Destek Sitesi platformunda Uzman olmak ister misiniz?

Uzman olmak için Şimdi başvurun.

“Evrim teorisi ispatlandı.” şeklinde yapılan açıklamaların doğruluk payı var mıdır?

Oluşturulma tarihi: 31.01.2025 23:17    Güncellendi: 31.01.2025 23:17
Soru Detayı

- “Aldosteron hormonu”nun reseptör geninin evrimleşmesinin tespit edildiği ve Batı'da bütün bilim adamlarının evrimi destekledikleri doğru mudur?

Değerli kardeşimiz

Propagandadan başka hiçbir doğruluk payı yoktur. Evrim görüşünü ortaya koyan Darwin’in konu ile ilgili kitapları 1850-1860 yılları arasında yayınlanmıştır. Yani yaklaşık 160 yıllık bir geçmişi vardır. Bu kadar zaman içinde evrim görüşünü ispatlayan değil çürüten yüzlerce delil bizatihi evrim görüşünü savunan bilim insanları tarafından ileriye sürülmüştür.

Burada gaye bilimsel bir konunun ortaya konması olmayıp ateizmi esas alan ideolojik bir düşüncenin hâkim kılınması olduğundan gerçekler hep bilimsel bilgi adı altında gizlenmiş veya perdelenmiştir.

Sorunun ikinci şıkkında "aldosteron hormonu"ndan söz ediliyor. Bu hormon bedendeki elektrolit ve su dengesinin korunmasında rol alır. Böbrek üstü bezinin kabuk kısmından salınır. Böyle bir hormonun canlı varlık olmaksızın hormon olarak görev yapması mümkün değildir. Her bir oluşumun temelinin elementler olduğu gibi bu hormonun da neticede temel maddesi karbon hidrojen oksijen ve azot gibi elementlerdir.

Bunların belli türev ve bileşikleri canlılardan önce var edilmiş veya birleştirilmiş olmalıdır. Böyle hormonun veya molekülün yapısından hareketle yukarıda ifade edilen evrim görüşünün ispatlandığını ileri sürmek sağlıklı bir düşüncenin ürünü olamaz.

Şempanzenin genetik yapısına müdahale ederek bundan bir insanın hasıl olacağı senaryosuna gelince bunun iki yönü var.

Birincisi  varlıkları yaratmak ve onlara hayat vermek Allah’a mahsustur. İnsanın burada da yapacağı şey genetik yapının işleyişini yönlendirmektir. Allah insana o iradeyi vermiştir. Her bir varlığın hücrelerine hayat ve rızık vermek o hücrelerin bütün ihtiyaçlarını karşılamak hücreleri çoğaltmak ve farklılaştırmak ömrü bitenleri yenileri ile değiştirmek Allah’ın sonsuz ilim irade ve kudretiyle olmaktadır.

İkincisi bir canlıya müdahale ile ondan bir başka canlının meydana gelmesi ya da Allah’ın bir müdahale olmadan mesela bir şempanzeden bir insan meydana getirmesi bizi bütün insanlığın o yolda olduğu genellemesine götürmez. Böyle bir genelleme bilimsel düşünceye ve bilimin kurallarına uygun değildir. Çünkü böyle bir genelleme için gerek genetik gerekse biyokimyasal ve gerekse biyolojik yönden sorduğunuz her soruya doğru cevap almanız icap eder. Yoksa hasbelkader bir canlıdan bir başkasının ortaya çıkması her denemede aynı sonucu elde edemediğiniz sürece o canlı grubunun soyu ile ilgili bir genellemeye esas olamaz.

Batı dünyasında bütün bilim adamlarının evrimi desteklediği iddiası hakikate uygun değildir. Orada pek çok bilim adamı evrimi felsefî bir düşünce tarzı olarak alır. Bir kısmı da doğrudan yaratılışı kabul eder.

Ancak evrim karşıtı düşüncede olanlar akademik baskı altında oldukları için bir kısmı açıktan evrime cephe almaktan çekinmektedirler. Bir kısmının da evrim karşıtı görüşlerine bilimsel dergi ve kitaplarda yer verilmez. Çünkü dini dergilerin idarecileri dahi insanın maymun soyundan geldiğine inanan evrimcilerin elindedir. Onlar evrime gölge düşürecek en küçük bir evrim karşıtı düşünceye de müsaade etmezler. Onlar için bu konudaki fikrin bilimsel olması önemli değildir. Önemli olan yazı veya makalenin bünyesinde evrime karşı bir görüş barındırmamasıdır.

Hâl böyle olunca işin içinde olmayanlar bütün bilim adamlarının evrimi desteklediğini düşünürler. Evrimciler de zaten herkesin evrimi desteklediği yalanını yaymaktadırlar.

 Evrim görüşünün iddiası şudur:

Basitten yüksek yapılılara kadar bütün canlılar tesadüfen ve silsile hâlinde birbirinden meydana gelmiştir. Canlı türlerinin evrimleşerek ve farklılaşarak birbirinden meydana geldiğini gösteren deliller zaman içinde bulunacak ve ispatlanacaktır.

Yüz altmış yıldır yapılan çalışmaların bir özeti mahiyetinde evrim görüşüne sahip bilim insanlarının bu konudaki görüşlerini kısa vermeye çalışacağız.

Protozoalardan Omurgasız Metozoalara Geçiş

Yeryüzünde Protozoave suyosunu gibi ilk canlılığın görüldüğü devre İlk zaman (Prekambriyan devre) günümüzden yaklaşık 2 milyar yıl öncedir. Bundan sonra Palezoik (1. Zaman) gelir. Onun ilk devresi Kambriyan’dır ve günümüzden takriben 550 milyon yıl öncedir (bk. Tablo 1).

Axelrod George ve Kay gibi araştırıcılar eserlerinde Kam­briyen omurgasızlarının geçit formu olmadan Ante­kam­b­riyen devri sonunda birdenbire yeryüzünde göründüklerini belirtirler[1][2][3].

Richard Monestarsky de yeryüzünde kompleks hayatın aniden ortaya çıktığını belirtir ve şöyle der:

Günümüzdeki kompleks hayvan formları aniden ortaya çıkmışlardır. Bu gelişleri Kambriyen devrinin başına rastlar. Denizlerin ve yeryüzünün ilk kompleks yaratıklarla dolması bu devirde başlamıştır[4].

Evrimci İngiliz zoologlarından Richard Dawkins de komp­leks canlıların birden ortaya çıktığını belirtir:

Kambriyen tabakalarındaki omurgasız grupları sanki hiçbir evrim tarihine sahip olmadan orada meydana gelmiş gibidirler. Tabii ki bu ani ortaya çıkış yaratılışçıları memnun etmektedir[5].

Omurgasızlardan Omurgalılara Geçiş

Evrimci paleontolog Gerald Todd da balık grupları arasında geçit formunun olmadığına dikkati çeker ve şöyle der:

Kemikli balıkların her üç sınıfı da fosil tabakalarında aynı anda ve birdenbire ortaya çıkarlar ve kendilerini ata olabilecek hiçbir canlı grubuyla bağlantılı göstermezler[6].

Tablo 1. Jeolojik zaman tablosu. En eski (yaşlı) devirler tablonun alt tarafında en yeni devirler de üst tarafında yazılmıştır.

Zaman

Devir

Seri

Periyodun

başlangıcı

Jeolojik olaylar ve iklim

Biyolojik   karakterler

 ANTROPOZOİK (4.Zaman)

Kuvaterner

Holosen

25 bin yıl

önce

  Mutedil iklim Orta-

Doğu’da kuraklık 

ve çöllerin teşekkülü

Günümüz insanı hayvanı ve bitkileri

Pleistosen

60 bin yıl

önce

Periyodik

 buzullaşma soğuk ve sıcak iklim

Büyük memeliler ve birçok bitki.

SENOZOİK (3. Zaman)

Neojen

Pliyosen

12 milyon

 yıl önce

Bugünküne benzeyen

 iklim karaların yükselmesi.

Ağaç eğreltiler ve dev köpek balıkları ortadan kalktı.  

   Australopithecus’un

 görünmesi. Çeşitli Memeliler.

Miyosen

25 milyon

yıl önce

Volkanik faaliyetler Alpler ve 

Himalayalar’ın teşekkülü

     Kemikli balıklar dev köpek

balıkları otobur memeliler

kayın ve kavak gibi yaprak

 döken ağaçlar. Yüksek yerlerde

 Cedrus ve Sequoia ağaçları.

Pateojen

Oligosen

34 milyon

yıl önce

Yer kabuğu

hareketleri Alpler’in  

teşekkülü Serin iklim.

Çiçekli bitkiler yapraklarını döken ağaçlar. İlkel maymunlar. Kedi köpek ve ayılar

Eosen

55 milyon

 yıl önce

 Volkanik faaliyetler  Tropikal şartlar

İlk atlar (Eohippus)

 günümüzün memeli ordoları Subtropik ormanlar

Paleosen

75 milyon

 yıl önce


İlk memeli grubu balinalar denizde yaşamaya

başladı. Bütün dinosaurlar

 ortadan kalktı. Subtropik ormanlar.

MESOZOİK (2.Zaman)

Kretase


130

milyon

 yıl önce

Avustralya dışında

 ılıman iklim Tebeşir yığılması

Dev kara reptilleri keseli ve plasentalı memeliler.

Çiçekli bitkiler gelişti. Gymnospermler azaldı.

Jura


180

 milyon

 yıl önce

Kireç taşı (tebeşir) İklim mutedil

Dev dinozorlar ve diğer

reptiller ilk memeliler ve dişli

kuşlar ilk Angiospermler

 Conifer ve Cycad’lar dominant


Tablo 1’inJeolojik zaman tablosu devamı.

Zaman

Devir

Seri

Periyodun

 başlangıcı
başl


Jeolojik

olaylar ve

 iklim

Biyolojik karakterler

MESOZOİK

(2.Zaman)

Triyas


230 milyon

yıl önce

Başlangıçta

sıcak ve kurak sonra nemli
iklim

İlk dev dinozorlar. Deniz

 reptilleri Gymnosperm devri

tohumlu eğreltiler ortadan kalktı.

 İlk sinek ve termitler.

PALEOZOİK (1. Zaman)

Permiyen


260 milyon

 yıl önce

Kuzey yarım

küre sıcak kurak bazı bölgeler

nemli

 güneyde buz

devri şartları

Trilobitler ortadan kalktı.

 Ammonitler gelişti. Coniferler ortaya çıktı. İlk Cycadlar. Pek çok böcek

 tipi ortaya çıktı.

Karbonifer


280 milyon

 yıl önce

İklim sıcaklık

 ve nemli

kömür

 teşekkülü

Eğrelti otları dev ağaçlar hâlinde. gelişti. İlk reptiller ve amfibiler

(Ichthyostegidae).

Devoniyen


330 milyon

 yıl önce

Denizden

yükselmeler

 yarı kurak

iklim

İlk böcekler örümcekler tatlı su

 balıklarının çoğu eğreltiler

 atkuyrukları kibrit otları ortaya

 çıktı.

Silurien
yen


380 milyon

yıl önce

Sıcak ve

 kurak iklim

Bitkiler kara hayatına geçirildiler..

Denizlerde ilk omurgalılar.

Ordovisiyen


430 milyon

yıl önce

Sıcak iklim

Hayat sadece denizlerde mevcut.

Ostracodermler Trilobitler çok

 gelişti. Cephalopodlar dominant

Kambriyen


550 milyon

 yıl önce

Mutedil iklim

Denizde yaşayan omurgasızlar

 (Trilobitler Molluscalar

 Brachiopodlar süngerler deniz

 algleri).

KRİPTOZOİK

 (İlk Zaman)

Antekamb

riyen

Prekam

brium

2 milyar yıl

 önce

Sıcak iklim

Tortul

kayalar.

Protozoa’lardan Radiolaria’ya ait

 az sayıda fosil alger.

Arkeen
zoik

4 milyar yıl

 önce

Sıcak iklim

az sayıda

tortul kaya

Bu devreye ait fosil yok

Balıklardan Kurbağalara Geçiş

İngiliz Doğa Tarihi Müzesi’nden Norman da balıkların geçmişine ait hiç fosil olmadığını belirtir:

Şimdiye kadar elde edilen fosillerin hiçbirisi balıkların geçmişine dair delil ortaya koyamadılar[7].

Gordon Taylor da yüzgeçli ve eklemliler arasında geçit formunun olmadığını söyler:

Dünyadaki fosil koleksiyonlar içerisinde yüzgeçli ve eklemli canlılar arasında birinin diğerinden meydana geldiğini gösteren hiçbir ara formu yoktur[8].

Robert Carroll “Omurgalı Paleontolojisi ve Evrimi” adlı eserinde balıklarla kurbağalar arasında geçiş formu bulunmadığına işaret eder ve şöyle der:

Elimizde ilk kurbağalarla balıklar arasında geçiş formu özelliğine sahip fosil yoktur[9].

Edwin Colbert ve Morales de geçmişteki kurbağalarla günümüzdekilerin aynı yapıda olduklarına dikkati çeker:

Paleozoik devir (Birinci zaman) kurbağalarının ortak bir ataya sahip olduklarını gösterecek tek bir delil yoktur. Bilinen en eski kurbağalarla günümüzdekiler birbirlerine benzerdirler[10].

Sürüngenlerden Memelilere Geçiş

Romer Omurgalı Paleontolojisi” adlı eserinde uçan memelilerden yarasanın sürüngenlerden geldiğini gösteren fosilin bulunmadığına dikkati çeker[11].

Ommaney de yaşlı tabakalar ara­sındaki yarasa formlarının günümüzdekilerden farksız olduğunu belirtir[12].

Neo-Darwinist Teori’nin kurucularından evrimci George Gaylord Simpson “İnsandan Önceki Hayat” adlı eserinde memelilere dair ara form olmadığını belirtir ve şöyle der:

Sürüngen devri’ olarak bilinen mesozoik çağ’ın canlıları aniden memeliler devrinde değişmiştir. Sanki bütün başrol oyunculuğunu çok sayıda ve türdeki sürüngenlerin üstlendiği bir oyunun perdesi bir anda indirilmiştir. Perde yeniden açıldığında başrolünde memelilerin yer aldığı sürüngenlerin kenara itildiği yeni bir devir başlamıştır. Ortaya çıkan memelilerin bir önceki devre ait izleri yoktur[13].

 Atın Evriminin Kritiği

Dunouy ve Goldschmidt tek toynaklı atın günümüzden 130 milyon yıl önce Mesozoik devrinde yani çok toynaklı attan evvel yeryüzünde mevcut olduğunu belirtir. Onlara göre çok toynaklı atların ilki ise Eosen devrinde 55 milyon yıl önce ortaya çıkmış sonuncusunun nesli de Miyosen’de yaklaşık 25 milyon yıl önce ortadan kalkmıştır[14][15][16].

Evrimci biyologlardan Boyce Rensberger atın evrimini belirten fosil serilerinin gerçekte bulunmadığını farklı canlılara ait iskeletlerin yan yana dizilerek bu serilerin elde edildiğini belirtir ve şöyle der:

Yaklaşık 150 milyon yıl önce yaşamış dört toynaklı tilki büyüklüğündeki canlılardan silsile hâlinde birtakım değişmelerle günümüzdeki atın evrimleştiği’ iddiası geçerliliğini yitirmiştir. Kademeli değişim yerine her türün fosilleri tamamen farklı olarak ortaya çıkmakta hiç değişmeden kalmakta sonra da bunların soyu tükenmektedir. Dolayısıyla bunlar ara form değil her birisi ayrı yapıya sahip farklı birer formdurlar [17].

İngiltere Doğa Tarihi Müzesi yöneticilerinden evrimci Colin Patterson da benzer görüşü dile getirir ve şu değerlendirmeyi yapar:

Elli yıl önce hazırlanmış olan ve hâlâ müzenin alt katında (Amerika’da müze) duran atın evrimi sergisi hayalî kötü bir hikâyeden başka bir şey değildir! Atın evrimi birbirini takip eden yüzlerce ilmî kaynak tarafından ‘büyük bir gerçek’ gibi sunulmuştur. Ancak bu tip iddiaları ortaya atan kişilerin yaptıkları spekülasyondan başka bir şey değildir [18].

Atın evriminin dayandığı fosillerin Hindistan Güney ve Kuzey Amerika ile Avrupa’da değişik zamanlarda yaşamış farklı tür canlılara ait fosillerin küçükten büyüğe doğru dizilmesiyle oluşturulduğu” belirtilir. Bu hususta evrimciler ara­sında da görüş birliği yoktur. Birbirinden farklı 20’den fazla atın evrim şeması vardır. Bu sıralamalardaki ortak nokta 55 milyon yıl önce Eosen Devri’nde yaşamış Eohippus (Hyra­cotherium) adlı köpek benzeri bir canlının “atın ilk atası” olduğuna inanılmasıdır. Hâlbuki Hitching “atın atası” olarak sunulan bu Eohippus’un günümüzde Afrika’da yaşayan ve atla hiçbir ilgisi olmayan “Hyrax” isimli hayvanın aynısı olduğunu belirtir[19].

Evrimcilerden Gordon Taylor“The Great Evolution Mystery” adlı eserinde at serileriyle ilgili olarak şunu belirtir:

Paleontologlar evrimciler tarafından ileri sürülen at serileriyle ilgili fosilleri ortaya koyamamışlardır. At serisi ‘evrim konusunda çözüme kavuşturulmuş örnek’ olarak takdim edilir ama gerçek öyle değildir. Eohippus’tan günümüzdeki at Equus’a kadar uzanan sıralama çok tutarsızdır. Farklı kaynaklardan gelen canlılara ait fosillerin bir araya getirilip arka arkaya dizilmesi mümkündür fakat canlılar tarihinde bu sıralamayı doğrulayacak hiçbir delil yoktur [20].

 Sonuç olarak çok toynaklı at tiplerinin her birisi ayrı bir formdur ve belirli bir devre yaşayıp ortadan kalkmıştır. Günümüzdeki tek toynaklı atın nesli de tek toynaklıdır ve çok toynaklı attan önce yeryüzünde görünmüştür.

Sürüngenlerden Kuşlara Geçiş

Sürüngenden kuşa geçişte sürüngen pullarının tüye dönüştüğü ileri sürülür. Fakat bazı evrimciler bu görüşün yanlışlığına işaret etmektedirler. Bunlardan Barbara konuyu şöyle değerlendirir:

Tüyler oldukça kompleks bir yapıya sahiptirler. Böyle bir yapının sürüngen pullarından evrimleşmesi için çok uzun zamana ve pek çok ara forma ihtiyaç vardır. Ancak pullarla tüyler arasında geçiş özelliğine sahip hiçbir form yoktur[21].

Brush da “tüylerin bir anda ortaya çıktığı” görüşündedir ve şöyle der:

Tüyler fosil kayıtlarında sadece kuşlara has bir özellik olarak bir anda belirir [22].

Feduccia sürüngenden kuşa geçişin imkânsız olduğunu şöyle dile getirir:

Sürüngenden kuşa geçiş biyofizik açısından mümkün değildir[23]

Evrimcilerin iddiasına göre Arkeopteriks dinozorlardan evrimleşmiş olmalıdır. Ancak son bulunan fosillerin ışığında evrimcilerin bir kısmı Arkeopteriks’in ara form olma özelliğini kabul etmemektedirler. Bunlardan kuşlar üzerinde ihtisas sahibi olan Alan Feduccia şu ifadeyi kullanır:

Yirmi beş sene boyunca kuşların kafataslarını inceledim. Dinozorlarla aralarında hiçbir benzerlik görmüyorum. ‘Kuşların dört ayaklılardan evrimleştiği’ görüşüpaleontoloji alanında yirminci yüzyılın en büyük utancı olacaktır![24]

Arkeopteriks’in “kuşların atası” olmadığı anlaşılınca kuşlara ata ola­rak John Ostrom tarafından Protoavis teklif edilmiştir. J. Ostrom Pro­toavis’e ait elde fosil bulunmadığını ancak kuşlara bir ata gerektiği için bunu farazi olarak teklif ettiğini belirtmektedir[25].

2 Eylül 1987 tarihli “Punch” dergisinde Arkeopteriks ile alakalı değişik bir iddia yer almıştır. “William Hewison” imzasıyla neşredilen makalede 1861 yılında bulunan Arkeopteriks fosiline ait tüy izlerinin Ric­hard Owen tarafından baskı kalıbıyla kertenkele benzeri bir fosile sonradan konduğu ileri sü­rülmektedir. Arkeopteriks hakkında yaygın kanaat “dişli bir kuş olduğu ve belirli bir devre yaşayıp ortadan kalktığı” yönündedir[26][27][28][29][30].

Arkeopteriks dişli bir kuştur. Nitekim günümüzde bazı sürüngen ve amfibilerin dişleri varken diğer bazılarının yoktur.

Böceklerin Geçmişi

Böceklerin de kehribar volkan külleri ve kömür gibi materyaller içinde fosilleri bulunmuştur. Kehribar içinde rastlananların iç organları doku ve hücre yapıları dahi gayet güzel muhafaza edilmiş olduğundan mevcutlarıyla karşılaştırma im­kânı vermektedir. Brues “Insects in Amber” adlı eserinde 350 milyon sene önce yaratılmış böceklerle günümüzdekiler arasında şekil yönünden farklılık olmadığını belirtir.

Ancak geçmiştekilerden bazıları bu­günkü akrabalarından daha büyük ve iri idiler. Meselâ büyük