691-)
Alacağın zekâtı konusunda İmâm-ı Mâlik şöyle der: Biz Medine-liler arasında ittifakla kabul edildiğine göre alacaklı malı eline geçtikten sonra zekâtını verir. Eğer borçlu senelerce bunu vermez de bilâhare verirse alacaklı malını alır almaz tek bir senelik zekât verir. Şayet aldığı nisaba ulaşmayacak kadar az bir şeyse zekât düşmez. Alacaklının aldığından başka kendi malı da varsa ve borçlusundan aldığı ile kendi malı nisaba ulaşıyorsa o zaman zekâtını verir. Mâlik-den: Borçludan aldığından başka matı yoksa bu da nisaba ulaşmamışsa zekât vermez. Ancak borçlusundan peyderpey aldıklarının miktarını tesbit eder aldıklarının toplamı nisabı bulunca zekâtını verir. Mâlik der ki: Alacaklı borçludan aldığını harcasın harcamasın aldıkları toplamı yirmi dinar (85 gr.) altın veya iki yüz dirhem (595 gr.) gümüş bedeline ulaşırsa zekâtını vermesi icap eder. Bundan sonra aldıkları az olsun çok olsun hesap ederek zekatını vermesi gerekir. Mâlik-den: Başkasında alacak olarak duran bir malın seneler sonra alınmasıyla sadece bir senelik zekâtının verilmesine şöyle bir delil getirebiliriz: adamın yanındaki bir eşya ticaret için senelerce beklese ve sonunda da satılsa satış üzerinden sadece bir yıllık zekâtı verilir. Borçlu olan veya eşyası olan bir kimse bu borcunun ve eşyasının zekâtını başka bir malıyla ödeyemez her şeyin zekâtı kendisinden ödenir bir şeyin zekâtı başka bir şeyle ödenmez.