Destek Sitesi platformunda Uzman olmak ister misiniz?

Uzman olmak için Şimdi başvurun.

Helaller ve Haramlar

Oluşturulma tarihi: 31.01.2025 11:00    Güncellendi: 31.01.2025 11:00    helaller ve haramlar

V. HELALLAR VE HARAMLAR

38. Tütün ve sigara kullanmanın fıkhi hükmü nedir?

Kur’an ve Sünnet’te sigara içmenin hükmü, açıkça beyan edilmemiştir. Bir konuda Kur’an ve Sünnet’te bir nassın bulunmaması onun hakkında hüküm verilmesine engel değildir. Bu sebeple İslam âlimleri, delalet veya kıyas yoluyla hakkında açık bir nas bulunmayan meselelerde de hüküm vermişlerdir. Sigara konusunda verdikleri hüküm buna örnektir.

“Eşyada aslolan mübahlıktır.” ilkesi, bütün zamanlar için genel-geçer bir kural değildir. Her zaman her meseleye mutlak anlamda bu ilkeyi uygulamanın doğru olmadığını söyleyen İslam âlimleri, buna misal olarak faydalı şeylerde mübahlığı, zararlı şeylerde haram oluşu gösterirler. Ayrıca bu kuralı, nasların ruhundan kopmadan, sigaranın zararları ve yol açtığı olumsuzlukları dikkate alarak işletirler ve haram olduğu hükmüne varırlar. Böyle bir hükme varmada onların genel ilkeleri şunlardır:

Sigara içmek, insanın kendi kendisine zarar vermesini ve sağlığını tehlikeye atmasını beraberinde getirmektedir. Bu sebeple Yüce Allah (c.c.) Kur’an-ı Kerim’de geçen bir ayette şöyle buyurmuştur:  “Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayınız.”[276] Sigara içmek beraberinde büyük tehlikeleri getirmektedir. Günümüzde sigaranın yol açtığı birçok hastalık tespit edilmiştir. Aktif sigara kullanıcılarında akciğer kanseri olma riski 22 kat, mesane kanseri olma riski 2 kat, bronşit riski 10 kat, kalp hastası olma olasılığı 3 kat, kalp krizi riski 1-4 kat, prostat kanseri riski 2 kat artmıştır.[277] Dolayısıyla bedenimiz de bize bir emanettir, onu sigaranın zararlarından korumak gerekir. Sigara içmek israftır, israfın her türlüsü dinimizde haramdır:


“Yiyin, için, fakat israf etmeyin; çünkü Allah israf edenleri sevmez.”[278] Kaldı ki sigara, İslam’ın helal kılmış olduğu maddelerde aradığı “tayyiplik/temiz” vasfını taşımaktan yoksun olan habis bir maddedir. Habis maddelerin kullanımı da Kur’an’da açıkça yasaklanmıştır:


“O Peygamber onlara iyiliği emreder, onları kötülükten meneder, onlara temiz şeyleri helâl, pis şeyleri haram kılar”.[279] O halde insan hayatı için yararlı olmayan, aksine maddi açıdan da kayıplara sebebiyet veren sigaradan uzak durulmalıdır.

Sigara içmenin kul hakkı boyutu da göz ardı edilmemelidir. Zira günümüzde pasif içici olarak nitelenen kitlenin de en az içenler kadar sigaradan zarar gördükleri bir gerçektir. Bu itibarla, sigaranın dumanından ve kokusundan rahatsız olan insanların bu şekilde haklarına girilmesi de işin kul hakkı boyutu olduğunu göstermektedir.

Bütün bu gerekçelerden hareketle sigara ile ilgili fıkhi geleneği ve çağdaş bilimsel araştırma sonuçlarını göz önünde bulunduran Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu, sigara içmenin dinî hükmü ile ilgili olarak şu fetvayı vermiştir: “Sigaranın hükmü konusunda herhangi bir ayet ve hadis bulunmamaktadır. Ancak dinimiz, kişinin kendisine ve çevresindekilere zarar vermesini ve başkalarını rahatsız etmesini yasaklamış, israfı da kesin olarak haram kılmıştır. Bu sebeple, sigaranın başta sağlığa zararlı oluşu, başkalarını rahatsız etmesi ve israfa yol açması gibi nedenlerden dolayı kullanımı harama yakın mekruh kapsamına girer.”[280]

39. Tavla ve satranç oynamanın dinî açıdan hükmü nedir?

Fıtrat dinî olan İslam insanların meşru eğlenme ihtiyacını dikkate almış ve bununla ilgili ilkeler ortaya koymuştur. Eğlenmede temel ilke, dinin koyduğu emir ve yasaklara doğrudan ya da dolaylı şekilde aykırı hareket etmemektir.

Dinimizde oyun ve eğlencenin ibadetleri ve asli görevleri terk ve ihmale yol açacak şekilde birinci plana alınmaması öngörülmekte ve tercih edilecek oyunun yararlı olması tavsiye edilmektedir. İçerisinde kumar ve benzeri yasak hususlar bulunmayan oyunlar mübah kabul edilir.

Tavlanın değişik bir türü olan “nerd” ile ilgili olarak Hz. Peygamber (s.a.s.)’den nakledilen[281] olumsuz hüküm içeren hadislerden ve sahabe uygulamalarından hareketle âlimlerin bir kısmı tavla oynamanın haram olduğunu ifade ederken, Hanefîler tahrimen mekruh olduğunu söylemişlerdir.[282] Bu hüküm hadis kaynaklarındaki “nerd” rivayetlerine dayanmaktadır. Bu rivayetlerden tavlanın o dönemde kumar maksadıyla oynandığı ve insanları farz ibadetlerden alıkoyduğu anlaşılmakta ve bu konudaki şiddetli uyarıların bu maksatla yapıldığı düşünülmektedir. Nitekim bazı âlimler kumara vesile yapılmamak kaydıyla tavla oynamayı caiz görmüşlerdir.[283]

Hanefî kaynaklarda satranç ile tavla birlikte değerlendirilmiş ve aynı hükme tabi tutulmuştur. Hoş karşılamadığını hissettirmek suretiyle oynanmasına engel olmak düşüncesiyle Ebû Yusuf ve Muhammed gibi Hanefî âlimler satranç oynayanlara selam verilmesini doğru bulmamış, Ebu Hanife ise selam vermek suretiyle onları bir müddet için de olsa oyundan alıkoymak düşüncesiyle onlara selam vermede bir sakınca olmadığını ileri sürmüştür.

Buna karşılık Şâfiî, kavramayı keskinleştirmesi, muhakemeyi güçlendirmesi, savaş taktiklerine ve hilelerine alıştırması itibariyle eğitici olduğunu ve bu yönüyle atıcılık ve biniciliğe benzediğini ileri sürerek satranç oynamaya ruhsat vermiştir. Şâfiî fakihi Nevevî de, satrancın haram değil mekruh olduğunu ifade etmiştir. İmam Mâlik ve Ahmed b. Hanbel satrancın haram olduğunu söylemişlerdir. Mâlik ayrıca, satrancın nerdden daha kötü ve daha oyalayıcı olduğunu ileri sürmüştür. Bütün bu görüşlere rağmen İmam-ı Şâfiî’nin de vurguladığı gibi, kumara aracı yapılmaması ve ibadetlere engel olacak derecede zaman israfına kaçılmaması şartıyla bir zeka oyunu olan satranç oynamak İslam’da caizdir.

40. Nazar hak mıdır, nazardan nasıl korunulur, nazar duası var mıdır?

Nazarın mahiyeti ve nasıl olduğu kesin olarak bilinmemekle beraber, bazı kimselerin bakışlarıyla olumsuz etkiler meydana getirdikleri tıbbi ve dinî açıdan kabul edilmektedir. Bu konuda hem Kur’an’da ve hem de Hz. Peygamber (s.a.s.)’in hadislerinde delil vardır. Kur’an’dan delil şöyledir:


“İnkâr edenler Kur’an’ı dinlediklerinde, neredeyse seni gözleriyle yıkıp devireceklerdi.”[284] Bu konu ile ilgili olarak Hz. Peygamber (s.a.s.)’den gelen bir rivayette:  “Göz (nazar) haktır.”[285]; bir başka rivayette ise;  “Bunun için dua edin, çünkü kendisinde nazar vardır.”[286] buyrulmuştur. Ayrıca Resûl-i Ekrem hem nazardan korunmak ve hem de nazar değmenin yol açacağı hastalığı tedavi bağlamında bizzat kendisi Muavvizeteyn (Felâk ve Nâs) surelerini okumuş, ashabına da bunları okumalarını tavsiye etmiştir.[287]

Kendisi de torunları Hasan ve Hüseyin’in nazardan ve kem gözlerin bakışından korunmaları için onlara şu duayı okumuştur:


“Sizi her türlü şeytan ve zehirli hayvanlardan ve bütün kem gözlerden Allah’ın eksiksiz kelimelerine ısmarlarım.”[288] Bu konuda Hz. Peygamber (s.a.s.)’in ümmetine tavsiyesi de şöyle olmuştur:


“Kim hoşuna giden bir şey görür de; ‘mâşâallâhu lâ kuvvete illâ billâhi’ (Allah’ın dilediği olur. O’ndan başka kuvvet ve kudret sahibi yoktur) derse ona hiçbir şey zarar vermez.”[289] O halde bizler de nazardan korunmak için Resûl-i Ekrem’in tavsiye ettiği bu duaları okumalıyız.

41. Muska kullanmak dinî açıdan caiz midir?

Muska; hastalık, göz değmesi, afetten korunmak veya kurtulmak için yazılan ve insanların üzerlerine astıkları bir materyaldir. Korkudan, nazardan korunmak, bazı hastalıklardan şifa bulmak için dua etmek Kur’an-ı Kerim’den ayetler okumak caizdir.[290]

Ayet ve dua gibi metinlerin bir şeye yazılıp insanların bedenlerine asılması konusunda Hz. Peygamber (s.a.s.)’den gelen bir rivayet yoktur. Ancak sahabeden Abdullah b. Ömer (r.a.), Resûl-i Ekrem’in şöyle buyurduğunu bildirmektedir:


“Sizden biriniz uykuda korkarsa, “Allah’ın gazab ve azabından ve kullarının şerrinden, şeytanların vesvesesinden ve yanıma gelmelerinden, eksikliği olmayan Allah’ın sözlerine sığınırım.” desin. Rivayet edildiğine göre Abdullah b. Amr da bu duayı temyiz çağına gelen çocuklarına öğretmiş, temyiz çağına gelmeyen çocuklarının ise yazıp boyunlarına asmıştır.[291]

Bazı fıkıh kaynaklarında Kur’an-ı Kerim’den ayetler yazılıp muska olarak takılmasında dinî bir sakıncanın olmadığı bilgisi yer alır.[292] Bununla birlikte, bizzat muskanın kendisinden medet ummak, onu koruyucu olarak algılamak, Allah’tan beklenilecek şeyleri muskadan beklemek insanı şirke götürür. Bu tip algılardan uzak durulmalı ve sebepler yaratıcı konumunda görülmemelidir.

42. Şifa niyetiyle Kur’an okumak ve okutmak caiz midir?

Kişinin maddi, manevi ve ruhi rahatsızlıklardan kurtulması için tıbbi tedavi yöntemlerine başvurması, bunun yanında Allah Teâlâ’ya dua etmesi uygun olan bir davranıştır.


‘‘Şüphesiz Kur’an mü’minler için şifa ve rahmettir.’’[293]

Dolayısıyla gerek Kur’an-ı Kerim’de gerekse hadis-i şeriflerde yer alan dualar ve sureler, belirli sayılarla sınırlanmayarak okunabilir. Bu okumaya rukye denir. Sahabenin rukye olarak Fatiha suresini okuduğu ve Rasûlüllah’ın da bunu onayladığı bilinmektedir.[294]

Makbul olan, duayı insanın kendisinin okumasıdır. Eğer kişinin kendisi okumasını bilmiyorsa, okumasını iyi bilen ve takva sahibi bir Müslümandan dua etmesini isteyebilir. Hz. Âişe’den (r.a.) rivayet edildiğine göre, Hz. Peygamber (s.a.s.), hasta olan akrabalarına okur, sağ eliyle onları sıvazlar ve şöyle buyururdu:


“Ey Allah’ım, ey insanların Rabbi, şu hastalığı gider, şifa ver, şifa veren sensin. Senin vereceğin şifadan başka şifa yoktur. Hastalığı ortadan kaldıracak bir şifa ver.”[295]

İhtiyarlık ve ölüm dışında her hastalığın mutlaka bir çaresi vardır. Kişi tedavi olmada umutsuzluğa kapılmadan uzman hekimlere müracaat ederek şifa aramayı sürdürmeli; bunun yanında derdi de şifayı da veren Allah’a sığınıp şifa vermesi için dua etmelidir. Bu maksatla âlimlerimiz Kur’an-ı Kerim’den şifa ayetlerinin okunmasını tavsiye etmişlerdir.[296]

43. Ücretle Kur’an okumanın ve okutmanın hükmü nedir?

Kur’an-ı Kerim okumak bir ibadettir. Ayet ve hadislerde Müslümanlar Kur’an okumaya teşvik edilmiştir. Bu hususta Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:



“Şüphesiz Allah’ın kitabını okuyanlar, namazı kılanlar ve kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden gizlice ve açıktan Allah yolunda harcayanlar asla zarar etmeyecek bir ticaret umabilirler. Allah kendilerine mükâfatlarını tam olarak versin ve kendi lütfunden daha da artırsın diye (böyle yaparlar). Şüphesiz O, çok bağışlayandır, şükrün karşılığını verendir.”[297]

Kur’an okumanın faziletine dair Hz. Peygamber (s.a.s.)’den pek çok teşvik edici rivayet gelmiştir. Nitekim bu rivayetlerden birisi şöyledir:


“Kim Kur’an okur, onunla amel ederse, kıyamet günü onun anne ve babasına ışığı güneşin ışığından daha parlak bir taç giydirilir.”[298]

Şüphesiz ibadetlerin her çeşidinde esas olan Allah’ın rızasına göre hareket etmektir. Kur’an-ı Kerim’de dünyevi maksat gütmeden, dini yalnız Allah’a has kılarak kulluk etmek övülmüştür.[299]

Esasen Kur’an okumak da bir ibadet olduğuna göre karşılığında bir ücret almamak gerekir.

44. Vefat eden kimselerin arkasından Kur’an okumak ve okutmak caiz midir?

Hanefî âlimlere göre cenaze evlerinde veya kabirlerde ölülere Kur’an okuma karşılığında ücret almak kesinlikle haramdır. Çünkü kişiyi buna götürecek herhangi bir zaruret bulunmamaktadır. Bu itibarla, kişi kabri üzerinde Kur’an okunması için vasiyette bulunsa -ki böyle bir vasiyet geçersizdir-[300] bu vasiyete göre ücretle Kur’an okutan ve parayı alan kimsenin ikisi de günahkâr olur.[301]

Şâfiî âlimlerden Remlî’ye göre ise kabrin başında, ücret verenin yanında veya okuduktan sonra ücret vereni hatırlayıp ona dua edecekse caizdir. Çünkü Kur’an-ı Kerim okunan yere bereket ve rahmet iner. Kabrin başında veya ücret verenin yanında okunduğunda onlar da o bereketten istifade ederler.[302] Şâfiîlere ait bir diğer görüşe göre de ücret alma karşılığında ölen kimsenin arkasından Kur’an okumak caizdir[303], ama bunu ticari bir meslek haline getirmemek gerekir.

İmam Mâlik, ölüler için Kur’an okumak karşılığında ücret almayı her ne kadar caiz görmese de Mâlikî mezhebinin önemli isimleri ücret karşılığında Kur’an okutmanın caiz olduğu görüşündedirler.[304] Bu konuda onların delili şu rivayettir: “Her kim bir kabristana girer, on bir defa ihlas suresini okur ve sevabını da onlara (ölülere) hediye ederse, Allah o kimse için kabristanda defnedilmiş bulunanlar adedince iyilik yazar.”[305]

45. Ticari amaçla Kur’an okumak caiz midir?

Hanefî âlimlerin büyük çoğunluğu ücret karşılığında Kur’an okumayı caiz görmemişlerdir. Çünkü Kur’an okumak belli bir sınıfın tekelinde değil, birey olarak her Müslümana has bir ibadettir. Bu sebeple, ücret karşılığında okuyucu tutmak yerine her Müslüman, ölen kimsenin arkasından bizzat Kur’an okuyarak sevabını ona bağışlamalıdır.[306] Nitekim fıkıh âlimi İbn Âbidin, ücret karşılığında Kur’an okuma geleneğinin caiz olmadığını ispata dair müstakil bir risale yazmış ve adını da “Şifâu’l-Alîl” koymuştur.[307] Müellif, bu eserinde ücretle Kur’an okumayı onaylamayan pek çok İslam âliminin gerekçe olarak gösterdiği ayetlere de atıflarda bulunmuştur.[308] Ücretle Kur’an okumaya cevaz vermeyenlerin delil olarak ileri sürdükleri ayetlerden bazıları şöyledir:


“Elinizdeki Tevrat’ı tasdik edici olarak indirdiğimize (Kur’an’a) iman edin. Onu inkâr edenlerin ilki olmayın. Ayetlerimi az bir karşılığa değişmeyin ve bana karşı gelmekten sakının.”[309]


“Hani Allah, kendilerine kitap verilenlerden, “Onu (Kitabı) mutlaka insanlara açıklayacaksınız, onu gizlemeyeceksiniz.” diye sağlam söz almıştı. Fakat onlar verdikleri sözü, arkalarına atıp onu az bir karşılığa değiştiler. Yaptıkları bu alış veriş ne kadar kötüdür.”[310]

Ticari amaçla Kur’an okumanın doğru olmadığıyla ilgili de Hz. Peygamber (s.a.s.)’den gelen rivayetler vardır. Bu rivayetlerden birisi şöyledir:


“Kur’an’ı okuyunuz, fakat onu geçim aracı yapmayınız.”[311]

Her ne kadar Hanefî mezhebinin ilk dönem âlimleri tarafından ücretle Kur’an okumaya cevaz verilmemiş olsa da, genel manada ücret karşılığında Kur’an okumanın her çeşidini aynı kapsamda değerlendirmek doğru değildir. Kur’an hayat kitabıdır. Asıl yanlış olan, onu Allah’ın rızasını bir kenara bırakarak bir geçim aracı haline getirmektir.

46. Cuma gecesi, bayram geceleri, cuma namazından önce ve cenazelerde salâ verilmesinin hükmü nedir?

İslam’da Cuma ve Bayram namazları cemaatle kılınan ve sosyal yönü ağır basan namazlardır. Bu itibarla, söz konusu namazlara büyük-küçük, kadın-erkek her Müslümanın katılması arzu edilir. Bilhassa Cuma günü namaz için ezan okunduğunda alış-verişin bırakılması ve Cuma namazına gidilmesi Allah’ın inananlara bir emridir.[312]


“Ey iman edenler! Cuma günü namaz için çağrı yapıldığı zaman, hemen Allah’ın zikrine koşun ve alışverişi bırakın. Eğer bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır.”

Bu sebeple, çalışan ve üreten tüm kesimlerin namaz vaktinin yaklaşmasından dolayı alış-verişi bırakıp Cuma namazına hazırlanmalarını sağlamak için ilk defa Hz. Osman zamanında ikinci ezan uygulaması başlatılmıştır. Bundan amaç, Müslümanların Cuma ve Bayram namazlarına gusül abdesti alarak ve beden temizliği yaparak gelmelerine fırsat vermektir. Dolayısıyla Hz. Osman’ın uygulamasıyla başlayan ikinci ezan, İslam dünyasının birçok bölgesinde bugün de varlığını devam ettirmektedir. Cuma salâsı da namaz için hazırlanmaya imkân sağlaması bakımından yararlıdır. Bu uygulamayı bid’at-ı hasene kapsamında değerlendirmek mümkündür.

Cenaze namazı için salâ okunmasında da benzer bir gaye söz konusudur. Dinimize göre cenaze namazının kılınmasında belirli bir vakit yoktur. Kerahet vakitleri dışında günün her saatinde gece-gündüz cenaze namazı kılınabilir. Cenaze namazına daha çok cemaatin katılması, ölen kişinin eş, dost, uzak ve yakın akrabalarının son görevlerini yapmalarını sağlamada duyuru amaçlı salâ verilebilir. Bu bakımdan camilerde cenaze salâsının okunmasında ve arkasından da ölen kişinin adının ve memleketinin söylenmesinde dinen bir sakınca bulunmamaktadır.


Bakara, 2/195.


http://www.yesilay.org.tr/tr/bagimliliklarla-mucadele/item/284-sigara-bagimliligi.html; http://www.tapdk.gov.tr/tutun.asp; http://www.havanikoru.org.tr/onemli-bilgiler.html


A’râf, 7/31.


A’râf, 7/157.


İbn Âbidîn, Reddü’l-Muhtâr, II, 97-98; Büceyremî, Tuhfetü’l-Habîb,
II, 474.


Müslim, “Şi’r”, 10; Ebû Dâvûd, “Edeb”, 56; İbn Mâce, “Edeb”, 43; el-Muvattâ, “Rü’yâ”, 6.


Merğînânî, el-Hidâye, IV, 96; İbn Kudâme, el-Muğnî, IX, 170-171; İbn Nüceym, el-Bahru’r-Râik, VIII, 236-237; Şirbînî, Muğni’l-Muhtâc,
IV, 428.


Karâfî, ez-Zahîra, XIII, 283.


Kalem, 36/51-52.


Buhârî, “Tıb”, 35.


Buhârî, “Tıb”, 34.


Tirmizî, “Tıb”, 16; İbn Mâce, “Tıb”, 32.


İbn Mâce, “Tıb”, 36.


Beyhakî, Şuabu’l-İman, IV, 90.


Buhârî, “Fedâilü’l-Kur’an”, 9; İbn Mâce, “Tıb”, 35-36.


Ebû Dâvûd, “Tıb”, 19.


Fetâvây-ı Hindiyye, V, 356.


İsrâ, 17/82.


Buhârî, “Fedâilü’l-Kur’an”, 9.


İbn Mâce, “Tıb”, 35, 36.


Şifa için okunan bazı ayetler şunlardır: Tevbe, 9/14; Yunus, 10/57; Nahl, 16/69; Şuarâ, 26/80; Fussilet, 41/44.


Fâtır, 35/29-30.


Ebû Dâvûd, “Salât”, 349. Ayrıca bakınız. Buhârî, “Fedâilü’l-Kur’an”, 31; “Kitâbu’t-Tıb”, 33; Müslim, “Salâtü’l-Müsâfirîn”, 247-248; Tirmîzî, “Fedâilü’l-Kur’an”, 16, 18; Ahmed b. Hanbel, Müsned, ll, 192,471; lll, 40, 127; Ebû Dâvûd, “Vitr”, 14; İbn Mâce, “Mukaddime”, 16.


Bkz. Beyyine, 98/5.


El-Cezirî, Abdurrahman, Kitâbu’l-Fıkh ale’l-Mezâhibi’l-Erbaa, III, 94-95.


İbn Âbidîn, Reddu’l-Muhtâr ale’d-Dürri’l-Muhtâr, IX, 77.


Remlî, Fetâvâ’r-Remlî, s. 313.


Ölüye Kur’an okumayla ilgili geniş bilgi için bkz. Şirbinî, Muğni’l-Muhtâc, III, 91-92; el-Cezirî, Kitâbu’l-Fıkh ale’l-Mezâhibi’l-Erbaa, III, 104.


Aliş, Halil Muhammed, Menhu’l-Celil Şerhu Muhtasari’l-Halil, III, 779.


Aliş, Menhu’l-Celil, III, 779; el-Cezirî, a.g.e., III, 97.


el-Velvalicî, el-Fetâva’l-Velvalicîyye; III, 325; Merginânî, el-Hidâye, VI, 296; İbn Âbidin, Reddü’l-Muhtâr, IX, 76.


Müellifin diğer risaleleriyle birlikte “Mecmûatu Resâili İbn Âbidin” adıyla iki cilt halinde basılmıştır.


İbn Âbidin, Mecmûatu’r-Resâil, I, 181-182.


Bakara, 2/41.


Âl-i İmrân, 3/187.


Ahmed b. Hanbel, Müsned, III, 428; İbn Ebi Şeybe, Musannef, II, 168.


Cum’a, 62/9.