının iznini almadan hac veya umreye gidebilir mi?
Dinimizde farz olan ibadetler, gerekli şartları taşıyan kadın erkek herkesin yapması gereken bireysel ibadetlerdir. Bu ibadetleri yapması için eşlerin birbirlerine engel olmaları caiz değildir. Ancak Hanefî ve Hanbelî mezheplerine göre bir kadına haccın farz olması için gidip gelinceye kadar yeterli maddi imkânlara sahip olması gerektiği gibi, kendisine eşlik edecek bir mahreminin bulunması da gerekir (İbnü’l-Hümâm, Feth, II, 425; İbn Kudâme, el-Muğnî, V, 30-31). Şâfiîlere göre üç veya daha fazla güvenilir kadın, yanlarında eş veya mahremleri olmasa da hacca gidebilir. Mâlikî mezhebine göre ise bir kadın, güvenilir bir grup içerisinde olması halinde tek başına gidebilir. Ancak kadınlardan oluşan bir grup içinde olması tavsiye edilir (İbn Kudâme, el-Muğnî, V, 30-31; Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, I, 681-682; Dusûkî, Haşiye, II, 9-10).
Bu itibarla, evli bir kadının kendisiyle birlikte gideceği bir mahremi yoksa hacca gitmesi uygun olmadığı gibi, Şâfiî ve Mâlikî mezheplerini taklid ederek gidecekse kocasının iznini alması gerekir. Ancak yanında bir mahremi varsa, ve diğer şartları taşıyorsa kocası, kadının farz olan hacca gitmesine engel olamaz. Buna hakkı yoktur (İbn Kudâme, el-Muğnî, V, 31). Umre farz olmadığı için, yanında mahremi olsa bile kocasının izni olmadan bir kadın umreye gidemez.
110. Özel hali sebebiyle umresini yapamayan kadın, doğrudan Arafat’a çıkabilir mi?
Hanefî mezhebine göre, temettu haccı yapmak üzere umre ihramına girdikten sonra âdet gördüğü için umre tavafını yapamayan ve Arafat’a çıkma zamanına kadar temizlenemeyen kadınlar, umre ihramını iptal ederler. Arafat’a çıkarken hac için ihrama girerler. Bu şekilde hareket eden kadınlar, ifrad haccı yapmış oldukları için şükür kurbanı kesmeleri gerekmez. Hacdan sonra iptal ettikleri umreyi kaza ederler. Bundan dolayı da ceza kurbanı olarak bir küçükbaş hayvan keserler (Mevsılî, el-İhtiyâr, I, 160).
Nitekim Hz. Peygamber (s.a.s.)’in Veda Haccı’nda Hz. Âişe Mekke’ye vardıktan sonra umreyi yapmadan âdet oldu. Hac zamanına kadar da temizlenemeyeceği için Hz. Peygamber, umre ihramını iptal etmesini ve Arafat’a çıkılacağında hac için ihrama girmesini söyledi. Hz. Âişe’ye hacdan sonra yapamadığı umreyi kaza ettirip bir de kurban kestirdi (Buhârî, Hayız 1).
Şâfiî, Mâlikî ve Hanbelî mezheplerine göre bu durumdaki bir kadın, umresini iptal etmez, kıran haccına niyet eder ve vakfesini yapmak üzere Arafat’a gider. Arafat dönüşünde hac ve umre niyetiyle bir tavaf ve bir sa’y yapar. Ayrıca kıran haccı için kurban keser (Nevevî, el-Mecmû’, VII, 167-168).
111. İfrad haccına niyet eden bir kadın, âdetli veya lohusa olduğu için ihrama girmeden mîkâtı geçip Mekke’ye girerse ne yapmalıdır?
Hanefî mezhebine göre ne maksatla olursa olsun, Şâfiî mezhebine göre ise hac veya umre yapmak amacıyla Harem bölgesine girmek isteyen kişinin, mîkât yerinden ihramlı geçmesi gerekir. Hac veya umreye giderken sebebi ne olursa olsun ihrama girmeksizin mîkât sınırından geçen kişi, henüz hac menâsikinden birine başlamadan önce geri dönüp âfâkîler için olan bir mîkât mahallinden ihrama girerek tekrar içeri girerse bir ceza gerekmez. Geri dönmezse, bulunduğu yerden ihrama girer ve bu davranışı sebebiyle bir koyun veya keçi kurban eder (Kâsânî, Bedâî’, II, 164-165; Nevevî, el-Mecmû’, VII, 14-20). Âdetli veya lohusa olmak ihrama girmeye engel değildir. Dolayısıyla onun da mîkât sınırlarını geçmeden ihrâma girmesi gerekir. Âdetli bir kadın, tavaf dışındaki bütün hac menâsikinde diğer hacıların bağlı olduğu hükümlere tâbidir (Buhârî, Hayız, 1).
112. Âdet geciktirici hap kullandığı halde yine de leke gören bir kadın âdetli sayılır mı?
Âdet görme çağındaki kadınlardan gelen akıntılar kan renginde olmayıp bulanık olsa bile, tercih edilen görüşe göre, ister âdet günlerinin başında ister sonunda olsun, âdet (hayız) kanından sayılır. Kadınların âdet günleri en az üç gün, en çok on gündür. İki âdet arasındaki temizlik süresi ise en az on beş gündür (Mergınânî, el-Hidâye, I, 215; Mevsılî, el-İhtiyâr, I, 36-37).
Doktorların verdikleri bilgilere göre âdet geciktirici ilaçlar her zaman etkili olmayabilir. Dolayısıyla ilaç kullanıldığı halde âdet görmek mümkün olabilmektedir. Buna göre bir kadın, âdet geciktirici ilaç kullandığı halde, bu ilaç tesirsiz kalmış ve bir önceki âdetinin bitiminden itibaren on beş gün geçtikten sonra kan renginde bir akıntı gelmiş ise ve bu akıntı en az üç gün devam ederse, âdetli sayılır. Bu akıntı on günden fazla devam ederse onuncu günden sonrası âdet akıntısı sayılmaz. Bununla birlikte kanamanın türünün belirlenmesinde en uygun yol, konunun uzmanı doktora başvurmaktır.
113. Âdetli olarak Arafat’a çıkarak vakfe yapan bir kadın şeytan taşlayıp ihramdan çıkabilir mi?
Hac esnasında âdetli olan bir kadın, tavaf dışındaki bütün ibadetlerde, diğer hacılar gibi davranır (Buhârî, Hayız, 1). Arafat ve Müzdelife vakfelerini yapıp şeytan taşladıktan sonra, diğer hacılar gibi saçından bir miktar kestirip ihramdan çıkabilir. Birinci tehallül denen bu durumda, cinsel ilişki dışındaki tüm ihram yasakları kalkar. Ziyaret tavafını ise ihramdan çıktıktan sonra âdetinin sona ermesini takip eden uygun bir zamanda yapar.
114. Âdet hali sona eren bir kadın henüz haccın sa’yini yapmadan saçını keserse, kendisine ne gerekir?
Hacda şeytanı taşlayıp kurban kestikten sonra henüz haccın sa’yini yapmadan saçını kesen kadına bir şey gerekmez.
115. Âdet hali sona eren bir kadın henüz umrenin sa’yini yapmadan saçını keserse, kendisine ne gerekir?
Umrenin tavafını yapıp, henüz sa’yini yapmadan saçını kesen kadına, dem (koyun veya keçi kesmek) gerekir (Mevsılî, el-İhtiyâr, I, 162).
Şâfiî mezhebine göre ise umre sa’yini yapmadan saçını kesen kadın ihramdan çıkmış olmaz; ihram yasağı işlemiş olur. Dolayısıyla sa’yini yapıp, saçını keserek ihramdan çıkması gerekir. Ayrıca muhayyerlik haklarından yararlanıp; ceza olarak bir dem (koyun veya keçi kesme), üç gün oruç tutma veya altı fitre miktarı sadaka verme seçeneklerinden birini tercih edebilirler (İbn Rüşd, Bidâye, I, 366).
116. Bir kadın ihramlı iken elbise değiştirebilir mi?
Hac veya umre için ihrama giren kadınların, elbiselerini çıkarmalarında veya değiştirmelerinde herhangi bir sakınca yoktur.
117. Kadınlar ihramdan çıkmak için saçlarının ne kadarını kesmelidirler?
İhramlı bir kadının ihramdan çıkmak için saçının ucundan parmak ucu kadar kesmesi yeterlidir (Kâsânî, Bedâî’, II, 141).
118. Âdetli olarak Arafat’a çıkan bir kadın, Arafat ve Müzdelife vakfelerinden sonra şeytan taşlayıp ihramdan çıkabilir mi?
Arafat ve Müzdelife’de vakfe yapmak, şeytan taşlamak ve ihramdan çıkmak için hadesten taharet şartı aranmaz. Buna göre, adetli olarak Arafat’a çıkan bir kadın Arafat ve Müzdelife vakfelerinden sonra şeytan taşlayıp saçını keserek ihramdan çıkabilir.
119. Özel halinde iken umrenin tavaf ve sa’yini yapıp, saçını keserek ihramdan çıkan kadının ne yapması gerekir?
Hadesten taharet tavafın vacibi olduğu için (Kâsânî, Bedâî’, II, 129), özel halinde iken umrenin tavaf ve sa’yini yapıp saçını keserek ihramdan çıkan kadına dem (bir koyun veya keçi kesmek) gerekir.
Şâfiî mezhebine göre ise, hadesten taharet tavafın geçerlilik şartıdır. Bu nedenle adetli olarak yapılan tavaf ve sa’y geçerli olmaz. Dolayısıyla bu durumdaki kadının temizlendikten sonra tavaf ve sa’yi yeniden yapması gerekir. Ayrıca ihramdan çıkma vakti gelmeden saçını kestiği için, muhayyerlik hakkından yararlanıp ceza olarak dem (koyun veya keçi kesmesi), üç gün oruç tutması veya altı fitre miktarı sadaka vermesi gerekir.
120. Menopoz dönemindeki kadının akıntıları ibadetlere engel olur mu?
Menopoz dönemine giren kadının gördüğü kan istihaze/özür kanı olup ibadetlere engel değildir.
121. Normal âdeti bittiği halde âdetin azami süresi bitmeden hac veya umre menâsikini yapıp saçını keserek ihramdan çıkan bir kadın daha sonra leke görürse ne yapması gerekir?
Bu durumdaki bir kadın daha sonra leke görürse bakılır; kadının gördüğü lekeler âdet halinin azami süresi (10 gün/240 saat) sonunda kesilirse bu günler de âdetten sayılır. Bu durumda kadın tavafın vaciplerinden olan temizlik şartına uymamış olacağından ceza olarak bir koyun veya keçi keser. Eğer bu lekeler âdet halinin azami süresi olan 10 gün/240 saat sonunda kesilmez ise, normal adet gününden sonra gelen akıntı, istihaze/özür kanı sayılır. Bu halde iken yapılan ibadetler geçerli olur.
122. Kafilesi Mekke’den ayrılacak olan bir kadının özel hali sebebiyle “veda tavafı” yapamaması durumunda ceza gerekir mi?
Âdet veya lohusa halindeki kadınların veda tavafı yapmaları vacip değildir. Veda tavafı yapmadan Mekke’den ayrılabilirler. Ancak bu durumdaki kadınların, Kâbe’nin kapısına gelip, dua ederek ayrılmaları müstehaptır (Mergınânî, el-Hidâye, II, 360-361).
123. Âdeti bitmeden Mekke’den ayrılmak zorunda kalan kadın bu haliyle ziyaret tavafını yapabilir mi?
Âdetliyken ihrama giren veya ihrama girdikten sonra âdet görmeye başlayan kadınlar, tavafın dışında haccın bütün menâsikini yerine getirebilirler. Ancak tavaf edemezler. Çünkü Rasûlüllah (s.a.s.), Hz. Âişe’ye: “Bu, Allah Teâlâ’nın, Hz. Âdem’in kızları üzerine yazdığı bir şeydir (senin elinde olan bir şey değildir). Hacıların, hacla ilgili yaptıklarını sen de yap. Ancak âdet gördüğün sürece Kâbeyi tavaf etme.” (Buhârî, Hayız, 1) buyurmuştur.
Henüz ziyaret tavafını yapmadan âdet gören bir kadının öncelikle yapması gereken, temizleninceye kadar Mekke’de kalıp, temizlendikten sonra tavafını yapmasıdır. Bu durumda ziyaret tavafını bayram günlerinden sonraya tehir etmesi bir ceza gerektirmez.
Mekke’de kalma imkânı yoksa Hanefî mezhebine göre tavafta taharet farz olmayıp vacip olduğu için, âdetli olarak ziyaret tavafını yapar, ancak ceza olarak bir deve veya sığır (bedene) kurban etmesi gerekir. İmkân bulur da temizlendikten sonra bu tavafı iade ederse bu ceza düşer (Kâsânî, Bedâî’, II, 129). Şâfiî mezhebine göre bir kadının âdetli iken yapacağı tavaf hiçbir şekilde geçerli değildir. Temizlendikten sonra yapması gerekir (Nevevî, el-Mecmû’, VIII, 20, 23). Mâlikî mezhebine ait bazı kaynaklarda belirtildiğine göre, âdetli kadının temizleninceye kadar Mekke’de kalma imkanı yoksa, âdet sırasındaki kanamanın kesilip, kanın gelmediği temizlik zamanını gözler, bu ara zamanda guslederek tavafını yapar. Bundan dolayı da herhangi bir ceza gerekmez (İzzuddîn b. Cemâa el-Kinânî, Hidâyetü’s-sâlik ila mezâhibi’l-erbaa fi’l-menâsik, II, 767). Hanbelî âlimlerden İbn Teymiyye ve İbn Kayyım el-Cevziyye’ye göre ise Mekke’de kalma imkânı bulamayan bir kadın âdetli iken, tavafını yapar. Bundan dolayı kendisine bir ceza da gerekmez (İbnü’l-Kayyım, İ’lâmu’l-muvakkıîn, III, 23). Başına bu hal gelen bir kadınındurumunu ilgililere bildirmesi ve onların vereceği cevaba göre amel etmesi uygun olur.
Âdetli olduğu için veda tavafını yapamayan bir kadına ise hiç bir şey gerekmez.
124. Kadınların hac veya umrede âdet geciktirici ilaç kullanmaları caiz midir?
Bayanların, sağlıklarına zarar vermeyecekse âdet geciktirici ilaç kullanmalarında dinen bir sakınca yoktur. Adet zamanı geldiği halde ilaç kullandığı için kanaması olmayan kadınlar mescide girebilirler, tavaf yapabilirler. Sağlığa zararlı olması halinde, bu tür ilaçları kullanmayıp, tavaflarını temizlendikten sonra yapmaları daha uygun olur.