Kunut; namazda rükûnun hemen öncesi ya da sonrasında Allah Teâlâ’ya dua etmektir. Hz. Peygamber’in (s.a.s) namazda kunut yaptığı sahih hadislerle sabittir. (Buhârî Vitir 7 [1001-1004]; Müslim Mesâcid 294-308 [675-679]) İslam âlimleri bu rivayetlerden yola çıkarak mutad olarak yapılan kunut ve musibet zamanlarında yapılan kunut (kunûtu’n-nevâzil) olmak üzere iki çeşit kunut olduğunu söylemişlerdir.
a. Mutad olarak yapılan kunut:
Dört mezhep âlimleri mutad olarak yapılan kunutun meşruluğu konusunda ittifak etmişlerdir. Hanefîlere göre vitir namazının son rekâtında rükûdan önce tekbir alıp kunut yapmak vaciptir. Diğer üç mezhebe göre ise kunut yapmak sünnet olup; Hanbelîlere göre vitir namazında Şâfiîlere göre sabah namazında ve Ramazan’ın ikinci yarısına mahsus olmak üzere vitir namazında Mâlikîlere göre ise sabah namazında yapılır. (Merğinânî el-Hidâye 1/66-67; Nevevî el-Mecmû‘ 3/492-493; İbn Kudâme el-Muğnî 2/111-115 Şinkîtî Levâmi‘ü’d-dürer 2/127-130)
Konuyla ilgili rivayetlere istinaden Hanefîler kunutta “Allahümme innâ neste‘înüke” ve “Allahümme iyyâke na‘budu” Şâfiîler ise “Allahümmehdinî fî men hedeyte...” (Tahâvî Şerhu meâni’l-âsâr 1/249; Ebû Dâvûd Salât 338 [1425-1429]; Tirmizî Tirmizî Vitir 10 [464]; Abdürrezzâk el-Musannef 3/384-388 [5108-5118]) diye başlayan duaları okumaktadırlar.
b. Musibet zamanlarında yapılan kunut (kunûtu’n-nevâzil):
Hz. Peygamber’in (s.a.s) “Bi’r-i Maûne” hadisesinde bir ay boyunca sabah namazında kunut yaptığı bilinmektedir (bk. Buhârî Megâzî 30 [4090]; Ahmed b. Hanbel el-Müsned 3/424 [15531]). Buna binaen İslam âlimlerinin çoğuna göre savaş kıtlık afet ve salgın gibi musibet zamanlarında namazda kunut yapmak meşrudur. (İbn Âbidîn Reddü’l-muhtâr 2/11; Remlî Nihâyetü’l-muhtâc 1/508; Karâfî ez-Zahîre 2/231; İbn Kudâme el-Muğnî 2/114)
Sonraki Hanefi âlimlere göre musibet zamanında yapılacak kunut sabah namazının farzının son rekâtında rükûdan doğrulunca imam tarafından cehrî (sesli) olarak yapılır ve cemaat de yapılan duaya sessizce “âmîn” der. Bununla birlikte imam söz konusu kunutu sessiz yapmayı tercih ederse cemaat de içinden kunut duası okur. Vitir namazında yapılan kunuttan farklı olarak sabah namazında yapılacak kunut duası öncesinde ayrıca tekbîr alınmaz. Yine bu kunutun cemaatle yapılması asıl olup münferiden kılınan namazlarda yapılması uygun görülmemiştir. (İbnü’l-Hümâm Fethü’l-kadîr 1/434-436; İbn Nüceym el-Bahru’r-râik 2/47-48; İbn Âbidîn Reddü’l-muhtâr 2/11-12; Tehânevî İ‘lâü’s-sünen 6/112-123) Böyle bir kunut esnasında ellerin bağlanması daha uygundur. Bazı Hanefî âlimleri ise ellerin semaya yönelmiş halde baş hizasına kadar kaldırılmasını da caiz görmüşlerdir. (Tehânevî İ‘lâü’s-sünen 6/121-123).
Şâfiîlere göre ise musibet zamanlarında sadece sabah namazında değil diğer vakit namazlarında da farzın son rekâtında kunut yapılabilir. (Nevevî el-Mecmû‘ 3/504-507)
Sonuç olarak; musibet zamanlarında cemaatle kunut (kunûtu’n-nevâzil) yapılabilir. Bu durumda imam Kur’ân-ı Kerîm’deki dua mahiyetindeki ayetlerden veya Hz. Peygamber’in (s.a.s.) yaptığı bilinen (me’sûr) dualardan uygun olanları okur. Diğer yandan böyle bir uygulamanın toplum tarafından bilinmediği yerlerde karışıklığa neden olmamak için namazdan sonra zulmün önlenmesi ve musibetin kalkmasına yönelik dua yapılması daha uygun olur.