Destek Sitesi platformunda Uzman olmak ister misiniz?

Uzman olmak için Şimdi başvurun.

Peygamberin İnsanları İslâma Peygamberliği İtiraf Etmeye Allahın Berisinde Bir Kısmının Diğer Bir Kısmını Rabbler Edinmemelerine Çağırması Bâbı

Oluşturulma tarihi: 5.02.2025 19:20    Güncellendi: 5.02.2025 19:20
2977-) Bize İbrâhîm ibn Hamza tahdîs etti. Bize İbrâhîm ibn Sa-d Salih ibn Keysân-dan; o da İbn Şihâb-dan; o da Ubeydullah ibn Abdillah ibn Utbe-den; o da Abdullah İbn Abbâs radıyallahü anhüma-tan tahdîs etti. O şöyle haber vermiştir: Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) Rûm Kaysarı-nı İslâm-a çağırmak üzere ona mektûb yazdı. Mektubunu Kaysar-a Dıhye el-Kelbî-nin beraberinde yolladı. Rasûlüllah Dıhye-ye mektubu Busrâ halkı büyüğünün Kaysar-a sunması için mektubu Busrâ halkı büyüğüne vermesini emretti. ise Allah ondan Fars ordularını bozguna uğrattığı zaman Allah-ın kendisine in-âm ettiği bu büyük zafere şükür olmak üzere Hınıs-tan İliyâ-ya (yânı Beytu-l-Makdis-e) kadar yürüdü idi. Kaysar İliyâ-da-iken Rasûlüllah-ın mektubu kendisine ulaştığı zaman mektubu okuduğunda adamlarına: Bana burada o adamın kavminden bir adam arayın ben onlara Allah-ın Rasûlü-nden suâller sorayım! dedi. Abbâs şöyle dedi: Bana Ebû Sufyân haber verdi ki kendisi Rasûlüllah ile Kureyş kâfirleri arasında yapılmış olan Hudeybiye barış anlaşması müddeti içinde ticâretçiler olarak Şam-a gelmiş bulunan Kureyş-ten birtakım adamlar arasında Şam-da bulunuyormuş. Ebû Sufyân dedi ki: Akabinde Kaysar-ın elçisi bizleri Şam-ın bir yerinde buldu. Ben ve arkadaşlarım götürüldük. Nihayet İliyâ beldesine geldik. Kaysar-ın huzuruna girdirildik. Bir de gördük ki Hırakliyus üzerinde tâc olduğu hâlde hükümdarlık tahtında oturmuş etrafında Rûm büyükleri vardı. Hırakl tercümanına: Peygamber olduğunu söyleyen şu zâta nesebce en yakın hangisidir onlara sor dedi. Ebû Sufyân dedi ki: Ben: O-na neseben en yakınları benim dedim. Kaysar: O-nunla senin arandaki yakınlık nedir? dedi. O benim amcamın oğludur dedim. gün o kaafilenin içinde benden başka Abdu Menâf oğulları-ndan kimse yoktu. Kaysar: Onu bana yaklaştırınız dedi ve arkadaşlarımla ilgili emri de verdi. benim omuzumun yanına sırtımın arka tarafına oturttular. Hırakl tercümanına: Bunun arkadaşlarına söyle: Ben Peygamber olduğunu söyleyen o zât hakkında bu adamdan bâzı şeyler soracağım. Eğer bu bana yalan söylerse sizler onu yalanlayınız! Dedi. Sufyân dedi ki: Vallâhî o gün arkadaşlarımın benden çıkacak yalanı yaymalarından utanmak olmasaydı Hırakliyus bana Peygamber-den sorduğu zaman muhakkak O-na yalan söylerdim. Fakat ben arkadaşlarımın benden çıkacak yalanı nakledip yayacaklarından utandım da Hırakliyus-a doğru söyledim. Kaysar tercümanına: Ona sizin içinizde O-nun nesebi nasıldır? Diye sor dedi. Ben: İçimizde O büyük bir neseb sahibidir dedim. Sizden bu sözü O-ndan evvel söylemiş(yani O-ndan evvel peygamberlik iddiası etmiş) bir kimse var mıydı? dedi. Yoktu dedim O söylediği peygamberlik sözünü söylemesinden önce sizler O-nu hiç yalanla ittihâm ediyor muydunuz? dedi. Hayır dedim. Bâbaları içinde bir melik var mıydı? dedi. Hayır yoktu dedim. O-na insanların eşrafı mı yoksa zaîfleri mi tâbi- oluyorlar? dedi. Halkın zaîfleri daha çok tâbi- oluyorlar dedim. O-na tâbi- olanlar artıyorlar mı yoksa eksiliyorlar mı? dedi. Artıyorlar dedim. Dîne girişten sonra O-nun dînini beğenmemezlikten dolayı dînden dönen kimse oluyor mu? dedi. Hayır olmuyor dedim. O gadr ediyor mu (yani ahdini bozuyor mu)? dedi. Hayır gadr etmez. Ancak şimdi biz O-nunla bir müddete kadar silâh bırakma halindeyiz; ahdini bozmasından korkuyoruz dedim. Sufyân dedi ki: Kaysar-la olan bu mükâlemede bana içine birşey girdirip de onunla Muhammed-in şânını eksilteceğim bir söz söylemek mümkün olmadı. Benden bundan başkasının nakledilmesinden korkmuyorum. Kaysar bana: O-nunla hiç harb ettiniz mi? Yâhud O sizinle harb etti mi? Evet O-nunla harb ettik dedim. Öyleyse O-nun harbi ve sizin harbiniz nasıl oldu? dedi. Harb tâli-i (bizimle O-nun arasında) nevbet nevbet olur: Bir kerre O bize gâlib olur diğer kerre biz O-na gâlib oluruz dedim. O sizlere ne emrediyor? dedi. O bizlere kendisine hiçbir şeyi ortak kılmayarak yalnız Allah-a ibâdet etmemizi emrediyor ve Bâbalarımızın ibâdet edegeldikleri putlardan bizleri nehyediyor. Ve yine O bizlere namaz kılmayı sadaka vermeyi iffetli olmayı ahde vefakârlığı emâneti eda etmeyi emrediyor dedim. bunları ona söylediğim zaman o kendi tercümanına dedi ki: Ona şunları şöyle: Ben sana içinizde O-nun nesebini sordum; sen O-nun yüksek neseb sahibi olduğunu söyledin. Rasûller de zâten böyle kavimlerinin yüksek neseb sâhibleri içinden gönderilir. Ben sana: Sizden bu peygamberlik sözünü O-ndan önce söylemiş bir kimse var mıdır? dedim; sen: Hayır yoktur dedin. Ben de: Eğer sizden bu sözü O-ndan evvel söylemiş bir kimse olaydı kendisinden önce söylenmiş olan bir söze uyup taklide kalkışan bir adamdır diye düşünürdüm dedim. Ben sana: O dediğini demesinden önce sizler O-nu yalan söylemekle suçluyor mu idiniz? dedim; sen: Hayır dedin. Ben de kesin surette bildim ki insanlara karşı yalan söylemeyi işlememiş bir kimse (sonradan) Allah-a karşı yalan söylemeye cesaret edemez. Ben sana: O-nun Bâbaları dedeleri içinden bir melik olmuş mudur? diye sordum; sen: Hayır olmamıştır dedin. Ben de: Bâbalarından bir melik olaydı bu da Bâbalarının hükümdarlığını geri almak isteyen bir kimsedir diye hükmederdim dedim.-Ben sana: O-na insanların eşrafı mı tâbi- oluyorlar yoksa zaîfleri mi? diye sordum; sen: O-na tâbi- olanların insanların zaîfleri olduğunu söyledin. Rasûllerin tâbi-leri de zâten onlardır. Ben sana: (O-na tâbi- olanlar) artıyorlar mı yoksa eksiliyorlar mı? diye sordum; onlar artıyorlar dedin. İmân keyfiyeti de tamâm oluncaya kadar hep böyle gider. Ben sana: O-nun dînine girdikten sonra dînini beğenmemezlikten dolayı irtidâd eden oluyor mu? diye sordum; sen: Hayır dedin. İmân da mûcib olduğu iç ferahlığı kalblere karışıp kökleşince böyle olur; onu kimse sevmemezlik etmez. Ben sana: O zât gadr eder mi(yani ahdine vefasızlık eder mi)? diye sordum; sen: Hayır o gadr etmez dedin. Rasûller de böyle olur; onlar gadr etmezler. Ben sana: Siz O-nunla harb ettiniz mi ve O sizinle harb etti mi? diye sordum. Sen: O-nun harb yaptığını sizin harbiniz ve O-nun harbinin nevbet nevbet değişir olduğunu bir defa O-nun sizlere gâlib gelir diğer defa da sizler O-na gâlib gelir olduğunuzu söyledin. Rasûller de böyledir. Onlar (Allah tarafından tâat yolunda sabırlarının ve gayretlerinin çokluğu sebebiyle ecirleri büyük olsun diye) belâlara uğratılırlar sonra da makbul akıbet onların lehine olur. Ben sana: O size ne emrediyor? diye sordum! Sen: O-nun sizlere Allah-a ibâdet etmenizi ve O-na hiçbirşeyi ortak yapmamanızı emreder olduğunu babalarınızın ibâdet edegeldikleri putlardan sizleri nehyeder olduğunu keza sizlere namaz kılmayı sadaka vermeyi haramlardan el çekip iffetli olmayı ahde vefa etmeyi emâneti yerine getirmeyi emreder olduğunu söyledin. dedi ki: İşte bu söylediklerin peygamberin sıfatlarıdır. Zâten ben bir peygamberin çıkacağını bilir idim. Lâkin onun sizden olacağını zannetmezdim. Eğer bu dediklerin doğru ise şu ayaklarımın bastığı yere yakında o Zât mâlik olacaktır. O-nun yanına ulaşabileceğimi umud eder olaydım O-nunla buluşmak için elbette her türlü zahmete katlanırdım. O-nun yanında olaydım (hizmet ederek) elbette ayaklarını yıkardım. Sufyân şöyle dedi: Bundan sonra Hırakliyus Rasûlüllah-ın mektubunu istedi. Mektûb okundu: Mektubun içinde şunların yazılmış olduğunu gördük: ve Rahîm olan Allah-ın ismiyle kulu ve rasûlü Muhammed-den Rûm-un büyüğü Hırakle yoluna uyanlara selâm olsun! Bundan sonra: (Ey Rûm Milletinin büyüğü!) Ben seni İslâm da-vetine çağırıyorum. Müslüman ol ki selâmette bulunasın. Müslüman ol ki Allah senin ecrini iki kat versin. Eğer bu da-vetimi kabul etmezsen Hristiyan çiftçilerin günâhı senin üzerinedir.” Kitâblılar! Bizimle sizin aranızda müsâvî ve müşterek olan bir söze geliniz: Allah -tan başkasına tapmayalım. O-na hiçbirşeyi eş tutmayalım Allah’ı bırakıp da birbirimizi rabbler edinmeyelim. Eğer (Kitâblılar bu da-vetten) yüz çevirirlerse siz de onlara: -Şâhid olun biz muhakkak müslümânlarız- deyin" (Âlu İmrân: 64). Sufyân dedi ki: Hırakl sözünü bitirince etrafında bulunan Rûm büyüklerinin sesleri yükseldi ve gürültüleri çoğaldı. Ben onların ne dediklerini bilemiyorum. Bizimle ilgili emir verildi de bizler dışarı çıkarıldık. Arkadaşlarımla beraber dışarı çıkıp da onlarla yalnız kalınca onlara: İbnu Ebî Kebşe-nin (yani Muhammed-in) işi hakîkaten azamet peyda etti. Bu Benu-l-Esfar Meliki O-ndan korkuyor dedim. Ebû Sufyân dedi ki: Allah-a yemîn olsun ki kendim isteksiz olduğum hâlde Allah kalbime İslâm-ı girdirinceye kadar ben Peygamber-in işinin muhakkak gâlib geleceğine boyun eğici ve kesin bilici olmakla devam ettim.

Kaynak: Sahîh-i Buhârî Kitabu-l-cihad Ve-s-siyer
Konu: Peygamberin İnsanları İslâma Peygamberliği İtiraf Etmeye Allahın Berisinde Bir Kısmının Diğer Bir Kısmını Rabbler Edinmemelerine Çağırması Bâbı