Destek Sitesi platformunda Uzman olmak ister misiniz?

Uzman olmak için Şimdi başvurun.

El-kehf Sûresi

Oluşturulma tarihi: 5.02.2025 19:20    Güncellendi: 5.02.2025 19:20
4773-) Bize İbrâhîm ibn Mûsâ tahdîs etti. Bize Hişâm ibn Yûsuf haber verdi ki ona da İbnu Cureyc haber verip şöyle demiştir: Bana Ya-lâ ibnu Müslim ve Amr ibnu Dînâr Saîd ibnu Cubeyr-den haber verdi. İbnu Cureyc-in bu iki şeyhinden herbiri arkadaşı üzerine artırma yapıyordu. Ya-lâ ile Amr-dan başkaları da: Ben bu hadîsi Saîd ibn Cubeyr-den olmak üzere tahdîs ederken işittim dedi. ibn Cubeyr şöyle demiştir: Bizler kendi evinde İbn Abbâs-ın yanında bulunuyorduk. O: Bana sorunuz dediği zaman ben: Yâ Ebâ Abbâs! Allah beni sana feda etsin. Kûfe-de halka va-z ve haberler anlatan hikâyeci bir adam var ona Nevf deniliyor. İşte o zât Hızır-ın sahibi olan Mûsâ İsrâîl oğulları-nın Musa-sı değildir diye söylüyor dedim. Cureyc dedi ki: Amr ibnu Dînâr-a gelince o da Saîd-den yaptığı tahdîsinde bana şöyle dedi: İbn Abbâs: Allah-ın düşmanı olan o Nevf yalan söylemiştir dedi. Ya-lâ ibn Müslim ise yine Saîd-den yaptığı tahdîsinde bana şöyle dedi: İbn Abbâs şöyle dedi: Bana Ubeyy ibn Ka-b tahdîs edip şöyle dedi: Rasûlüllah(sallallahü aleyhi ve sellem):"Allah -ın rasûlü olan o Mûsâ aleyhi-s-selâm bir gün kavmine te-sirli bir va-z ve Allah-ın ibretli günlerini hatırlatma yaptı nihayet bu va-zın tesîrînden gözler yaş akıtıp kalbler incelince Mûsâ eski hâline döndü. Bu sırada bir adam kendisine erişti de: Yâ Rasûlallah yeryüzünde senden daha âlim bir kimse var mı? diye sordu. Hayır yoktur dedi. âlimliği Allah-a döndürmediği için Allah onu azarladı. Kendisine Allah tarafından: Evet senden âlim vardır! Denildi. Mûsâ: Yâ Rabb! O daha âlim kul nerededir? diye sordu. Allah: İki denizin birleştiği yerdedir diye cevâb verdi. Yâ Rabb benim için bir alâmet yap da onun sayesinde bu âlim zâtı bileyim dedi." Cureyc dedi ki: Amr ibnu Dînâr bana şöyle söyledi: "Bu mekân üzerindeki alâmet balığın senden ayrıldığı yerdir (sen orada o zâta kavuşursun) dedi." ibn Müslim ise bana şöyle söyledi: "Kendisine ruh üfürülecek haysiyette ölü bir balık al dedi. Mûsâ bir balık aldı akabinde onu bir zenbîl içine koydu ve genç hizmetçisine: Ben seni ancak sununla mükellef tutuyorum: Bu balığın senden ayrılacağı yeri bana haber vereceksin dedi. genç de: Sen beni çok birşeyle mükellef kılmadın dedi." bu zikri ulu olan Allah-ın "Ve iz kaale Mûsâ li-fetâhu... - Bir zaman Mûsâ genç adamı Yûşâ ibn Nûn-a şöyle demişti... " (Âyet:60) kavlidir. Cureyc dedi ki: Genç adamın ismini söylemek Saîd ibn Cureyc tarafından değildir. Dedi ki:"Mûsâ bir kayanın gölgesinde nemli bir toprakta istirahatte bulunduğu sırada birden o balık zenbîlin içinde debelenip hareket etti. Mûsâ ise uyuyordu. Genç adamı kendi kendine: Ben Musa-yı uyandırmam dedi. Mûsâ kendiliğinden uyandığı zaman ise hâdiseyi Mûsâ-ya haber vermeyi unuttu. Balık debelenip hareket etmiş ve sonunda denize girmişti. Allah da o balıktan suyun akışını tutmuş hattâ balığın su içindeki izi taş içinde gibi olmuştu." Cureyc dedi ki: Amr ibnu Dînâr bana işte böyle "Sanki balığın izi bir taş içinde gibiydi" şeklinde söyledi ve iki baş parmakları arasıyle onlardan sonra gelen iki parmaklan arasını (yani orta parmak ve ondan sonraki parmak arasını) halka yapıp gösterdi... Mûsâ genç adamına: Kuşluk vakti yemeğimizi getir. Bu yolculuğumuzdan and olsun yorgun düştük dedi"(Âyet: 62). genç adamı Musa-ya: Allah senden yorgunluğu kessin! dedi." Cureyc: Bu duâ cümlesi Saîd ibn Cubeyr-den değildir demiştir. Yûşâ-ya balığın debelenmesi ve kaybolması kıssasının Hızır-ın bulunduğu yerin alâmeti olduğunu haber verince ikisi beraber geldikleri yol üzerinde geriye döndüler nihayet o kayaya ulaştıklarında orada Hızır-ı buldular." Cureyc dedi ki: Usmân ibn Ebî Süleyman bana: "Denizin ortasında yeşil bir kadife yaygı üzerinde" şeklinde söyledi. ibn Cubeyr yine geçen senedle şöyle dedi: "Onu kendi elbisesiyle örtünmüş elbisenin bir tarafını ayaklarının altına bir tarafını da başının altına koymuş olarak buldu. Mûsâ ona selâm verdi. O hemen yüzünden örtüyü açtı ve: Benim toprağımda selâm mı? Sen kimsin? dedi. Mûsâ: Ben Musa-yım dedi. Hızır: İsrâîl oğulları-nın Musa-sı mı? Dedi. Mûsâ: Evet o dedi. Hızır: Hâlin nedir ne istiyorsun? Dedi. Musa: Sana öğretilen rüşdden bana da öğretmen için geldim dedi. Hızır: Tevrat-ın senin elinde olması ve sana vahy gelmekte bulunması sana kâfi gelmiyor mu? Yâ Mûsâ! Bende bir ilim var ki onu senin bilmen yaraşmaz sende de öyle bir ilim vardır ki benim de onu bilmekliğim lâyık olmaz dedi. sırada bir kuş gagasıyle denizden su aldı. Hızır yine: Vallahi benim ilmim ile senin ilmin Allah -ın ilminin yanında ancak şu kuşun gagasiyle denizden aldığı gibidir dedi. bir gemiye bindikleri zaman bu sahilin ahâlîsini diğer sahile taşımakta olan birçok küçük gemiler buldular. Gemi sahibleri Hızır-ı tanıdılar da: O Allah-ın iyi bir kuludur dediler." Ya-lâ ibn Müslim) dedi ki: Biz Saîd ibn Cubeyr-e: O Hadır(Hızır) mıdır? Dedik. O: Evet o Hadır-dır biz onu ücretle taşımayız diye söyledi. levhalarından birini keserle sökmek suretiyle gemiyi deldi de o söktüğü levhanın yerine bir kazık soktu. Mûsâ ona: Sen onun insanlarını suda boğmak için mi gemiyi deldin? Ye-mîn olsun sen büyük bir iş yaptın dedi." "İmrân" sözü hakkında: "Büyük" ma-nâsınadır dedi. "Hızır da ona: Ben sana benim beraberimde sen asla sabredemezsin demedim mi?" tarafından) bir unutma oldu. Ortası ise(eğer bundan sonra sana birşey sorarsam. demesinden dolayı) bir şart; üçüncüsü ise (isteseydin elbette bir ücret alırdın demiş olduğu için) bir kasıd olmuştur. Unuttuğum şeyden dolayı beni muâhaze etme ve bana şu arkadaşlık işinde güçlük gösterme dedi. bir oğlan çocuğu ile karşılaştılar. Hızır hemen onu öldürdü." ibn Müslim geçen senedle dedi ki: Saîd ibn Cubeyr şöyle dedi:"Hızır oynamakta olan birçok oğlanlar buldu da onlardan kâfir ve zekî birini yakaladı onu yere yatırdıktan sonra bıçakla kesti. Mûsâ(evvelkinden daha şiddetle reddederek): Sen tertemiz günâh işlememiş ve bir can mukaabili de olmayan bir canı öldürdün mü? Dedi." Abbâs bu kelimeyi "Zekiyyeten zâkiyeten müslimeten" şeklinde okur idi. Bu senin "Gulâmen zâkiyen" sözün gibidir. yine gittiler ve yıkılmağa yüz tutmuş bir duvar buldular. Hızır o duvarı doğrulttu." ibn Cubeyr Amr ibn Dinar-dan olmak üzere: "Hızır o duvarı eliyle doğrulttu" dedi de kendi elini şöyle yukarı kaldırıp duvarın dümdüz olduğunu gösterdi. ibn Müslim: Ben Saîd ibn Cubeyr-in: "Hızır o duvara eliyle dokundu da duvar dümdüz oldu" dediğini sanıyorum dedi. Hızır-a: Eğer isteseydin muhakkak bu duvarı doğrultma karşılığında bir ücret alırdın dedi." "Kendisiyle yemek yiyebileceğimiz bir ücret alırdın" dedi. "Onların arkalarında" "Onların önlerinde" demektir. İbn Abbâs böyle "Onların önlerinde bir hükümdar vardı" şeklinde okudu. Cureyc dedi ki: Saîd ibn Cubeyr-den başkaları o gemileri zorla alan melikin ismi Huded ibnu Buded olduğunu öldürülen o çocuğun isminin de Ceysûr olduğunu iddia ediyorlar. sağlam gemiyi zorla alan bir melik vardı. İşte ben gemi o hükümdara uğradığı zaman ayıplı olmasından dolayı onu terketmesini istedim. Gemiciler o hükümdarı geçtikleri zaman bu delik gemiyi iyileştirdiler ve onunla faydalandılar (gemi ellerinde kaldı).” kimi "O deliği karûre (yânı cam) ile kapattılar" dedi; kimi de "Zift ile kapattılar" dedi. öldürülen çocuğun ana-babası iki mü-min idiler; çocuk ise kâfir idi. Biz o mü-min ana-Bâbayı bir azgınlık ve kâfirlik bürümesinden çocuk sevgisinin onları o çocuğun dîni üzere ona mutâbaat etmelerinden endîşe ettik. İstedik ki onların Rabb-i bunun yerine kendilerine temizlikçe daha hayırlısını merhametçe daha yakınım versin. Hızır bunu Musa-nın: Sen tertemiz bir nefsi mi öldürdün? Sözüne münâsib olarak söyledi." daha yakını" yani ana-Bâba Allah-ın ihsan edeceği çocukla Hızır-ın öldürdüğü evvelki çocuktan daha fazla merhamete nail olacaklar ma-nâsınadır. ibn Cubeyr-den başkası: O ana-babaya öldürülenin yerine bir kız çocuğu verildi dedi. Dâvûd ibn Ebî Âsim ise birden fazla râvîden: O bir kız çocuğudur diye söyledi (meşhur olan da budur). Allah-ın Şu Kavli: geçip gittikleri zaman Mûsâ genç adamına: Kuşluk yemeğimizi getir bu yolculuğumuzdan and olsun yorgun düştük dedi. Genç: Gördün mü kayaya sığındığımız vakit ben balığı unutmuşum. Onu söylememi şeytândan başkası unutturmadı. O şaşılacak bir surette (denize atıldı) deniz içinde yolunu tutup gitti (Âyet: 62-63). ki: Yaptıkları işler bakımından en çok ziyana uğrayanları kendileri muhakkak iyi yapıyorlar sanarak dünyâ hayâtında çalışmaları boşa gitmiş olanları size haber vereyim mi?”(Âyet: 103-104). "Sun-an" "Amelen" manasınadır. "Onlar bunların içinde ebedî kalıcıdırlar oradan ayrılmak istemezler" (Âyet: 108). Buradaki "Hıvelen" "Tahavvulen" ma-nâsınadır. İşte dedi bizim arayacağımız bu idi. Şimdi izlerinin üzerinde gerisin geri döndüler"(Âyet: 64); -yani geliş yollarının üzerindeki izlerine tâbi- olarak dündüler.- kad ci’te şey-en imran=And olsun ki sen büyük bir iş yaptın" (Âyet: 71) kad ci’te şey’en nukran=And olsun ki sen çok kötü bir iş yaptın" (Âyet: 74). iki âyetteki "İmran" ve "Nukran" lafızları "Dâhiye" yani "Belâ felâket" ma-nâsınadır. "Yenkaddu" "Yenkaadu (= Yıkıldı)"(Âyet: 77) lafızları "Diş yıkıldı söküldü" ta-bîri gibidir. "Ve-ttehızte"(Âyet: 77) bir ma-nâya olup "Elbette alırdın" demektir. "Ruhmen" (Âyet: 81) "er- Ruhm "dandır. Bu kelime mübalağa bakımından "Rahmet"ten daha şiddetli daha kuvvetlidir. Biz "Ruhmen" lafzının "Rahîn-den türemiş olduğunu sanıyoruz. Mekke şehri "Umme Ruhm" diye çağrılır ki bu "Kendisine devamlı rahmet inen şehir" demektir

Kaynak: Sahîh-i Buhârî Kitâbu’t - Tefsîr
Konu: El-kehf Sûresi