Değerli kardeşimiz
Namaz kılmak Kur’an okumaya niyet etmek örtünmek günahlardan kaçınmaya çalışmak gibi kullukla alakalı şeyler tamamıyla kulluğun şuuru ile ilgili şeylerdir. Çünkü kendisinin mutlak aciz fakir ve zaif bir mahluk olduğunu bilen buna karşılık Allah’ın da tüm ihtiyaç ve sıkıntılarını giderecek mutlak kudrete ve iradeye sahip olduğunu idrak eden bir kulun kalbinde ibadet etme aşk ve şevki uyanır.
Düşünün ki en muhtaç olduğunuz bir zamanda birisi sizin ihtiyaçlarınıza karşılık veriyor. Siz de bir insan olarak ona teşekkür etmelisiniz.
Aynı şekilde bu şahıs en sıkıntılı bir zamanda size şefkat ediyor sizinde ona karşı hürmetkar olmanız gerekmez mi?
İşte aynen onun gibi bizi ve tüm azalarımızı yoktan yaratan kainatı ve içindeki tüm mevcudatı bize hizmet ettiren ve bizim tüm ihtiyaçlarımızı karşılayan ve bize bizden daha şefkatli olan Rabbimize ibadet etmenin ne derecede ciddi ve insanlığa yakışır bir fiil olduğunu bilen bir insan ibadetten değil kaçmak belki bütün ömrünün tüm dakikalarının ibadet üzere geçmesini ister.
* * *
Şu yazıları okumasınızı tavsiye ederiz:
ÖRTÜNMEMEK AYIP MI SUÇ MU GÜNAH MI?
Tesettür münakaşalarında üç kavram birbiriyle karıştırılıyor: Ayıp suç ve günah. Bir söz bir hareket veya bir kıyafet toplumun değer hükümlerine ters düşüyorsa ayıplanıyor. Kanuna aykırı ise suç sayılıyor. Dine muhalif ise günah oluyor.
Bazı kimseler kanuna aykırı olmayan bir şeyin günah da olmayacağını zannederken bazıları “herkesin işlediği bir fiilin günahlıktan çıkacağı” vehmine yalıngısına kapılıyorlar. Bunların her ikisi de fevkalâde yanlış düşünceler.
Ayıp hiçbir zaman gerçeğin ölçüsü olamaz. Fikir düşünce ve hareketlerini sadece çevrenin “ayıp” anlayışına göre düzenleyen insanlar şahsiyetlerini topluma feda etmiş kalabalıklara esir olmuşlardır.
Halbuki toplumun her ayıpladığını “yanlış” yahut her benimsediğini “doğru”kabul etmek mümkün mü? Böyle olsa insanın her toplulukta ayrı bir şahsiyete bürünmesi bukalemun gibi sık sık renk değiştirmesi gerekmez mi?
Batılı bir düşünürün “insan aklının aczini” ortaya koyan şu ifadeleri bu meselemizi ne güzel izah eder:
“Bir insanın babasını yemesinden daha korkunç bir şey düşünülemez; ama eskiden bazı kavimlerde bu âdet varmış. Hem de bunu saygı ve sevgilerinden yaparlarmış. İsterlermiş ki ölü böylelikle en uygun en şerefli bir mezara gömülsün. Vücutları ve hâtıraları içlerine tâ iliklerine yerleşsin. Babaları sindirme ve özümleme yolu ile kendi diri bedenlerine karışıp yeniden yaşasın. Böyle bir inancı iliklerinde ve damarlarında taşıyan insanlar için anasını babasını topraklarda çürütüp kurtlara yedirmenin en korkunç günahlardan biri sayılacağını kestirmek zor değildir.”
Şimdi düşünelim: Etrafımızdaki insanların büyük çoğunluğu yoğun propagandalarla böyle bir fikri benimsemiş olsalar biz de toplum ayıplamasın diyerek babamızın etini mi yiyeceğiz? Demek ki “ayıplama” tamamen sübjektiftir; gerçeğe tesir edecek bir faktör değildir. Ayıp telâkki ederek örtünmekten kaçınan hanımefendilerin iddiaları iki kısma ayrılıyor: Birisi: “Örtünmemek niçin günah olsun?” şeklindeki itiraz. Diğeri ise: “İslâm’da örtünmenin olmadığı” tarzındaki şahsî kanaat.
Görünürde aralarında pek fazla bir fark yok gibi geliyor. Ama gerçekte her ikisi de birbirinden ayrı konular. “Örtünmekle de ne olacakmış insan örtünün içinde de yapacağını yapar.” gibi sözlerin sahiplerini araştırırsanız her defasında İslâm’ı layıkıyla bilmeyen veya bildiği halde onun emirlerini yerine getiremeyen birisiyle karşılaşırsınız.
Bu insanlar vicdanlarının derinliklerinde hissettikleri suçluluk psikolojisinden kurtulmak için böyle itirazlarda bulunuyorlar ve tövbe edeceklerine günahlarını meşru göstermeye kalkışıyorlar. Sanki diğer insanları ikna etmekle o sorumluluktan kurtulacaklarmış gibi. Halbuki bir fiil günah ise günah değil ise değildir. Bunun tespitini “kalabalıklar” yapamaz. Örtünme dinde varsa buna kimse “yok” diyemez. Ama hiç kimse de başkalarını bu hususta zorlama yoluna gitmemelidir.
Örtünmenin İslâm’da yeri olup olmadığı meselesine gelince bu hususta nice fetvalar mevcut. Lâkin günümüz Müslümanlarının bir kesimi fetvanın dindeki yerini lâyıkıyla bilmediklerinden doğrudan doğruya Kur’an-ı Kerîm’den âyetler takdim edecek ve bunların tefsirlerinden bazı kısımları aynen aktaracağım.
Cenâb-ı Hak Nûr Sûresinde Peygamberimize (asm.) hitaben şöyle buyuruyor:
“Mümin kadınlara da söyle gözlerini haramdan sakınsınlar ırzlarını korusunlar ziynetlerini (süslerinin takılı olduğu yerleri) açmasınlar. Zahir olanı (görünmesi zarurî olan yüz el ve ayaklar) müstesna. Baş örtülerini yakalarının üzerine vursunlar (göğüs ve boyunlarını göstermesinler). Ziynetlerini (süs yerlerini) ancak şu kimselere gösterebilirler: Kocalarına yahut babalarına yahut kocalarının babalarına yahut kendi oğullarına yahut kendi erkek kardeşlerine yahut erkek kardeşlerinin oğullarına yahut kız kardeşlerinin oğullarına yahut kendi kadınlarına (Müslüman kadınlara) yahut ellerindeki memlûklere (cariyelere) yahut (şehvetsiz ve kadına) ihtiyacı olmayan uyuntu kimselere yahut henüz kadınların gizli yerlerinin farkına varmamış olan çocuklara.” (Nûr 24/31)
Âyet-i kerime dikkatle okunduğunda şu hususlar tespit edilebilir:
Birincisi: Hitabın mümin kadınlara olması. Yâni örtünme kadınlar için bir imân alâmeti ve sadece mümin kadınlara farz. Mümin olmayan bir insan İslâm’ın emir ve yasaklarından sorumlu değil. Yâni bir kimse öncelikle Allah’ın varlığını kabul edecek Kur’an-ı Kerîm’i Onun kelâmı ve Hz. Muhammed’i (asm.) Onun en son elçisi bilecektir ki İlâhî emir ve yasaklara muhatap olabilsin.
İkincisi: Harama bakmamanın sadece erkekler için değil kadınlar için de söz konusu olduğu.
Üçüncüsü: Ziynetlerin gösterilmemesi.
Âyet-i kerimede geçen “ziynet” kelimesi üzerinde yapılan tefsirlerden birini özet olarak arz edeyim:
“Ziynet süs eşyası demek ise de tek başına süs eşyasına bakmak hiç kimse için haram olamayacağına göre bundan murat süs eşyalarının takıldığı kulak boyun gerdan gibi yerlerdir. Âyette esas maksat tesettür (örtünme) olduğuna ve hitap zengin-fakir bütün müminlere yapıldığına göre ziynet sadece süs eşyası olarak anlaşılsa âyet sadece zenginlere inmiş olur. Halbuki hitap geneldir 'mümin kadınlara da söyle.' buyurulmaktadır. Bir başka önemli husus da şudur: Kadın için asıl ziynet süs eşyası değil bu organların bizzat kendileridir. Yâni gösterilmesi haram kılınan boyun gerdan gibi azalar kadın için ayrıca birer ziynettirler.” (bk. Hak Dini Kur’an Dili İlgili ayetin tefsiri.)
Dördüncüsü: Mümin kadınların başörtülerini cahiliye kadınları gibi boyunlarına bağlayıp arkaya sarkıtmak yerine başlarına örtmeleri ve yakalarının üzerine vurmaları.
Bir diğer âyet-i kerimede ise şöyle buyurulur:
“Ey Peygamber hanımlarına kızlarına ve müminlerin kadınlarına söyle elbiselerinden giyip örtünsünler. İşte böyle giyinmeleri tanınıp da (cariyelerden iffetsiz âdi kadınlardan fark edilip de) eziyet edilmemelerine en elverişli olandır. Allah Gafur’dur (çok bağışlayıcıdır) Rahîm’dir (çok merhametlidir).” (Ahzab 33/59)
Bu âyet-i kerimede örtünme açıkça emredilmekte ve bu emrin hikmeti “mümin kadınların diğer âdi kadınlarla karıştırılarak rahatsız edilmemeleri sarkıntılığa maruz kalmamaları ve ruhlarının eziyete maruz olmaması” olarak beyan buyurulmakta.
* * *
ÖRTÜLÜ VE ÖZGÜR
Uzun beyaz elbisemle ve iki-üç santim uzunluğundaki siyah saçlarımla bir öğle sonrası sokakta yürüyordum ve kamyon şoförleri ıslık ve bağırmalarıyla beni rahatsız etmişlerdi. Kendimi yenilmiş hissettim. Kuaför salonundan daha şimdi çıkmıştım. Saçlarımı bir erkek gibi kestirmiştim. Kuaför kestiği her tutamdan sonra kendimi nasıl hissettiğimi soruyordu. Korkmamıştım ama bir organımın kesiliyor olduğu hissine kapılmıştım.
Hayır; bu herhangi bir saç kesimi değildi. Saç kestirmekten çok daha fazla şey ifade ediyordu. Saçımı kestirerek erkeksi bir şekilde görülmeye çalışmıştım. Dişiliğimi imha etmek istemiştim. Yine de bu bazı erkeklerin bana bir cinsel meta olarak davranmasını engellememişti. Yanılmıştım. Problem benim dişiliğim değildi. Problem cinselliğim daha doğrusu bazı erkeklerin genetiğimden yola çıkarak bana yakıştırdıkları bir cinsellikti. Bana karşı benim gerçekten kim olduğuma göre davranmıyor; kendilerinin beni gördükleri üzere davranıyorlardı.
Peki ben kim olduğumu bildikten sonra onların beni nasıl gördüklerinin önemi var mıydı? Evet vardı. Kadınları sadece cinsel meta olarak gören erkeklerin genellikle onlara karşı saldırgan bir tavır sergilediğine meselâ tecavüze yeltendiklerine veya dövdüklerine inanıyordum. Cinsel taciz ve saldırı sadece korkum da değildi; aynı zamanda başıma gelmiş şeylerdi bunlar. Bir keresinde tecavüze uğramıştım. Bana saldıran erkekler yüzünden yaşadıklarım bende öfke ve hayal kırıklığına sebep olmuştu. Bana yönelik bu şiddeti nasıl durdurabilirdim? Erkeklerin beni bir kadın olarak değil de bir cinsel meta olarak görmelerini nasıl engelleyebilirdim? Bu ikisini eşit görmelerini nasıl durdurabilirdim? Başıma gelenlerden sonra hayata nasıl devam edebilirdim?
Yaşadıklarım beni kimliğimle ilgili sorularla başbaşa bırakmıştı. Sadece Çin kökenli Amerikalı kadınlardan bir başkası mıydım ben? Önceleri kimliğim konusunda bir karara varmam gerektiğini düşünürdüm. Şimdi ise kimliğimin sürekli değiştiğini farkediyordum.
ÖRTÜNME TECRÜBEM
Bu noktada özellikle eğitici olan bir tecrübem bir gazete projesinin bir parçası olarak Crenshaw Bulvarında üç Müslüman erkekle birlikle bir Müslüman kadın olarak ‘giyinerek’ dolaştığım zaman gerçekleşti. Beyaz uzun kollu pamuklu bir gömlek kot spor ayakkabısı ve Müslüman bir bayandan ödünç aldığım çiçekli ipek bir başörtüsü giyinmiştim. Kendimi sadece Müslüman kadın görünümünde görmüyor öyle de hissediyordum. Tabiî ki gerçekte hep mesture olmanın neler hissettirdiğini bilemezdim çünkü İslâmî bir eğitim almamıştım.
Yine de insanlar beni Müslüman kadın olarak algıladılar ve bir cinsel obje olarak görüp bana karşı sarkıntılıkta bulunmaya yeltenmediler. Erkeklerin bakışlarını daha önceden olduğu gibi üzerimde hissetmedim. Tamamen örtünmüş vaziyetteydim; yalnızca yüzüm görünüyordu. İçeride kibar bir zenci Müslüman bana ‘kardeş’ diye hitap etti ve nereden geldiğimi sordu. Ona aslen Çinli olduğumu söyledim. Hangi milletten olduğumun onlar için pek önemli olmadığını farkettim. Aramızda bir tür yakınlık vardı çünkü beni bir Müslüman olarak görmüştü. Ona gerçeği nasıl söyleyeceğimi bilemedim çünkü gerçekte öyle olup olmadığımdan emin değildim.
Aynı kıyafetle Afrika mücevherleri ve mobilyaları satan bir mağazaya girdim. Orada bir başka beyefendi bana Müslüman olup olmadığımı sordu. Nasıl cevap vereceğimi bilemediğimden sadece bakıp gülümsedim. Karşılık vermemeyi tercih ettim.
ÖRTÜLÜ OLMAM BAŞKALARININ BANA KARŞI TUTUMUNU DEĞİŞTİRDİ
Mağazanın dışında birlikte olduğumuz Müslümanlardan birine “Ben Müslüman mıyım?”diye sordum. Bana aslında nefes alan ve teslim olan her şeyin öyle olduğunu izah etti. Müslüman olmuş olabileceğime ama bunu bilmediğime hükmettim. Kendimi o şekilde isimlendirmemiştim henüz. İslâm hakkında Müslüman olduğumu söyleyecek kadar bilgim yoktu. Günde beş vakit namaz kılıyor değildim camiye gidiyor oruç tutuyor değildim sürekli başımı örtüyor değildim. Yine de bütün bunlar Müslüman olmadığım anlamına gelmezdi. Bunlar içeride olanın dışarıya doğal yansımaları idiler.
Gördüm ki kendi içimde nasıl olduğum örtülü veya örtüsüz olmamla değişmiyor. Ama örtülü olmam başkalarının benim hakkımdaki algılamalarını değiştiriyor. Diğerleriyle olan ilişkilerinizde kendi imajınızın oluşmasını sağlıyor.
UYDURMA VE KASITLI BİR BAKIŞ AÇISI
Ben erkeklerden saygı aradığım için örtünmeyi bilinçli olarak seçtim. Önceleri Kadın Araştırmaları bölümünde okuyan ve de düşünen bir kadın olarak örtünmenin bir zulüm olduğunu savunan Batılı görüş açısını benimsemiştim. Yaşadığım bu tesettür tecrübesinden ve tesettür üzerinde daha da düşündükten sonra bu görüşün uydurma kasıtlı ard niyetli bir bakış olduğu sonucuna vardım. Kadın kendisi ikna olarak ve anlayışla tesettüre yöneltildikten sonra tesettür hiç de zulüm filan değildi.
O gün kendi tercihimle örtünmüştüm; ve hayatımda kendimi en ziyade özgür hissettiğim tecrübe oydu. Şimdi kadın olmanın alternatiflerini görüyorum. Giyim tarzımın başkalarının bana karşı tavırlarını belirlediğini keşfettim. Realitenin bu olması beni üzüyor. Bu kabul ettiğim bir realite; fethedilmektense fethetmeyi tercih ettim. Gördüm ki tesettür ile örttüğüm kadınlığım değil cinselliğim idi. Cinselliğimin örtülmesi diğerinin özgürlüğüne imkân tanıyordu.
NOT:Bu yazı Los Angeles’taki Kaliforniya Üniversitesi’nin (UCLA) Müslüman Öğrenciler Derneğinin haber dergisi Al-Talib’de Ekim 1994’te yayınlandı. O tarihte Kathy Chin üniversitenin Psikobiyoloji ve Kadın Araştırmaları bölümünün son sınıf öğrencisiydi.
İlave bilgiler için tıklayınız:
- Tesettür ve Türban Özel Dosyası.
Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet