4802-)
Sufyânes-Sevrî el-A-meş-ten; o da Ebu-d-Duhâ-dan; o da Mesrûk-tan; o da Âişe-den tahdîs etti: (Rasûlüllah-ın şâiri) Hassan ibn Sabit geldi de Âişe-nin huzuruna girmek için izin istiyordu. Mesrûk: Ben Âişe-ye: Bu Hassan için yanına gelmesine izin veriyor musun? Dedim. anha): işine bulaşmış olduğundan dolayı) ona büyük bir azâb isâbet etmiş değil mi? dedi. Âişe bu sözüyle Hassan-ın gözünün gitmesini kasdediyor dedi. şöyle dedi: "Hasânun rezânun mâ tuzennu bi-ribetin Ve tusbıhu garsey min luhûmi-l-gavâfili" = Hiçbir şübhe ile ittihâm edilmeyen tam akıllı ve iffetlidir. İffetli kadınların etlerinden yemediği için aç olarak sabahlar.) bu beytine karşı Âişe: Fakat sen böyle değilsin dedi. işte size âyetlerini açık açık bildiriyor. Allah hakkıyle bilendir tam hüküm ve hikmet sahibidir-(Âyet: 18). Şu-be el-A-meş-ten; o da Ebu-d-Duhâ-dan haber verdi ki Mesrûk şöyle demiştir: Hassan ibn Sabit Âişe-nin yanına girdi de gazel vechi üzere şiir okuyup şöyle dedi: Hasânun rezânun mâ tuzennu bi-rîbetin. Ve tusbihu garsâ min luhûmi-l-gavâfili. Hassân’ın bu şiirine karşı: Sen böyle değilsin (sen iffetli kadınlara gıybet ettin) dedi. Mesrûk dedi ki: Ben Âişe-ye: Allah"Onlardan onun büyüğünü üzerine alan kimse" âyetini indirmiş olduğu hâlde sen bu Hassan gibilerinin senin huzuruna girmelerini serbest bırakacak mısın? Dedim. Körlükten daha şiddetli hangi azâb vardır? Dedi ve: Şübhesiz bu Hassan Rasûlüllah tarafından müşriklere reddiye yapar onu savunurdu sözünü ilâve etti. sözlerin îmân edenlerin içinde yayılıp duyulmasını arzu edenler; onlara dünyâda da ahrette de pek acıtıcı bir azâb vardır. Allah bilir siz bilmezsiniz. Ya üzerinizde Allah-ın fadlı ve rahmeti ya hakikat Allah çok şefkatli çok merhametli olmasaydı (hâliniz neye varırdı)?"(Âyet: 19-20) fazilet ve servet sahibi olanlar hısımlarına yoksullara Allah yolunda hicret edenlere vermelerinde kusur etmesin affetsin aldırış etmesin. Allah’ın sizi mağfiret etmesini sevmez misiniz? Allah çok mağfiret edici çok merhamet eyleyicidir"(Âyet: 22).