1287-)
Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe rivâyet etti. ki): Bize İsmail b. Üleyye Saîd b. Ebî Arûbe-den naklen rivâyet etti. H. ki: Bize Züheyr b. Harb ile İshâk b. İbrahim de ikisi birden Şebâbe-tü-bnü Sevvâr-dan rivâyet ettiler. ki: Bize Şu-be rivâyet etti. râvîlerin hepsi Katâde-den bu isnâdla bu hadîs-in mislini rivâyet etmişlerdir. hadîs Hazret-i Ömer (radıyallahü anh)’ın bir hutbesine âiddir. Fakat sonunda sarımsakla soğan yemenin hükümlerini de beyân ettiği için Müslim onu buraya almışdır. senedi üzerinde Dâre Kutnî söz etmiş ve Katâde--nin bu hadîsde üç tane hafıza yani Mansûr b. Mu-temir Husayn b. Abdirrahmân ve Ömer b. Murraya muhalefet ettiğini söylemişdir. Filhakika bu üç râvî hadîsin senedinde Ma-dân-ı zikretmeden rivâyet etmişlerdir. Katide-nin rivâyetinde ise Ma-dân-da vardır. Kutnî Katâde-nin müdellis olmasına bakarak bu hadîs üzerine Müslim-e karşı istidrâkde bulunmuşsa da İstidrâü Nevevî tarafından reddedilmişdir. Çünkü müdellis olan râvînin rivâyeti hangi şartlar dâhilinde kabul edileceğini İmâm Müslim en iyi bilenlerden biridir. Bu husûsda yukarılarda münâsebet düştükçe söz geçmişdi. Ömer-in cum-â günü okuduğu bu hutbenin namaz hutbesi olduğu anlaşılıyor. Böyle bir hutbede sarımsak ve soğan yemenin vb.-nin hükmünden bahsetmesi dînî bir takım maslahatlara şâmil olduğu için lağıv yânî lüzumsuz addedilemez. (radıyallahü anh) rüyâ-sında bir horozun kendisine üç gaga vurduğunu görmüş ve bunu ecelinin yaklaştığına yormuşdu. Hakîkatda da öyle oldu. Hazret-i Mugîratü-bnü Şu-be-nin Ebû Lü-lü- isminde mecûsî bir kölesi vardı. îşte Hazret-i ömer-e üç hançer vurarak şehid eden bu köledir. sarihlerinden Übbî-nin beyânına göre Ömer (radıyallahü anh) bir gün sırtüstü yatarak ellerini kaldırmış ve: «Allah-ım artık yaşım ilerledi; kuvvetim zayıfladı. Bana tâbi- olan uzaklara dağıldı. Binaenaleyh kazandıklarımı zayi etmeden biran benim ruhumu kabzet!» diye dua etmiş. Birkaç gün sonra da horot sini görmüş ve bunu şehâdete yorarak; «Beni arap olmıyan bir adam öldürecek...» demiş. Ömer arap olmayan bir kimsenin Medine-ye girmesine mü-sâde etmiyordu. O sıralarda Kufe-de vali bulunan Mugîra (radıyallahü anh) kendisine mektup yazarak elinde Medine halkına hizmeti dokunacak demirci ve doğramacı bir köle bulunduğunu şayet tensîb buyurura onu hemen kendisine göndereceğini yazmışdı. Ömer (radıyallahü anh) kölenin gönderilmesine izin verdi; ve köle Medine-ye geldi. Ancak Hazret-i Mugîra bu köleye yüz yahut yüzyirmi dirhem haraç bağladığı için köle hâlini Hazret-i Ömer-e şikâyet etmiş fakat Ömer (radıyallahü anh) san-âtına karşı bu haraç çok değildir.» diyerek şikâyetini kabul etmemişdi. Köle buna içerlemişdi. Bir gün Hazret-i Ömer-e tesadüf etti. Ömer (radıyallahü anh) kendisine: istersen rüzgârla un öğüten değirmen yaparım; dediğini işitmedim mi sanıyorsun?» demiş. Bu söz üzerine köle Hazret-i ömer-e kızgın kızgın bakarak: hakîkaten öyle bir değirmen yapacağımla şarkla garbın diline destan olacak!» demiş. Hazret-i Ömer bu menhus kölenin kötü niyetini sezerek: «Bu köle beni tehdîd etti» demişdir. Filhakika bir kaç gece sonra köle hançerini ve okunu alarak onu öldürmeye hazırlandı. Hazret-i Ömer sabahleyin erkenden kalkmış; âdeti vecîhle halkı sabah namazına uyandırıyordu. Köleye yaklaştığı sırada alçak herif üzerine atlayarak onu üç yerinden yaraladı. Bunlardan biri göbeğine tesadüf etmişdi ki vefâtmada bu sebep oldu. Cânî köle kaçarken onüç kişi yaralamış ve bunlardan yedisi şehîd olmuşdu. Nihayet mel-ûn köle üzerine aba atılmak suretiyle yakalarianuş o anda da kendi hançeri ile intihar etmişdir. Hazret-i Ömer Abdurrahman b. Avf (radıyallahü anh)’in elinden tutarak onu namaza geçirmiş. Hazret-i Abdurrahman o gün sabah namazını en kısa sûrelerden Asır ve Kevser ile kıldırmışdır. Hazret-i Ömer-in yaralarını tedavi için bir iki hekim getirildiyse de tedavisine imkân bulunamadı. Bu bâbdaki tafsilât siyer ve târih kitaplarındadır. Ömer-in: «Bir takım kimseler benden halife tâyin etmemi istiyorlar...» sözünün mânâsı halîfe tâyin edersen iyi olur ama etmezsen de fena olmaz; çünkü Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) halîfe tâyin et-memişdir. Ve çünkü Allahü teâlâ dînini zayi etmeyecekdir; demekdir. Meşveret meclisi demekdir. Bu meclis altı kişiden mürekkep idi. İsimleri şunlardır: Osman Alî Tâlha Zübeyr Sa-d b. Ebî Vakkâs ve Abdurrahman b. Avf. (radıyallahü anhûm) Saîd b. Zeyd cennetle müjdelenenlerden olmakla beraber şûraya girememişdi. Çünkü Hazret-i ömer-in akrabâsın-dandı. Oğlu Abdullah b. Ömer-in dahi şûraya girememesi ayni sebeptendir. Ömer-in: «Bâzı kimselerin bu hilâfet işine dil uzatacaklarını pek âlâ bilirim.» sözü ile kimleri kasdettiği malûm değildir. İlk devirlerde hilâfet mes-elesi hakkında müslümanlar arasında muhalefet eden bulunmamışdır. «İmâm lâzım değildir.» sözü çok sonra bâzı mu-tezile tarafından söylenmişdir. âyetinden murâd: Nisa- sûresinin son âyetidir. Mezkûr âyet yazın nâzil olduğu için Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) ona sayf âyeti demişdir. Sayf: yaz demekdir. Bu âyet-i kerîme Hazret-i Ömer-in son derece ehemmiyetle üzerinde durduğu kelâle mes-elesinden bahseder. ölen bir kimsenin babası ve çocuğu bulunmamakdır. Sûre-i Nisâ-nın son âyetinde böyle bir kimsenin hükmünden bahis ile: fetva istiyorlar. De ki; Kelâle hakkında size fetvayı Allah verir (Şöyle ki) Eğer bir kimse ölür de çocuğu olmaz yalnız bir kız kardeşi bulunursa bıraktığı mîrasdan o-na yan verilir... ilâh...» buyurulmaktadır.
Kaynak: Sahîh-i Müslim Mescidler Ve Namaz Kılınan...
Konu: Sarımsak Soğan Pırasa Veya Bunlara Benzer Birşey Yiyenin Mescide Gelmekden Nehy Edilmesi Bâbı