Destek Sitesi platformunda Uzman olmak ister misiniz?

Uzman olmak için Şimdi başvurun.

Hz. Adem ve Hz. Havva'nın yeryüzüne indirilişi nasıl olmuştur; üzerlerini nasıl örttüler tesettür o zaman var mıydı? Hz. Adem ve Hz.Havva'yı incir yaprağına sarılmış olarak gösteren resimler var bunlar sahih (doğru) mudur?..

Oluşturulma tarihi: 31.01.2025 23:17    Güncellendi: 31.01.2025 23:17
Soru Detayı
Hz. Adem ve Hz.Havva'yı incir yaprağına sarılmış olarak gösteren resimler var bunlar sahih (doğru) mudur? Hz.Adem ve Hz.Havva dünyaya indiklerinde incir yaprağına sarılı inmişler midir? Allah (cc) onlara kıyafet yapma ilmi vermemiş miydi? Hz.Havva bugünkü İslam tesettürü gibi mi giyiniyordu?

Değerli kardeşimiz

Allah insanlığa medeniyeti peygamberler vasıtası ile bildirmiştir. Bu noktada insanlık tarihinde umumi bir vahşilik yaşanmamıştır. Peygamberlerin bulunduğu yerlerde medeniyet –kendi zamanlarına göre– vardı. Peygamberlerin bulunmadığı yerlerde ise insanların vahşi ve kaba olduğunu biliyoruz. Tarih kitapları da hep insanlığın vahşet tarafını göstermeye çalışmıştır. Bunda bazı sebepler vardır:

- Bunların başında bazı dinsiz gurupların insanları İslam dininden ve Allah’a imandan uzaklaştırmaya çalışmaları gelmektedir. Nasıl ki bilimsel alanda insanları evrim safsatası ile aldatıp “Mü’minlerin inandığı Allah –haşa– yoktur. Her şey kendi kendine olmuştur. İlim ve bilim de böyle söylemektedir.” diye yaygara kopardıkları gibi bu fikrin uzantısı olan “Evrimleşen insan önce yarı maymun sonra insan oldu. Fakat ilk insanında tamamıyla bedevi ve okuma yazma konuşma bilmeyen cahil bir şekildeydi.” fikri her tarafa yayıldı. Böylece bu kirli ideolojiye tarih bilimini de alet etmiş oldular. Oysa her peygamber bir medeniyet getirmiş ve ilk insan da Hz. Adem (as)’dir ve peygamberdir. Dolayısıyla Hz. Adem (as) ile başlayan insanlık kendi zaman ve zeminine göre medeni idi vahşi değildi. Şimdiki zamanda bile okuma yazma bilmeyen ve vahşi olarak yaşayan insanlar olduğu gibi o zamanda daha fazla bedeviyet ve vahşet hakimdi. Ama bu durum başta söylediğimiz gibi umumi değildi.

- Ayrıca Allah Kur'an-ı Kerim'de Hz. Adem (as)’e her şeyin ismini anlamını ve niçin yaratıldığını öğrettiğini imtihanda Hz. Adem (as)’in meleklere üstün geldiğini bildiriyor. Bu nedenle ilk insanın bugünkü anlamda bir konuşmayı bildiği ve seslerle anlaştıkları net bir şekilde ortaya çıkmaktadır.

- İnsanların ilk devri vahşet değil belki ilk medeniyetti. Bu ilk medeniyet dersini de insanlara hak peygamberler vermişti. İnsanlara ilk din dersini verenler (yani tek Allah inancını öğretenler) nasıl ilahi peygamberler olduysa ilk medeniyet dersini de insanlara bu peygamberler vermişlerdi.

Şu kadar var ki ilahi peygamberlerden bu ilk medeniyet dersini almış bulunan insanlar sonra bu medeniyetten uzaklaşa uzaklaşa ilk dersi unutarak vahşi olmuşlar daha sonra tekrar medeniyete girmişlerdir. Şu halde insanlar vahşet devri medeniyet devri olmak üzere iki medeniyet safhası değil belki ilk medeniyet vahşet ikinci medeniyet olarak üç devir geçirmişler; vahşilik insanlar için ilk devir değil iki medeniyet arasında geçici bir basamak sayılmıştı.

Hz. Adem (as) ve Hz. Havva'nın örtünmeleri konusunda Kuran-ı Kerim’de şöyle bahsedilmektedir:

"Fakat o Şeytan onlara gözlerinden gizlenmiş olan edep yerlerini açığa çıkarmak için vesvese verdi. Onlara şöyle telkinde bulundu: "Rabbinizin size bu ağacın meyvesini yasaklamasının tek sebebi sizin meleklerden veya ölümsüz hayata nail olanlardan olmanızı önlemektir." diyerek kendisinin onların iyiliğini istediğine dair yemin üstüne yemin etti."

"Böylece onları aldatarak mevkilerinden düşürdü. Şöyle ki: O ağacın meyvesini tadar tatmaz edep yerlerinin açık olduğunu fark ettiler. Derhal buldukları cennet yapraklarıyla edep yerlerini örtmeye başladılar. Onların Rabbi ise nida edip buyurdu: "Ben sizi o ağaçtan menetmedim mi? Ben Şeytanın sizin besbelli düşmanınız olduğunu söylemedim mi? Niçin Beni dinlemediniz de bu perişan duruma düştünüz?"

"Ey bizim Rabbimiz kendimize yazık ettik. Şayet Sen kusurumuzu örtüp bize merhamet buyurmazsan en büyük kayba uğrayanlardan oluruz." diye yalvarıp yakardılar.

"Buyurdu ki: "Birbirinize düşman olarak inin! Size dünyada bir süreye kadar kalma ve yararlanma imkânı veriyorum: Orada yaşayacaksınız orada öleceksiniz ve yine oradan diriltilip mezardan çıkarılacaksınız."
(Araf 7/20-25)

Örtülmesi gereken yerleri örtmek namusu korumanın ilk şartıdır. Çıplaklık övünülecek bir ilerilik değil ilkellik ve cahiliyeye dönüştür irticadır. Cahiliye dönemi Arapları erkeği kadını Kâbe'yi çırıl çıplak tavaf ediyorlar bunu faziletli bir iş tarzında yapıyorlardı. Çıplaklığı yaymak şeytanın teşviki ile olunca Allah Teala örtünmenin ve elbisenin insanın maddî ve manevî süsü olduğunu şeytana uyup avret yerlerini açmamak gerektiğini hatırlatıyor. Allah'ın hikmeti diğer birçok canlı mahlukun fıtratına haya ve örtünme duygusu koymayıp sağlam güzel ve tabiî bir elbise vermiştir. Haya duygusu verdiği insanı yalnız onu çıplak yaratmıştır. Böylece insan hem örtünme emrini tutmanın sevabına ermekte hem de dünyadaki halifelik görevini ispatlamaktadır. Çünkü bütün yeryüzüne yayılan hayvan ve bitkilerden ve diğer maddelerden elde ettiği giyeceklerle bütün yaratıklar üzerindeki tasarruf ve yönetme gücünü halifeliğinin tezahürlerinden birini göstermektedir.

Dikkat edilirse ayetlerde Hz. Adem (as) ve Hz. Havva'nın önce edep yerlerinin gizli olduğu sonradan şeytanın aldatmasıyla edep yerlerinin açıldığı fakat derhal kapatttıkları anlatılmaktadır. Demek ki edep yerlerin kapanması gerektiğini bilmekteler.

İşte bu nedenle bir sonraki ayette edep yerleri örtmenin gerekliliği ve Adem babamızın edep yerlerini örttüğü şöyle açıklanır:

"Ey Âdem'in evlatları! Bakın size edep yerlerinizi örteceğiniz giysi süsleneceğiniz elbise indirdik. Fakat unutmayın ki en güzel elbise takva elbisesidir. İşte bunlar Allah’ın ayetlerindendir. Olur ki insanlar düşünür de ders alırlar." (Araf 7/26)

Sonuç olarak Adem (as)'ın edep yerlerin örtülmesi gerktiğini bildiğini ve Allah’ın emriyle edep yerlerini ilk örten kimse olduğunu söyleyebiliriz. Havva annemiz için o şartlarda kendisine namahrem olan kimse olmadığından erkeklerin hepsi kendi çocuğu ve torunları olduğundan bu günkü gibi el ve yüz hariç her yerini örttü diyemeyiz. Bu konuda kesin bir bilgi olmamakla birlikte örtünmenin ilk insandan itibaren var olduğu muhakkaktır.

Araf suresi 19-25 ayetlerin tefsiri:

19. (Sonra Allah Âdem'e hitab etti): "Ey Âdem! Sen ve eşin cennette durun dilediğiniz yerden yeyin; fakat şu ağaca yaklaşmayın yoksa zalimlerden olursunuz."

20. Derken onların kendilerinden gizli kalan avret yerlerini kendilerine göstermek için onlara fısıldadı: "Rabbiniz başka bir sebepten dolayı değil sırf ikiniz de birer melek ya da ebedî kalıcılardan olursunuz diye sizi şu ağaçtan men etti." dedi.

21. Ve onlara: "Elbette ben size öğüt verenlerdenim." diye de yemin etti.

22. Böylece onları aldatarak aşağı sarkıttı (önceki mevkilerinden indirdi). Ağacı(n meyvesini) tadınca avret yerleri kendilerine göründü ve cennet yapraklarını üst üste yamayıp üzerlerini örtmeğe başladılar. Rableri onlara seslendi: "Ben sizi o ağaçtan men etmedim mi ve şeytan size apaçık düşmandır demedim mi?"

23. Dediler ki: "Ey Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik eğer bizi bağışlamaz ve bize rahmetinle muamele etmezsen muhakkak ziyana uğrayacaklardan oluruz!"

24. (Allah) buyurdu: "Birbirinize düşman olarak inin sizin yeryüzünde bir süreye kadar kalıp geçinmeniz gerekmektedir."

25. "Orada yaşayacaksınız orada öleceksiniz ve yine oradan (dirilip) çıkarılacaksınız!" dedi.

Şeytan Âdem'e ve Havva'ya böyle bir vesvese verdi ve dedi ki: Rabbiniz sizi bu ağaçtan başka bir sebeple değil ancak iki melek olacağınızdan veya ebedî kalacağınızdan dolayı men etti. Yani bundan yerseniz ya yemek içmek ihtiyacından melekler gibi müstağnî olursunuz (ihtiyaç duymazsınız) yahut ölüm yüzü görmez ebedî kalırsınız diye bir taraftan onları Âdem'e secde ile emredilmiş olan meleklere imrendirmek bir taraftan da maddî sebebin ilâhî takdiri değiştirebileceği şüphesiyle ne olursa olsun bir sonsuzluk ve devamlılık sevdasına düşürmek istedi. Burada meşhur bir suâl vardır: Şeytan cennetten kovulup çıkarılmış olduğu halde cennetteki Âdem ve Havva'ya nasıl vesvese verebilmiştir? Buna karşı bir yılan aracılığıyla girdi diye bir kıssa nakli şöhret bulmuş ise de bunu büyük tefsirciler uygun görmemişler ve başlıca üç şekilde cevap vermişlerdir:

1. Hasan Basrî hazretleri demiştir ki: Yüce Allah'ın vermiş olduğu bir kuvvet ile yerden göğe veya cennete vesvese ulaştırabilmiştir. Bu mânâya göre "hayye" (yılan) tabirinin insan için yılan gibi zehirli bir hayatî kuvvetten kinâye olması söylenebilir.

2. Ebû Müslim İsfehânî: Bu cennetin yeryüzü cennetlerinden biri olduğu görüşünde olduğu için Âdem ve İblis ikisi de cennette idi demiş. Ancak bunun suâle uygun olmadığı açıktır.

3. Diğer bir takım tefsirciler de demişlerdir ki:"Âdem ve Havva bazan cennetin kapısına yakın gelirler İblis de dışardan gözetir yaklaşırdı; vesvese bu şekilde meydana geldi." Âyetlerin delaletine bakarak İblis'in kovulması ve çıkarılmasının dört yönden vesvese vermesi imkânını yok eder bir şekilde olmadığı anlaşılıyor. Bunun için vesveseye imkân bulup o maksatla öyle yaptı.

Şu halde ne zaman ki o ağacı tattılar kendilerine kötü yerleri beliriverdi. İsyanın uğursuzluğu yüz gösterdi kapalı ve gizli olan cinsel yerleri açılıverdi bunun üzerine utançlarından derhal üzerlerine cennet yaprağından yamalar yamamaya başladılar. Denilmiş ki bu yaprak incir yaprağı idi. Rabbleri yüce Allah da kendilerine şöyle seslendi: Ben sizi o ağaçtan men etmedim miydi? Ve mutlaka şeytan size açık bir düşmandır demedim miydi? Ki birincisi yasağa karşı gelmekten dolayı ikincisi de düşman sözüne aldanmalarından dolayı darılma ve azarlamadır. Şeytanın düşman olduğunun hatırlatılması bu sûrede açıkça geçmemiş ise de bu sorunun gereğine ve Tâhâ Sûresi'nde "Bu senin ve eşinin düşmanıdır." (Tâhâ 20/117) âyetinin belirttiğine göre demek bu hatırlatma da yapılmıştı.

Bu azarlamağa karşı Âdem ve Havva bakınız ne dediler: Ey Rabbiniz biz nefsimize zulm ettik kendimize yazık ettik. Ve eğer sen bize mağfiret ve rahmet etmezsen hüsrana uğrayanlardan olacağımız şüphesizdir dediler. Derhal durumu anlayıp hatalarını itiraf ve tövbe ve istiğfara teşebbüs ederek ilâhî rahmete sığındılar ki bu yalvarış kelimeleri Bakara Sûresi'nde

"Âdem Rabbinden birtakım kelimeler aldı (tövbe etti) bunun üzerine (Allah) Onun tevbesini kabul etti." (Bakara 2/37)

âyetinde işaret olunan kelimelerdir. İlâhî suale karşı İblis'in sözü geçen cevabıyla Âdem (as) ve Havva'nın bu cevaplarını mukayese etmeli (karşılaştırmalı) de bu kelimelerin derhal Âdem (as)'in kalbine gelmesi ne büyük ilâhî bir lütuf olduğunu ve Âdem'in mizacı ile İblis'in içyüzü arasında ne büyük bir fark bulunduğunu anlamalı ki İblis'in ateş ve çamur kıyaslamasındaki cehaletinin sırrı bu noktada açıkça görülmektedir.

Denilmiştir ki Âdem beş şey ile bahtiyar (mutlu) oldu. Emre karşı gelmeyi itiraf etmek pişmanlık duymak nefsini kötülemek tövbeye teşebbüs etmek ve rahmetten ümidi kesmemek. İblis de beş şeyle bedbaht (mutsuz) oldu.Günahını kabul etmedi pişmanlık duymadı kendini kınamayıp azgınlığını Allah'a bağladı ve rahmetten ümidini kesti. Bununla beraber ilâhî emir ve yasaklara karşı gelmekle işlenen herhangi bir günah affedilmiş bile olsa günahı işleyeni nezâhet-i mutlaka (mutlak temizlik) mertebesinden indirmeğe sebep olacak demektir.

24. Çünkü bu tövbe ve yakarış üzerine Allah buyurdu ki: İniniz bazınız bazınıza düşmansınız. Ve size yeryüzünde bir vakte kadar bir yerleşme ve yararlanma var.

25.Yani Allah dedi ki: Onda o yeryüzünde yaşayacaksınız ve orda öleceksiniz ve yine ordan çıkarılacaksınız öldükten sonra diriltilip toplanacaksınız. İşte Allah siz insan cinsini yeryüzünde böyle yerleştirdi. Şimdi:

26. Ey Âdemoğulları size avret yerlerinizi örtecek giysi süslenecek elbise indirdik. Hayırlı olan takva elbisesidir. İşte bu(nlar) Allah'ın âyetlerindendir belki düşünüp öğüt alırlar.

27. Ey Âdemoğulları. Şeytan ana babanızı avret yerlerini onlara göstermek için elbiselerini soyarak cennetten çıkardığı gibi sizi de (şaşırtıp) bir belaya düşürmesin! Çünkü o ve kabilesi sizin onları göremeyeceğiniz yerden sizi görürler. Biz şeytanları inanmayanların dostu yaptık.

AÇIKLAMA:

Ey Âdemoğulları muhakkak ki biz üzerinize çavret yerlerinizi örter avret yerlerini örter bir elbise bir de rîş (yani güzellik ve öğünmek giysisi yahut servet ve refah) indirdik. Yerle gökle içle dışla ferdle toplumla tabiatla sanatla ilgili sebepleri yaratıp ihsan ettik.

Âdem ve Havva cennette saklı ve gizli otururlarken ayıpları açılarak yeryüzüne gelmiş oldukları gibi Âdemoğullarından her biri de ana karnında "döl yatağı" içinde saklı ve gizli olarak rızıklanıp dururken çırılçıplak yeryüzüne indiler. Sonra da ayıplarını örtecek veya giyinip kuşanıp süslenecek şekilde fakirce veya zengince iki çeşit elbise ile korunmaya ve örtünmeye ve hatta güzelleşme ve süslenmeye imkân buldular.

Bu arada takva elbisesi takva hissi veya takva duygusu ile giyim yani hayâ utanma duygusu ve Allah korkusu ile giyilen ve Allah'ın izniyle maddî manevî ayıptan çirkinlikten zarar ve tehlikeden koruyacak olan korunma elbisesi yok mu bu mutlak hayırdır. Sırf faydadır. Elbise nimetinden faydalanma ve istifade asıl bununladır.

Zira takva duygusu korkusu ve imanı hayâ ve irfanı olanlar zorunlu olarak çıplak bile kalsalar en az Âdem (as) ve Havva'nın yapraklarla örtündükleri gibi ayıp ve örtülmesi gereken yerlerini örter ve muhafaza ederler. Fakat takva duygusu olmayan günahkârlar ne kadar giyinseler yine kıçları açılmaktan kurtulamazlar.

Çünkü bunlar elbise nimetinin ayıp ve örtülmesi gerekeni örtmek; sıcak soğuk ve rahatsız edici çirkinliklerden hastalık sebeplerinden korunmak düşmandan sakınmak ve nihayet güzel bakışı cezbedecek ve kötü bakışı defedecek hiç kimsenin ne şehvetinin heyecanına ve ne nefretinin gelişmesine sebep olmayacak faydalı bir sima edeb ve vakar rahatlığı ile güzelleşme gibi gerçek fayda ve güzel maksatlarını düşünemezler.

Şehvet kibir ve gururla süslü püslü giysiler içinde kibrini ilan etmek isterken bir taraftan en kötü yerini açar hatır ve hayale gelmez zarar ve edepsizliğe düşerler. Bunun için süslü elbise giysi şeref ve ihtişam dahi hadd-i zatında ilâhî bir nimet olmakla beraber birçoklarının gözlerini kamaştıran görünür çekiciliğine rağmen hayır ve mutlak fayda değil bir gurur metâıdır. Asıl hayır takva giysisidir ki örtülmesi gerekli yerlerin örtülmesi (setr-i avret) namusu korumanın ilk şartını teşkil eder.

Bu yani elbise indirilmesi Allah'ın âyetlerindendir. İnsanlığa olan lütuf ve yardımını bağış ve rahmetini gösteren delillerinden ve alametlerindendir. Umulur ki bunu düşünürler. Bundaki delalet vecihlerini rabbânî hikmeti düşünür Allah'ın nimetlerini hatırlar tanır veya uslanıp çirkinliklerden sakınırlar. Rivayet ediliyor ki cahiliyye Araplarından bir takımları bu cümleden olarak Humus'tan olmayan A'rab yani bedevîler Kâbe'yi çıplak oldukları halde tavaf ederler ve içinde Allah'a isyan ettiğimiz giysilerimizle tavaf etmeyiz derlerdi. Çoğunlukla erkekler gündüz kadınlar gece tavaf ederler kadınların gündüz tavaf ettikleri de olurdu. Kadın bütün göğüslerini ve göğüslerindekileri açar ve hatta büsbütün çırılçıplak olur ancak cinsel organına şarap üstüne sinek konmuş gibi hafif seyrek bir paçavra kor "tavaf ederken beni kim ayıplar" der ve şu: "Bugün bunun bir kısmı veya hepsi açılır açılanını da helâl etmem." beytini söylerdi. İşte bu âyetler bu sebeple nazil olmuştur.


(ELMALILI MUHAMMED HAMDİ YAZIR KUR'AN-I KERİM TEFSİRİ)

İlave bilgi için tıklayınız:

Hz.Adem ile Hz. Havva annemiz hangi dilde konuşmuşlar? Cennette hangi dil konuşulacak?

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet