Destek Sitesi platformunda Uzman olmak ister misiniz?

Uzman olmak için Şimdi başvurun.

Ahir zamanda ibadet daha mı?

Oluşturulma tarihi: 31.01.2025 23:17    Güncellendi: 31.01.2025 23:17
Soru Detayı

- Ahir zamanda yapılan ibadete ayrı bir muamele yapılacak mıdır Allah katında? 
- Ahir zamanda gelecek kutsiler hakkında bilgi verebilir misiniz?

Değerli kardeşimiz

 “Ümmetimin fesadı zamanında kim sünnetime temessük ederse (yapışırsa ) ona yüz şehit ecri vardır.”(1)

Bida‘ların ve dalaletlerin İslam toplumunu istila ettiği ve toplumda hükmettiği zaman sünneti seniyyeye yapışan yüz şehid ecri kazanabilecektir. Tabii ki Kur'an’ın hakikatları ile sünnet-i seniyyenin prensipleri birbirinden ayrılmaz. Ümmet içinde bidatların revaçta olduğu çoğunluğun bidatların ve dalaletlerin istilasında bulunduğu bir zaman; gerçekten çok riskli çok tehlikeli bir zamandır. Bir amelde tehlike arttıkça sevap fazlalaşmaktadır. Böyle tehlikeli bir zamanda başta iman hakikatlerine İslâm’ın hükümlerine Kur'an’ın anlaşılmasına sünnetin ve İslâm’ın hayata kazandırılmasına hizmet pek büyük bir hizmettir hatta normal şartlarda bir şehidin yaptığı fedakarlıktan daha büyük fedakarlıklar ister ki birçok şehidin sevabı kadar sevap gerektirebilsin. Çünkü şehit bir anda bir fedakarlık gösterip canını Allah yolunda verirken böyle bir atmosfer içinde iman hakikatlerine Kur'an’a Sünnet-i Seniyyeye hizmet eden birisi hayatının her gününde büyük fedakarlıklarda bulunabilmektedir.

Demek oluyor ki zaman şiddetlendikçe fitneler arttıkça amellerin sevapları da artacaktır. Ayrıca bu hadis-i şerifte bir sünnete uymak için büyük bir teşvik vardır.

Hadiste geçen temessük(sünnete yapışma) kelimesi şu manaları içermektedir:(2)

1) Temessük kararlılık sebat ve ısrardır.
2) Temessük de devamlılık vardır.
3) Temessük bütüne sahip çıkmaktır.
4) Temessük karşılıklı güçlerin mücadelesini yansıtır.

Ammar b. Yasirden:

“Ümmetim mübarek bir ümmettir evveli mi yoksa sonu mu daha iyidir bilinmez.”(3)

Burada ümmetin ilki ile sonu arasında bir benzerlik kuruluyor. Nasıl ilk zamanlar islamı yaşamak için büyük zorluklar işkenceler çekilmiş ilk sahabeler müşrik toplumda yadırganmış tahkir edilmiş kınanmış Rasulullaha Mecnûn denilmiş ona uyanlar çeşitli sıkıntılara işkencelere maruz kalmışlar. Toplumda garipsenmişler akılsızlıkla suçlanmışlar hatta vatanlarından sürülmüşler. Bütün bu meşakkatlerin acıların ıstırapların sevabı ve kazancı da bir o kadar çok olmuş. İşte ümmetin sonu yani ahir zamandaki müminlerin durumu da ilklerine benzeyecek ve onlara yakın olacak. Ümmet ifsad olacak bozulacak yabancı kültürler ve sapık fikirler her yerde kendini gösterecek. Böylece İslam’a sarılanlar sünnete ve Kuran’a hizmet edenler toplumda garipsenecek tahkir edilecek herkes onları tenkit edecek onlar topluma uyumsuzlukla suçlanacak hatta toplumdan dışlanmaya çalışılacaklar. Çoğunluğun maddi manevi engelleyici baskısı altında zor şartlarda işlenen salih amellerin de sevabı çok olacak zorluk artınca sevap artacak.

İlk devirde Mekke ve Medine hayatında Müslümanların maruz kaldığı sıkıntıların eziyetlerin benzerleri son zamanlardaki samimi Müslümanlara da yapılacak. Sürgün işkence vs. gibi eziyetler görecekler. Sokağa çıkamayacaklar. Onlara yapılan bütün eziyetler bütün işkenceler berekete manevi kazanca vesile olacak. Rütbeleri yükselecek. Ahir zamanın garipleri de bunlar olacak.(4) Bu noktadan sahabelerle benzerlikleri olacak.

Çünkü Resulullah (asm) bir hadis-i şerifinde ashabına hitaben:

“Siz öyle bir zamandasınız ki içinizden kim emredildiklerinin onda birini bırakırsa helak olur sonra öyle bir zaman gelecek ki o zamanda yaşayanlardan kim emrolunduğunun onda birini yaparsa kurtulacaktır.” buyurur.(5)

Bu hadis te dinin onda birini yapmak kemiyet olarak deği keyfiyet olaraktır.

Yani İman hakikatleriyle birlikte namaz oruç v.s. ibadetleri ifa etmede ve genel olarak dini yaşamada sahebelerin yaptığının onda biri keyfiyetinde yapmak ahir zamandaki Müslümanlar için yeterli olacaktır.

Yoksa namaz oruç kelime-i şehadet zekât ve iman hakikatlerinden birini (mesela; sadece kelime-i şehadet getirmek) yapıp diğerlerini terk etmek değildir

Buna benzer bir hadiste şöyledir:

“Ümmetim evveli mi sonu mu daha hayırlıdır kesin bilinmeyen yağmur gibidir.”(6)

Resulullah (asm)’ın burada yağmur kelimesini seçmesi manidardır. O ümmetini faydalı menfaatli yağmur yüklü bulutlardan bardaktan boşanırcasına yağan bir yağmura benzetmektedir. Ümmetin evveli bu hayırlı yağmurun başı ahiri de bu faydalı yağmurun sonudur.

Ayrıca Resulullah (asm) sahabelerle ahir zamanda gelecek fıskın günahların kebairin şerlerin zuhurunda dinin hükümlerini uygulayacak kimseleri hayır cihetinde sahabelere benzetmektedir.

Resulullah (asm.) bir gün sahabelerine:

“Ah keşke bana doğru havuza gelen kardeşlerimi bir görsem de içlerinde şerbetler olan kaselerle onları karşılasam. Cennete girmeden önce onlara (Kevser) havuzumdan içirsem.”

Bu sözleri üzerine ona denildi ki:
“Ey Allah’ın Resulü biz senin kardeşlerin değil miyiz?”
O şöyle cevap verdi:

“Sizler benim ashabımsınız (arkadaşlarımsınız). Benim kardeşlerim de beni görmedikleri hâlde bana inananlardır. Mutlaka ben Rabbimden sizinle ve beni görmeden iman edenlerle gözlerimi aydınlatmasını istedim.”(7)

Bir başka benzer hadis-i şerifte de şöyle buyurur:

“Mutlaka kardeşlerime kavuşmamı arzuladım.”(Bunun üzerine kendisini dinleyenler) şöyle dediler:
“Biz senin kardeşlerin değil miyiz?”
O şöyle cevap verdi:

“Sizler benim ashabım ve kardeşlerimsiniz. Benden sonra da beni görmedikleri hâlde bana inanan bir topluluk gelecektir.”

Bir zaman geçtikten sonra da şöyle buyurdu:

“Ey Ebû Bekir senin beni sevdiğini duyduklarından dolayı seni seven bir kavmi sevmek istemez misin? Sen de Allah’ın kendilerini sevdiği kimseleri sev.” buyurdu.(8)

Bu hadis-i şeriflerde de Resulullah (asm.) ahir zamanda ümmetin fesadı zamanında ihvanlarının (kardeşlerinin) bulunacağından söz ediyor. “Kardeşlerim” dediği kimselere iştiyak duyuyor. Ahirette kevser havuzu başında iken havuza doğru gelecek sağlam imanlı kardeşlerini görmeyi çok istiyor onlara kevser havuzundan su dağıtmayı arzuluyor.

Şu halde Peygamber’in (asm.) iştiyakına hasretine sebep olan o kimselerin herhalde fedakar sadık metin İslam için kendini ortaya koyabilen bütün itilme-kakılma horlanma kınanmalara karşı yılmadan aldırmadan Resulullah (asm)’ın ve ashabının yolunda olabilen kimseler olması gerekir. Bunlar Resulullah (asm)’ın kardeşleridir. O bunlara “kardeşlerim” ashabına “arkadaşlarım” unvanını veriyor.

Hz. Peygamber (asm)'in kardeşlerim dediği bu bahtiyarların O’nu görmeden kuvvetli bir imanla O’na ve getirdiklerine inanmaları son derece önemlidir.

Ayrıca bu kimselerin önemli bir özelliği Hz. Ebû Bekiri (ra)  Resulullah (asm)'ı sevdiğinden dolayı sevmek veya Ebu Bekir (ra.) gibi Rasulullah (asm)’ı seven sahabeleri sevmektir.

Sahabelerin hâline bakılırsa onlar da ilerde gelecek bu iman erlerine hidayet nurunun aydınlığından sapmayanlara karşı büyük bir ilgi duyuyorlar. Bu kimselerin cennete girmeden önce kevser havuzu başına geleceklerinden bahsedildiğine ve Resulullah (asm)’ın onlara olan iştiyakına bakılırsa onlar Resulullah (asm)’tan sonraki tehlikeli dönemde gelmelerine rağmen imanlarını muhafaza edecekler imanla kabre girecekler cennetlik olacaklardır.(9) Yani Resulullah (asm.) onların imanla kabre gireceklerini haber vermektedir.

Kaynaklar:

1. el-Bağavi Hüseyin b. Muhammed eş-Şafi Mesabihu’s-Sunne I-II Beyrut ty. I 40 no: 130; el-Munavi Abdurra‘uf Feyzu’l-Kadir I-VI Beyrut ty. VI 261. (no: 9171-9172); Ümmetin bozulduğu zaman sevapların çoğalağı konusu için bk. Taftazani Mesud b. Ömer Serhu’l-Makasıd I-V Beyrut 1988 I 308; el-Heytemi Ahmed b. Hacer es-Savaiku’l-Muhrika Kahire 1385 s. 210.
2. el-Kamûsu’l-Muhit III 329; el-Mu’cemu’l-Vasit s. 869; el-Mufredat s 469.
3. Kamûzu’l-Ehadis s. 83 1151. hadis. (İbn-i Asakir Amr b. Osmandan mürsel olarak); Kandehlevi Muhammed b. Yûsuf Hayatu’s-Sahabe I-IV Konya 1983 II 599; Sübülü’s-Selam IV 127; es-Savaiku’l-Muhrika s. 211.
4. Sunenu İbn-i Mace II 1306 (no: 3956) 1309 (no. 3988); 1320 (no: 4014: dindarlık elde kor tutmak kadar zorlaşacak. Ayrıca bela bakımından en şiddetli kimseler nebiler olacak bk. Aynı eser II. 1334 (no: 4023): Mükafatın büyüklüğü belanın büyüklüğü nisbetindedir. Bela katlandıkça ecir de katlanır. Aynı eser II 1334 (no: 4031 4032).
5. Ramûzu’l-Ehadis s. 136 1753. hadis (Tabarani filkebir İbn-i Adiy Ebû Hureyre’den).
6. el-Cami‘li Ahkamil-Kuran IV 172; Bulutların çeşitleri ve sehab için bk. II 222 (Burada bir yağmur meseli ile müminle kafirin durumu anlatılmaktadır. Bk. A’raf Suresi 57-58); İbnü Mace Muhammed b. Yezid Sunenü İbn-i Mace I-II İstanbul ty. II 1319 no: 3987; es-Savaiku’l-Muhrika s. 211 Sübülü’s-Selam IV 127.
7. Ramûzu’l-Ehadis s. 361 4460 hadis (Ebu Nuaym İbn-i Ömer’den) Ayrıca bk. Hak Dini IV 2731 (Yuns suresi 62. ayeti ile ilgili olarak Evliyaullah’a havf hüzün olmayacağı açıklanırken benzer bir hadis-i şerifin mealinden söz edilir): Hayatu’s-Sahabe. II 567-568 (iki uzun hadisle buradaki hakikata temas ediliyor.
8. age. s. 461. 5719 hadis. (İbn-i Asakir Bera b. Azib’den).
9. Benzer hadisler için bk. el-Metalibu’l-Aliye 4241 8424 Müslim Taharet 395 Kenu’l-Ummal 345 84.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet