1200-)
Bize Muhammed b. Râfi- rivâyet etti. ki): Bize Abdürrezzâk rivâyet etti. ki): Bize Ma’mer Hemmâm b. Münebbih’den rivâyet etti. Hemmâm: Ebû Hüreyre-nin Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)-ten bize rivâyet ettikleri şunlardır diyerek bir takım hadisler zikretmiş; ez cümle: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): Korku ile mansûr oldum; Bana Cevâmiü-l-Kelim-de verildi.» buyurmuşlardır; demiş. hadîsi Buhârî «Kitâbü-t-Ta-bir» ve «Kitâbu-l-Cihâd» da tahrîc etmişdir. Cem-iyetli kelimeler demektir. Bundan murâd: Az sözle çok mânâ ifâde etmekdir. İbn Tîn-e göre Cevâmiü’l-Kelim-den murâd Kur-ân-ı Kerîm-dir. Fakat bazı hadîsler de öyledir. Kur’ân-ı Kerim-de öyle âyetler ve ahâdîs-i Nevevîyye içersinde öyle hadîsler vardır ki metni bir satırı doldurmadığı hâlde şerh ve îzâhı hakkında kitaplar yazılabilir. Böyle az sözle çok mânâ ifâde etmek insanlar içinde yalnız Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’e müyesser olmuş bir hususiyettir. hazînelerinin anahtarlarından murâd İbn Tîn-e göre müslümanların ganimet olarak aldıkları düşman kıratlarının hazîneleridir. İbn Battal (?- 444) dahi buna kânî olmuş ve: «Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) bununla yerdeki madenleri kasdetmiş olabilir demiştir. Şüphesiz ki Arablar diğer milletlere nazaran fakirdiler. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) bu sözü ile ileride kisrâların kayserlerin hazîneleri müslümanların eline geçeceğini tebşir buyurmuş netice o-nun haber verdiği gibi çıkmışdır. Binâenaleyh mezkûr cümle Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in mucizelerinden biridir. Ulemâ bu hadîs-i şerifi Cevamiü-l-Kelîm hadîslerden onların ihtiva ettiği ince mânâları çıkarmaya teşvik sayarlar. Hadîs-in sonunda Hazret-i Ebû Hüreyre: «Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) dünyâdan gitti. Şimdi o hazîneleri siz çıkarıyorsunuz.» diyerek Peygamberi Zişân (sallallahü aleyhi ve sellem) efendimizin o hazînelerden elde edebildiğini ashabına paylaştırdığını kendisine hiçbir şey almadığını ve ashabın hâlâ onun vâ-d buyurduğu şekilde o hazîneleri elde etmekde olduklarını anlatmak istemişdir. ki Bâbımız hadîslerinin bâzılarında Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): beş şey verildi.» buyurmuş; bâzılarında bunun üç şey olduğunu bir rivâyet de bilâkis altı şeyle bütün peygamberlere tafdîl buyurulduğunu beyân etmişdir. Bu husûsda daha birçok rivâyetler vardır. Bunların mecmuundan anlaşılıyor ki Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e mahsûs olan hasletler beş değil on-dan bile fazladır. Hattâ Ebû Sad-i Nisâbûrî «Şerefül-Mustafâ» adlı eserinde Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’e mahsûs olan hasletleri toplayarak altmışa kadar çıkarmışdır. İlk nazarda bu bâbdaki muhtelif rivâyetler arasında tearuz var gibi görünür. Çünkü bâzılarında Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’a mahsûs hasletler beş bâzılarında altı bir takımlarında dört diğerlerinde üç olarak zikredilmişdir. Bununla beraber hakikatte rivâyetler arasında hiçbir zıddiyet yoktur. Bu hususda Kurtubî şunları söylemektedir: Bunun tearuz olduğu zannedilmesin tearuz fikri ancak sayıların inhisara delâlet ettiği teveh-hümünden doğar. Halbuki mesele Öyle değildir. Çünkü bir kimse bende beş altın var dese bu söz o kimsede başka para olmadığına delâlet etmez. O adam başka bir defa: Bende yirmi altın var daha başka bir defa: Bende otuz altın var! diyebilir. Zîrâ otuz altını bulunan bir kimse için yirmi altını yahut on altını var demek doğrudur. Burada hiçbir taâruz ve tenakuz yokdur. Caizdir ki Allahü teâlâ hazretleri Resûlü Zîşân-ma üç haslet tahsis buyurduğunu; sonra beş daha sonra altı haslet ihsan ettiğini haber vermiş olsun!» bir şeyi adedle tahsis ve tahdîd o adedden mâdâsını nefî sayılmaz.
Kaynak: Sahîh-i Müslim Mescidler Ve Namaz Kılınan...