4595-)
Bana İbrâhîm ibn Mûsâ Hişâm ibn Yûsuf es-San-ânî-den; o da Ma-mer ibn Râşid-den tahdîs etti. yine bana Abdullah ibnu Muhammed el-Müsnidî tahdîs etti. Bize Abdurrazzâk tahdîs etti. Bize Ma-mer haber verdi ki ez-Zuhrî şöyle demiştir: Bana Ubeydullah ibnu Abdillah ibn Utbe haber verip şöyle dedi: Bana İbnu Abbâs tahdîs edip şöyle dedi: Bana Ebû Sufyân kendi ağzından benim ağzıma olmak üzere yani ağız ağıza tahdîs edip şöyle dedi: Ben benimle Rasûlüllah arasında yapılmış olan sulh müddeti içinde gittim. Sufyân dedi ki: Ben Şam-da bulunduğum sırada iken Peygamber-den Hırakl-e bir mektûb getirildi. Sufyân dedi ki: Bu mektubu Dıhye ibn Halîfe el-Kelbî getirmiş ve mektubu Busrâ ahâlîsinin büyüğüne (Haris ibn Ebî Şemir el-Gassânî-ye) vermiş Busrâ-nın büyüğü olan bu zât da mektubu Hırakl-e vermişti. Sufyân dedi ki: Hırakl: Şu kendisinin peygamber olduğunu söylemekte olan adamın kavminden burada kimse var mı? Diye sordu. Evet vardır dediler. Sufyân dedi ki: Akabinde ben Kureyş-ten bir toplulukla beraber çağrıldım. Hırakl-in huzuruna girdik ve Hırakl-in önünde oturtulduk. Hırakl: Peygamber olduğunu söylemekte olan bu Zât-a neseb yönünden en yakın bulunanız hanginizdir? Diye sordu. Sufyân dedi ki: Benim dedim. Hırakl’in önünde oturttular arkadaşlarımı da benim arkamda oturttular. Sonra tercümanım çağırdı da ona: Bunlara söyle ki ben peygamber olduğunu söylemekte olan o Adam hakkında bu zâta bâzı şeyler soracağım. Eğer bu zât bana yalan söylerse sizler onu tekzîb ediniz de! dedi. Sufyân dedi ki: Allah-a yemîn ederim ki arkadaşlarımın benim yalanımı ötede beride yaymaları olmayaydı muhakkak (Peygamber hakkında) yalan uydururdum. Bundan sonra Hırakl tercümanına: Bu adama: Sizin içinizde O-nun hasebi (kıymeti şerefi) nasıldır? Diye sor! dedi. Sufyân dedi ki: O içimizde haseb sahibidir dedim. Bâbaları içinde bir melik var olmuş mudur? Dedi. Ebû Sufyân dedi ki: Ben: Hayır dedim. Söylediğini söylemesinden önce (yani davetten önce) siz O-nu hiç yalan söylemekle ittihâm ettiniz mi? dedi. Hayır dedim. Hırakl: O-na insanların eşrafı mı yoksa zaîfleri mi tâbi- oluyorlar? Dedi. Sufyân dedi ki: Ben: O-na halkın eşrafı değil zaîfleri tâbi- oluyorlar dedim. O-na tâbi- olanlar artıyorlar mı yoksa eksiliyorlar mı? Dedi. Ebû Sufyân dedi ki: Ben: Hayır onlar eksilmiyorlar fakat artıyorlar dedim. Hırakl: İçlerinde O-nun dînine girdikten sonra beğenmemezlikten dolayı dînden dönen kimse var mı? Dedi. Sufyân dedi ki: Ben: Hayır yoktur dedim. O-nunla harb ettiniz mi? dedi. Ebû Sufyân dedi ki: Ben: Evet harb ettik dedim. Hırakl: O-nunla harbiniz (in sonucu) nasıl oldu? Dedi. Ebû Sufyân dedi ki: Ben: Bizimle O-nun arasında harb nevbet nevbet olur: Bazen O bize zarar verir bazen de biz O-na zarar veririz dedim. O gadr ediyor mu (yani ahdi bozuyor mu)? Dedi. Ebû Sufyân dedi ki: Ben: Hayır O gadr etmiyor ancak biz şimdi O-nunla bir müddete kadar mütâreke halindeyiz; bu müddet içinde ne yapacağını bilmiyoruz dedim. Sufyân dedi ki: Allah-a yeminle söylüyorum bu sözden başka konuşma içine bir kelime sokmam bana mümkin olmadı. Hırakl: Sizden bu sözü O-ndan evvel söylemiş (yani O-ndan evvel peygamberlik da-vâsına kalkışmış) bir kimse var mı? Dedi. Hayır yoktur dedim. Sonra tercümanına dedi ki: Ona söyle: Ben sana içinizde O-nun hasebini sordum. Sen içinizde O-nun haseb sahibi olduğunu söyledin. Rasûller de böyle kavimlerin haseb sâhibleri içinden gönderilirler. Ben sana O-nun Bâbaları içinde bir melik var mıdır? diye sordum. Sen hayır yoktur dedin. Ben de Bâbalarından bir melik olaydı bu da Bâbalarının hükümdarlığını geri almak isteyen bir kimsedir diye düşünürdüm dedim. Ve yine ben sana O-na tâbi- olanlar halkın zaifleri midir yoksa eşrafı mıdır? diye sordum. Sen: Hayır O-nun tâbi-leri halkın zaîfleridir dedin. Rasûllerin tâbi-leri de zâten onlardır. Ve yine ben sana o söylediği peygamberlik sözünü söylemesinden önce sizler O-nu yalan söylemekle ittihâm eder miydiniz diye sordum. Sen: Hayır O-nun yalan söylediğini görmedik dedin. Ben de şu hakikati bildim ki: Önceden insanlara karşı yalan söylememiş iken sonradan gidip de Allah-a karşı yalan söyleyemezdi. Ve yine ben sana onlardan O-nun dînine girdikten sonra beğenmemezlikten dolayı dînden dönen var mıdır diye sordum. Sen: Hayır dînden dönen yoktur dedin. îmân da mûcib olduğu neş-e ve gönül ferahı kalblere karışıp kökleşince böyle olur. Ben sana onlar artıyorlar mı yoksa eksiliyorlar mı diye sordum. Sen: Onlar artıyorlar dedin. İşte îmân da tamamlanıncaya kadar hep böyle bu minval üzere gider. Ben sana O-nunla harb ettiniz mi diye sordum. Sen: O-nunla harb ettiğinizi harbin sizinle O-nun arasında nevbet nevbet olup bazen O-nun size zarar verdiğini bazen de sizin O-na zarar verir olduğunuzu söyledin. Rasûller de böyle imtihana tâbi- tutulurlar sonra akıbet onların lehine olur. Ben sana O zât gadr ediyor mu diye sordum. Sen O-nun gadr etmez olduğunu söyledin. Rasûller de böyledir gadr etmezler. Ben sana O-ndan evvel bu peygamberlik sözünü söylemiş bir kimse var mı diye sordum. Sen: Hayır yoktur dedin. O-ndan evvel bu sözü söylemiş bir kimse olaydı bu da kendisinden evvel söylenilmiş bir söze uymuş bir kimsedir diyebilirdim diye düşünürdüm dedi. Ebû Sufyân dedi ki: Sonra Hırakl: O size ne emrediyor? Dedi. Ebû Sufyân dedi ki: Ben: O bize namaz kılmayı zekât vermeyi akraba ile ilgilenmeyi ve iffetli olmayı emrediyor dedim. Eğer O-nun hakkında söylemekte olduğun şeyler doğru ise O muhakkak bir peygamberdir. Ben bir peygamberin çıkacağını bilmekte idim lâkin ben O-nun sizden olacağını zannetmezdim. Eğer ben O-nun yanına varabileceğimi bilseydim elbette O-nunla buluşmayı çok arzu ederdim. Eğer ben O-nun yanında olaydım (O-na hizmet ederek) ayaklarım yıkardım. Yemîn ederim ki O-nun hükümdarlığı şu ayaklarımın bastığı yerlere muhakkak ulaşacaktır dedi. Sufyân dedi ki: Bundan sonra Hırakl Rasûlüllah-ın mektubunu istedi ve onu okudu. Mektubun içinde şunlar yazılmıştı -Bismillâhi-r-rahmâni-r-rahîm. Kulu ve Rasûlü Muhammed-den Rûm-un büyüğü Hırakl-e: Hidâyet yoluna uyanlara selâm olsun! Bundan sonra: Ben seni îslâm da-vetine yani müslümânlığa da-vet ediyorum. İslâm -a gir ki selâmette bulunasın. Müslüman ol ki Allah senin ecrini iki kat versin! Eğer bu da-vetimi kabul etmezsen Hrıstiyan çiftçilerin günâhı senin boynuna olsun! Ey kitâblılar (Yahudiler ve Hristiyanlar) hepiniz bizimle sizin aranızda müsâvî (ve âdil) bir kelimeye gelin: Allah-tan başkasına tapmayalım O-na hiçbirşeyi ortak tutmayalım Allah’ı bırakıp da kimimiz kimimizi rabbler diye tanımayalım. (Buna rağmen) eğer kitâblılar bu da-vetten yüz çevirirlerse siz de onlara: Şâhid olun biz muhakkak müslümânlarız deyiniz. " mektubun okumasını bitirdikten sonra yanında sesler yükseldi ye gürültü çoğaldı. Bizim dışarıya çıkarılmamız emredildi biz de dışarıya çıkarıldık. Dışarıya çıktığımız zaman ben arkadaşlarıma: İbnu Ebî Kebşe-nin (yânı Peygamber-in) işi hakîkaten kuvvetlenip büyüyor. Şu da muhakkak ki Asfar oğullarının yânı Rûmlar-ın meliki O-ndan korkmaktadır dedim. Rasûlüllah’ın işinin gâlib geleceğine tâ Allah kalbime İslâm-ı ve inkıyadı girdirinceye kadar kesin bilici olmakta devam ettim ez-Zuhrî şöyle demiştir: Nihayet Hırakl Rûm büyüklerini da-vet etti de onları Hımıs-ta bulunan bir sarayının içinde topladı ve onlara: Ey Rûm cemâati (bu Zât-a bey-at edip de) felaha ve zamanın sonuna kadar rüşde nail olmayı ve mülkünüzün sizin için sabit olmasını istemez misiniz? Diye hitâb etti. dedi ki: Bu hitâb üzerine o topluluk yaban eşekleri kadar sür-atle kapılara doğru kaçıştılarsa da kapıları kapanmış buldular. Hırakl (onların bu derece kaçışlarını görüp îmânlarından ümîd kesince): Bunları benim huzuruma getirin! deyip onları çağırdı. Akabinde: Ben ancak sizin dîniniz üzerindeki şiddetinizi denemişimdir. Şimdi ise sizlerden arzu ettiğim dîninize olan şiddetli bağlılığınızı gözlerimle görmüş bulunuyorum dedi. söz üzerine oradakiler Hırakl-den razı olup ona ta-zîm için secde ettiler. sevdiğiniz şeylerden (Allah yolunda) harcayıncaya kadar asla iyiliğe ermiş olmazsınız. Her ne infâk ederseniz şübhesiz Allah onu bilir" (Âyet: 92).