Uzman olmak için Şimdi başvurun.
✕- Bir kitapta okurken Hatif denilen gayptan haber veren cinlerin peygamberimizi müjdelediği yazıyordu.
- Ben Allah’tan başkası gaybı bilmez diye biliyordum bu konu hakkında bilgi verir misiniz?
Değerli kardeşimiz
Hatif gaipten haber veren cinnî demektir. Kelime olarak sesi işitilen ve kendisi görülmeyen seslenici ses verici çağırıcı manalarına da geliyor. (Lisânü’l-Arab “htf” md.)
Hatif cinlerden bir türdür melek değildir. Cinlerin kahinleri kısmındandır. Nasıl insanlar içinde medyumlar ve kahinler varsa cinlerin medyum ve kahinlerine de “hatif” deniliyor.
İslâm’dan önce Araplar çölde dolaşırken bazen kaynağı belli olmayan bir ses işittiklerini söyler göremedikleri bu sesin sahibine sâih dâî münâdî ve hâtif derlerdi. Bazen da bir cinnin dostu olan bir kişiye görünüp ona gaipten haber verdiğini iddia eder buna da reî (görünen görüntü) adını verirlerdi. Bu tür görüntülere hitaben şiir söyledikleri hatta bu görüntülerin de şiir söylediğine inandıkları olurdu. (Câhiz Kitâbü’l-Hayevân VI 243)
Kur’an nazil olmadan önce kahinler cinler vasıtası ile semadan meleklerin kendi aralarındaki konuşmalarından yarım yamalak haberler alıp gaybi bazı hadiseleri önceden haber verebiliyorlarmış.
Ancak Kur’an nazil olmaya başlayınca bu yol cinlere kapatılmıştır. Yani eskisi gibi cinler nurani ve şeffaf vücutlarına güvenip sema dairesine çıkamıyorlar dolayısı ile sema dairesinde yapılan konuşmalara ulaşamıyorlar böylece sema tarafı büyük bir güvence altına alınıyor.
Semanın güvence altına alınmasının sebebi Kur’an’ın semadan nazil olmasıdır. Böylece Kur’an hakkında en ufak bir şaibe ve şek kalmamış oluyor. Yani acaba Hazreti Muhammed (asm)’i -haşa- cinler mi aldatıyor ya da ona gelen vahyin içine cinlerin yalan yanlış haberleri karışıyor mu şüphesi bertaraf edilmiş oluyor.
Tabi cinlerin bu kulak hırsızlığı sema aleminin merkezi ve başkenti konumunda olan mele-i ala denilen meleklerin müzakere meclisinde değil sema aleminin tabiri yerinde ise taşraları ve karakolları hükmünde olan köşe ve bucaklarındaki mevkileridir.
Genelkurmay karargahında alınan kararlar nasıl sınır karakollarına tebliğ ediliyor ise aynı şekilde mele-i alada alınan kararlar da semanın sınır karakolları hükmünde olan yerlerine tebliğ ediliyor.
İşte cinlerin kulak hırsızlığı yaptığı yerler semanın bu sınırlarıdır yoksa semanın merkezi hükmünde olan mele-i ala değildir.
Cinlerin gaybı bilmesi mutlak gaybı bilmek değil; emareleri çıkmış artık sema dairesinde tezahür etmiş bir gaybı bilmek şeklindedir. Yoksa mutlak gaybı Allah’tan başka kimse kendi başına bilemez ancak Allah bildirir ise bilinebilir.
“Hâtif” denilen şahsı görünmeyen ve sesi işitilen cinnîler Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın geleceğini haber vermişler.
Mesela Zeyyab ibnü’l-Hâris’e hâtif-i cinnî böyle bağırmış onun ve başkasının Müslüman olmasına vesile olmuştur.
“Ey Zeyâb ey Zeyâb! Acaibin en acibine kulak ver: Muhammed kitapla gönderildi; Mekke ahalisini çağırıyor ama onu dinlemiyorlar.”(Halebî es-Sîretü’l-Halebiye 1:335-337; Süyûtî el-Hasâisü’l-Kübrâ 1:358; Nebhânî Hüccetüllah ale’l-Âlemîn 181)
Yine bir hâtif-i cinnî Sâmia bin Karreti’l-Gatafânî’ye böyle bağırmış bazılarını iman etmesine neden olmuştur:
“Hak geldi nur saçtı. Bâtıl ise mahvoldu kökü kazındı.” (Ali el-Kari Şerhu’ş-Şifâ 1:748; Süyûtî el-Hasâisü’l-Kübrâ 1:252)
Bu hâtiflerin müjdeleri ve haber vermeleri pek meşhurdur ve Peygamberimiz (asm)'in peygamberliğinin delillerini anlatan eserlerde geçmektedir.
Daha sonraları bazı zahid münzevî ve sûfîlerin hâtiften ses işitme (hâtif-i gayb hâtif-i gaybî) olaylarına sıkça rastlanır.
Meşhur olan bir menkıbeye göre İbrâhim b. Edhem avlanmaya çıktığı zaman hâtiften gelen bir ses ona “Sen bunun için mi yaratıldın sana bu mu emredildi?” deyince irkilmiş ancak yine avlanmaya devam etmiş; aynı sesi üç defa duyduktan başka eğerin kaşından da bu nida gelince atından inip çöllere düşmüştür. Yine İbrâhim b. Edhem bu sırada yanında bir adamın (Hızır) belirdiğini görmüştür. (Sülemî Tabakat s. 30)
Kelâbâzî eserinde hâtif konusuna bir bölüm ayırmış Ebû Saîd el-Harrâz ve Ebû Hamza el-Horasânî gibi sûfîlerin hâtiften gelen sesleri nasıl duyduklarını anlatmıştır. [Taarruf Doğuş Devrinde Tasavvuf (trc. Süleyman Uludağ) s. 210]
Hargûşî Tehzîbü’l-esrâr’da hâtif meselesini daha geniş bir şekilde ele alarak bunun olabilirliğini hem kabul edenler hem de reddedenler bulunduğunu belirttikten sonra kendisinin de hâtiften bir ses işittiğini söylemiştir.
Selam ve dua ile...
İslami Destek Sitesi