4-)
- Caiz ki Ebû Said (radıyallahü anh) inkâra hazırlanmış; lâkin öteki zât ondan çabuk davranarak söze başlamış; Hazret-i Ebû Said de onu te-yid etmiştir. Müslim-in buradaki rivâyetine göre Mervan-la münakaşa eden zât cemaattan biridir. Buhârî ile tahriç ettikleri rivâyette ise bunun bizzat Hazret-i Ebû Said olduğu namazgaha beraber geldikleri Ebû Said-in Mervan’ın elini tutarak onu men-etmeğe çalıştığı Mervan-in da ona red cevabı verdiği zikredilmektedir ki bu hâl hâdisenin ayrı ayrı iki defa tekerrür ettiği ihtimalini doğurmuştur. Fakat Müslim şarihlerinden el-Übbî bu ihtimali vârid görmüyor. Ona göre vak-a birdir. Mervan-a cemaatten biri i-tirazda bulunmuştur. Mervan onu dinlemeyince bu sefer meseleye Ebû Said (radıyallahü anh) müdâhale etmiştir. Ebû Said-in: «Şu zât hakikaten kendisine düşeni yaptı.» demesi bu işi doğru bulmayıp reddettiğinin sarih ifadesidir. (sallallahü aleyhi ve sellem)-m: «Sizden her hangi biriniz bir kötülük görürse onu hemen eliyle değiştirsin!» buyurması bilic-ma- vücub ifâde eden bir emirdir. İslâmda iyiliği emre emr-i bil ma-ruf kötülükten nehye de nehy-i anil münker derler. Bu mesele müslümanlara kitâb sünnet ve icma-i ümmetle yani bütün naklî delillerle farz kılınmıştır. İyiliği emir kötülükten nehiy ayni zamanda din demek olan nasihat-tan ma-duddur. Bu hususda bazı râfizilerden başka muhalefet eden yoktur. Onlann muhalefetlerinin ise bir kıymeti yoktur. bil ma-rufun vücubu mü-tezile taifesinin dedikleri gibi aklî de değil şer-idir. Vakıa Kur-ân-ı Kerîm-de: kendinizi kollayın; siz hidâyete erdikten sonra başkasının sapması size zarar etmez. buyurulmuştur. Amma bunun ma-nası siz başkalarına emri bil ma-rufla uğraşmayın demek değil muhakkikin ulamanın beyanına göre: aldığınız tâ-Hmaâta göre emri bü-mâ-ruf nehy-i ani’l-münkeri yaptınız mı artık başkalarının taksiri size zarar etmez» demektir. Çünkü kula yüklenen vazife yalnız iyiliği emir kötülükten nehiydir. Bunları kabul ettirmek onun vazifesi değildir. Eserde vârid olduğuna göre Hazret-i Ebû Bekir bu âyeti minberde okumuş ve: «Siz bunu doğru te-vil edemiyorsunuz. Ben Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)-den işittim: «Bir kavim zâlimi görürler de men-etmezlerse Allah-ın onlara kendi tarafından bir azâb göndermesi yakıncacıktır; buyuruyordu» demiştir. bil ma-ruf nehy-i ani-l-münker farz-ı kifâyedir. Binâenaleyh her farz-ı kifâye gibi o da bazı kimselerin ifâsıyle diğer rnüsîümanlardan saakıt olur. Lâkin hiç ifâ eden bulunmazsa özrü bulunmayan bütün mükellefler günahkâr olur. Emr bil rna-rufun farz-ı ayn olduğu yerler de vardır. Meselâ: Bir yerde bu vazifeyi bir kişiden başka bilen bulunmazsa o bir kişiye emri bilma-rufu ifâ etmek farz-ı ayın olduğu gibi bir babanın evlâdı ile karısına iyiliği emir kötülüklerden kendilerini nehyetmesi de farz-ı ayndır. kirâm emri bil ma-ruf nehy-i ani-l-münker vazifesinin- mükelleflerden sakıt olmayacağını beyan etmişlerdir. Çünkü mükellefin vazifesi ettiği emir veya nehyin muhatabına te-sir edip etmediğini düşünmek değil sadece o emir veya nehyi etmektir. İhtarın mü-minlere fayda vereceği ise âyetle sabittir. Yine ulemanın temsillerine göre emri bil ma’rufa misal: avret yerinin bir kısmı açılan kimseye örtünmesini tenbih et mektir. bil ma-ruf vazifesini yapan kimsenin emrettiği şeye kendisinin de imtisal etmesi nehyettiğinden kaçınması sözünün te-sirli olması için pek mühim ve lâzım ise de şart değildir. Eğer emir ve nehyetüği şeyle kendinde de varsa bu sefer vazifesi çift olur; ve evvela kendine emir vey nehiyde bulunması sonra ayni şeyi başkasına yapması icâbeder. göre kötülükten nehiy işini ancak kendisi kötülük etmeyen ifa edebilir. nefislerinizi unutub da âleme iyiliği mi emrediyorsunuz?» (Bake-re: 44) âyet-i kerîmesidir. Mutezileden bazıları; bir kimse kendinin etmediği kötülükten başkalarım nehyedebilir demişlerdir. bil ma-ruf nehiy ani-l-münker vazifesi yalnız devletin bu iş için tâyin ettiği me-murlara mahsus değildir; onu müslümanların efradı da yapabilirler. İmâmü-l-Harameyn:«Buna delil icma-i müslimîndir.» diyor. Filhakika gerek asr-ı seâdetde gerekse diğer asırlarda bu işin memuru olmayanlar me-murlara iyiliği emir kötülüklerden onları nehyederler; sair müslümanlar onların bu yaptıklarını takrir ve kabul eyler; başkalarının işine karışıyorlar diye kendilerini ayıplamazlardı. Sonra bu vazifeyi ancak bilenler yapar. Şayed yapılacak emir namaz oruç ve saire gibi herkesin bildiği vâciblerden nehiy dahi zina ve içki gibi meşhur menhiyyattan olursa bunları emir ve nehiyde bütün müslümanlar müşterektir. Fakat nâdir tesadüf edilen fiil kavil ve içtihada dair ise avam takımının gerek isbât gerekse nefi suretiyle bu işe karışmağa hakları yoktur; bu sefer mesele yalnız ulemaya mahsus kalır. Ulema dahi ittifakı meselelere dair emir ve nehiyde bulunurlar. İhtilaflı meseleler hakkında bir şey diyemezler. Çünkü iki mezhebin birine göre her müctehid hakka isabet eder. Diğerine göre hakka isabet eden yalnız bir kişidir; amma hangi müctehidin hatâ ettiğini bilmek kullara müyesser değildir. Hatâ edene günah dahi yoktur. kadar var ki müctehidlerin hilafından çıkmak için nasihat yollu emri bil ma-rufda bulunmak güzel ve makbul bir iştir. Zira bir sünneti ihlâl etmemek veya başka bir hilafa sebeb olmamak şartiyîe ulema-i kirâm müctehidlerin hilafından çıkmaya bilittifak kaildirler. Meselâ dört mezhebin İmâmlarına göre ittifakla caiz olacak bir abdest; evvelâ niyet edilerek her azayı âyetteki tertib üzere yıkamak yıkarken hafifçe oğuş-turmak bir uzuvdan ötekine geçerken fazla vakit kaybetmemek yani azayı bir biri arkasından acele yıkamak başın bütününe meshetmekle alınır. Nevevî emri bil ma-ruf nehiy ani-l-münker-in çok zamandır zayi- olduğundan onun zamanında bundan pek az bir takım izler kaldığından bahsettikten sonra sözüne şöyle devam ediyor: «Emri bil ma-ruf çok büyük bir bâbtır. Bu işin nizâm ve kıvamı ancak onunla kaimdir. Fenalıklar çoğalınca azâb iyiye ve kötüye umumi olarak gelir. Zâlime mâni- olmazlarsa Allahü teâlâ-nın azabını onlara umumüeş-tirmesi pek yakındır: emrine muhalefet edenler ya başlarına bir belâ gelmesinden yahud acıklı bir azaba duçar olmalarından korunuversinler!» halde âhiretinin ma-mur olmasını dileyen ve Allah-in rızasını korku ile tahsil etmeğe çalışan bir kimseye gereken vazife bu baba ehemmiyet vermektir. Çünkü faydası çok büyüktür. Bâ husus çoğunun elden gittiği bir zamanda!... Kendisine i-tirazda bulunan kimsenin rütbesi yüksek diye ondan korkmamalıdır. Zira Allahü teâlâ hazretleri: kendi dinine yardım edene elbet yardım edecektir." kim Allah (ın emirlerin)’e sarılırsa muhakkak doğru yola hidâyet olunur." "Bizim İçin mücâhede edenler yok mu onları mutlaka (doğru) yollarımıza hidâyet edeceğiz." insanlar hiç imtihan olunmadan iman ettik demekle bırakılacaklar mı sandılar? Yemin olsun ki biz onlardan öncekileri imtihan ettik. Doğru söyleyenleri Allah elbette bilecek yalancıları da elbet bilecektir." buyurmuştur. ki ecir külfete göredir. Emri bil ma-rufu bir kimseye olan sadakati sevgisi müdâhenesi bir kimseden itibar beklediği veya onun yanında i-tibannın devam etmesini istediği için elden bırakmamalıdır. Çünkü; ona olan sadâkat ve sevgisi kendisine bir hürmet ve hak icâbeder. Onun haklarından biri de kendisine nasihat etmek ve ona âhireti için yararlı işleri göstermek zararlılarından korumaktır. İnsanın dostu ve ahBâbı âhiretini ma-mur etmeye çalışan kimsedir. Velev ki bu hâl onun dünyası hakkında bir noksanlığa bâdı olsun. Düşmanı ise âhiretinin zayi olmasına veya noksanlığına çalışandır; isterse bu sebeble ona dünyası için bir nevi menfaat hâsıl olsun. İblisin bize düşmanlığı böyledir. Peygamberler (salevâtullahi ve selâmuhu aleyhim ecmain) mü-minlerin dostlarıdır. Çünkü onların âhiretlerine yararlı şeylere ve o şeyler için kendilerine yol göstermeğe çalışırlar. Kerim olan Allah-dan bizi dostlarımızı ve sair müslümanları rızâsına muvaffak kılmasını dileriz. Bizlere cûd-u rahmetini teşmil buyursun.» bil ma-rufu yapan kimsenin nezaket rifk u mülâyemetle muamelede bulunması icâbeder. Zira maksada bu daha elverişlidir İmâm Şafiî: «Bir kimse din kardeşine gizlice va-z ederse ona gerçekten nasihat etmiş ve onu ziynetlemiş olur. Aşikâre va-zeden ise onu muhakkak surette rezil etmiş ve batırmıştır.» demiştir. ekseriyetle insanların emri bil ma-rufa karşı göz yumdukları şeylere misal olarak kusurlu bir malı satılırken gorüh de i-tirazda bulunmamalarım o malın kurusunu müşteriye söylememelerini gösteriyor; bunun açık bir hatâ olduğunu söylüyor; ve: «Halbuki bilenin satıcıya i-ti-raz ve inkârda bulunmasının müşteriye malm kusurlu olduğunu bildirmesinin vâcib olduğunu ulema nassan beyân etmişlerdir.» diyor. nehyîn nasıl yapılacağını Resûlü Ekrem (sallallahü aleyhi ve sellem) bu hadisde güzelce beyan etmiştir. Mezkûr beyandan anlaşıldığına göre bir kötülük gören kimse imkân bulursa onu eliyle men-edecektir. Buna gücü yetmiyorsa diliyle bu da mümkün değilse kalbiyle mâni- olacaktır. Kalble mâni- olmanın ma-nası o şeyi kerih görmek ondan tiksinmektir. Bu hakikatda bir kötülüğe mâ-ni olmak değilse de başkası elinden gelmediği için bizzarure onunla iktifa eder Allahu â-lem bundan dolayı onun hakkında: «İmanın en zaifidir» buyurulmuştur. Yani kötülüğü değiştirme hususunda semeresi en az olan budur. Yoksa imanın en zayıfı yoldan eziyet veren şeylerin atılması olduğu yukarıda görülmüştü: Maamafih buradaki zaifliği mutlak bırakarak iki hadisin arasım bulmakda mümkündür. Bu takdirde eziyet veren şeyin atılmasiyle kötülüğü kalben değiştirmek birbirine müsavidir. Bundan daha zaif mertebe yoktur. Hatta kalben değiştirme daha da zayıftır. hadisi hakkında Kâdi Iyâz şunları söylemiştir: «Bu hadis münkerin nasıl değiştirileceğini beyân hususunda esastır. Mün-keri değiştiren kimseye düşen vazife kavlen olsun fi-len olsun onu gideren herşeyle değiştirmektir. Meselâ; bâtıl bir şeyin âletlerini kıracak içkiyi ya bizzat dökecek yahut birine döktürecek; gasbedilen mallan ya bizzat gasıbdan alarak sahiplerine iade edecek yahud imkânı varsa başkasına emrederek bu işi yaptıracaktır. değiştirirken câhil ile şerrinden korkulan kuvvet- sahibi zâlime karşı son derece yumuşak davranmalıdır. Çünkü bu şekilde hareket etmesi sözünün kabulüne daha ziyade yarar. bu işi vazife olarak üzerine alan me-murun da ayni ma-na-dan dolayı salâh ve fazilet ehli olması müstehabtır. Şaşkınlığında devam edenle tembelliğinde israfa varan hakkında şiddet göstermelidir. Amma bunu yapmak için gösterdiği şiddetin değiştirdiğinden daha kötü bir mün-kere sebeb olmayacağından emin bulunması şarttır. Kendisi zâlimin tasallutundan mahfuz olmalıdır. Eğer zann-ı galibine göre o münkeri eliyle değiştirmek kendisinin veya başkasının öldürülmesi gibi daha şiddetli bir münkere sebeb olacaksa elle değiştirmekten vazgeçerek dil ile söylemeli nasihat ve korkutma ile iktifa etmelidir. Şayet söylemenin o münker gibi bir münkere sebeb olacağından korkarsa kalbiyle değiştirmelidir. Hadis-den murad inşallah budur. Eğer emri bil ma-ruf hususunda yardım edecek bir kimse bulunursa silâh çekmeye ve harbe müncer olmamak şartiyle yardım diler...» göre öleceğini dahi bilse münkere karşı behemahal sarih sözle i-tirazda bulunmak lâzımdır. Fakat bu kavil doğru değildir. bâbda İmâmü-l-Haremeyn-de şöyle demektedir: «Mesele silah çekmeye ve harbe müncer olmamak şartiyle lâfdan almayan büyük günah sahibini devletin tebaası efradı fi-len o günahdan men-edebilirler. İş harbe dayanırsa hükümdara havale edilir. Zamanının hükümdarı zâlim olur da zulmü meydana çıkar; ve yaptığı bu kötü hareketten sözle men-edüdiği zaman vazgeçemezse memleketin ileri gelenleri silah çekme ve harbetme bahasına bile olsa onu hal- (Yani azil) için ittifak edebilirler...» İmâmü’l-Harameyn’ın bahsettiği bu hali- meselesi ulemâ arasında garib karşılanmış ve: «Bundan maksad: hükümdarın hal-i ile daha büyük bir fesad çıkacağından korkulmazsa o zaman hal-edilebilir; demektir.» şeklinde te-vil edilmiştir. Yine İmâmii-l-Haremeyn-in beyanına göre emri bil-ma-rufla vazifeli olan kimse mücerred zann üzerine evlere girip araştırma yapamaz. O ancak gördükleriyle meşgul olur. Mârûdî araştırma meselesini ikiye ayırmaktadır:
Kaynak: Sahîh-i Müslim Îmân
Konu: Münkeri Nehyetmenin İmandan Olduğunu İmanın Artıp Eksildiğini İyiliği Emir Ve Kötülükden Nehyin Vacib Olduklarını Beyan Bâbı