Destek Sitesi platformunda Uzman olmak ister misiniz?

Uzman olmak için Şimdi başvurun.

Namazda Konuşmanın Haram Kılınması Ve Evvelce Mübah Olan Konuşmanın Neshi Babi

Oluşturulma tarihi: 5.02.2025 19:31    Güncellendi: 5.02.2025 19:31
1228-) Bize İshâk b. İbrâhîm rivâyet etti. ki) . Bize Îsâ b. Yûnus haber verdi. ki): Bize Evzâî Yahya b. Ebî Kesir’den bu isnâdla bu hadîsin benzerini rivâyet etti. sükle ümmiyah» ta-bîri esâs itibârı ile «Vay yavrusunu kaybeden annemin hâline» ma-nâsına gelirse de maksad söyleyenin kendi acınacak hâlini beyândır. Biz bu makamda vay hâlime yahut başıma gelenlere gibi ta-bîrler kullanırız. Sükl kelimesi seke şeklinde dahi okunabilir. Muâviye-nin namazda konuşması üzerine ashâb-ı kirâm-ın uyluklarına vurmak suretiyle onu susturmaya çalışmaları bu husus için tesbîhde bulunmak meşru- olmazdan önceye hamlolunmuşdur. Hadîsde geçen cümlesinin cevâbı mahzûfdur ve diye tâkdîr olunur. Cümlede ancak bu suretle düzelmiş yâ-nî: «Onların beni susturmak istediğini görünce ben de kızdım.» şekline girmiş olur. ki namazdan sonra Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) Hazret-i Muâviye-ye kendisine hâs olari terbiye ve nezâketi ile nasi-hatta bulunmuş namazda konuşmanın onu bozacağını bildirmişdir. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in bu görülmedik terbiye ve nezâketine hayran kalan Muâviye (radıyallahü anh) kendisinin yeni müslüman olduğundan bahsederek özür dilemiş; bu meyânda kavm-ü kabilesi arasında hâlâ hâhinlere inananlar kuşlarla teşe-ümde bulunanlar ve re-simcilik yapanlar bulunduğunu arzetmişdir. Fahr-i Kâinat (sallallahü aleyhi ve sellem) Efendimiz ona kâhinlere gitmemesini tenbîh buyurmus-dur. Zu-münce ileride olacak şeyleri haber veren ve esrân bildiğini iddia eden kimsedir. Bir de arrâf vardır. Bunun kâhinden farkı marifetinin çalınan ve kaybolan şeylere mahsûs olmasıdır. Câhiliyet devrinde araplar arasında bir çok kâhinler bulunurdu. Bunların bir takımı cinlerle münâsebeti bulunduğunu ve gaibe âid haberleri onlardan aldıklarını iddia ederlerdi. Bazıları ise bu hususu cinlerden değil kendisine mahsûs bir zekâ ve firâsetle bildiklerini iddia ederlerdi. Müneccimlere kâhin deyenler de bulunurdu. Zâten müneccim kâhinin bir nev-îdir. O da yıldızlara bakarak ileride ne olacağına istidlal eder. İslâmiyetde bu gibi şeyleri yapmak ve yapanlara inanmak haram kılınmışdır. Ulemâ bunun sebebini şöyle izah ederler: «Çünkü bu adamlar gâib hakkında söz ederler olur da söylediklerinden bâzısı hakikat çıkarsa bir çok insanların fitneye düçâr olmasına ve i-tikâdlarının bozulmasına sebebiyet verirler.» müracaat ve söylediklerini tasdîkden nehy eden kâhinlere verilen ücretin haram olduğunu bildiren bir çok sahîh hadîsler vardır. Bu husûsda icmâ- bulunduğunu bir çok ulemâ rivâyet etmişlerdir. Begavî (214-310): «Kâhine verilen ücretin haram olduğunda bütün ulemâ müttefikdir. Çünkü kehânet bâtıl bir işdir. Onun karşılığında ücret almak caiz olamaz.» demişdir. Müneccim ve arrâf gibilere ücret vermek dahi haramdır. Çünkü onların fiilleri de bâtıldır. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) bu bâbda: kim bir kâhine giderde söylediklerini tasdik ederse o kimse Allah-ın; Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem)’e İndirdiği şeylerden berîdir.» buyurmuşdur. Kuşlarla teşe-ümde bulunmak şu tarafa doğru uçarsa bu işde hayır var; aksi istikâmete giderse hayır yok diye i-tikâd etmekdir. Hazret-i Muâviye-nin: «Aramızda tetayyûr yapan kimseler de var.» demesi üzerine Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): onların içinden gelen bir şeydir. Ama sakın onları yoldan çıkarmasın I..» buyurmuşdur. Ulemâ bu cümleye şöyle ma-nâ vermişlerdir: «Teşe-üm denilen şey sizin içinizden doğar. Uğraşıp iktisap ettiğiniz tıtr şey olmadığı için bundan dolayı size bir mes-ûliyet yokdur. Lâkin oriun sebebi ile işlerinize bakmadan geri kalmayın! Sizin yapabileceğiniz budur ve bununla mükellefsiniz.» «tetayyur» ve «tıyara» denilen teşe-ümlerle âmel etmekden men eden birçok sahîh hadîsler vârid olmuşdur. Bunlardan murâd hatırdan gelip geçmeleri değil muktezâsı ile âmeldir. Ya-nî hatırdan gelip geçen teşe-ümün hükmü yokdur. Fakat o teşe-ümün muktezâsı ile âmel etmek menınû-dur. Bu husûsda inşallah ileride de izâhât gelecekdir. bahsedilen çizgi çizmekden murâd falın bir nev-i olan re-mil-dir. Onunla meşgul olan Peygamber rivâyete nazaran İdrîs (aleyhisselâm)-dır. Dan yal (aleyhisselâm) olduğunu söyleyenler de vardır. Remil ona verilen bir mu-cize idi. biri çizgi çizerdi. Her kim onun çizgisine uygun dü-şürürse isabet etmiş olur » ibaresinin ma-nâsi hususunda da ulemâ ihtilaf etmişlerdir. Sahih olan kavle göre bu ibarenin ma-nâsı şudur: çizgisi o peygamberin çizgisine muvafık düşerse o çizgiyi çizmek mubah dır. Lâkin muvafık düşüp düşmediğini yüzde yüz bilmeye bizim için yol yokdur. Binâenaleyh remilcilik bize mubah değil haramdır.» (sallallahü aleyhi ve sellem)’in doğrudan doğruya «Remilcilil: demeyip: «Kimin çizgisi o Peygamberin çizgisine muvâfık düşerse o çizgiyi çizmek mubâhdır.» buyurması remille meşgul olan Peygamberin de bu nehyde dâhil olduğu anlaşılmasın diyedir. Çünkü onun hakkında remi memnu- değildir. İhtimâl ki bizim şeriatımızda nesh edil-mişdir. remilcüiğin dahi memnu- olduğuna bütün ulemâ İttifak etmişlerdir. mes-elesine gelince: Görülüyor ki Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) cariyeye: nerededir?» diye sormuş câriye: «Göktedir.» cevâbını vermiş; «Ben kimim?» suâline de: «Sen Resûlüllahsın» mukabelesinde bulunmuş-dur. Hadîsin bu kısmı îmânın sıfatına âitdir. Bu husûsda ulemânın iki mezhebi vardır:

Kaynak: Sahîh-i Müslim Mescidler Ve Namaz Kılınan...
Konu: Namazda Konuşmanın Haram Kılınması Ve Evvelce Mübah Olan Konuşmanın Neshi Babi