1370-)
Bize İbn Ebî Ömer El-Mekkî rivâyet etti. ki): Bize Süfyân rivâyet etti. ki): Bize Abdetü-bnü Ebî Lübâbe İle Abdülmelik b. Umeyr rivâyet ettiler. Onlar da Mugîratü-bnü Şu-be-nin kâtibi Verrâd-ı şöyle derken işitmişler: Muâviye Mugîra-ya: Bana Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)-den işittiğin bir şey yaz!. diye mektup gönderdi. Bunun üzerine o da ona şu cevâbı yolladı: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) fi namazda selâm verdikten sonra: başka hiç bir ilâh yokdur; yalnız o vardır; onun şeriki yokdur; mülk onundur; hamd de ona mahsûsdur; hem o her şey-e kaadirdir. Allâh-ım! Senin verdiğine mâni olacak hiç bir kimse yokdur; vermediğini verecek de yokdur. Senin katında hiç bir varlık sahibine varlığı fayda verecek değildir.» buyururken işittim. hadîsi Buhârî: «Kitâbü-l - l-tisâm» «Kitâbü-r - Rikâk» «Kitâbü’l. Kader» « Kitâbü’d - Daavat» ve -Kitabü-s - Salât- da; Ebû Dâvûd ile Nesâî dahi «Kitabü-s - Salât» da muhtelif râvîlerden tahrîc etmişlerdir. Hâmid b. Ömer El-Bekrâyı tarîki ile tahrîc ettiği rivâyetin senedindeki Ebû Saîd hakkında ihtilâf edil-mişdir. Doğrusu Buhârî-nin rivâyetidir Bu rivâyete göre Ebü Saîd-in ismi Abdu Rabbih b. Saîd-dir. İbn Sek«n (294-353): «Bu zât Hazret-i Âişe-nin süt kardeşinin oğludur.» demişsede ulemâ bunun yanlış olduğunu söylemişlerdir. Abdilberr (368-463) bu zâtın Hasan-ı Basrî olduğunu söylemişdir. Fakat ulemâ bunun da hatâ olduğunu beyân etmişlerdir. yazışma vak-ası geçtiği sıralarda Hazret-i Mugîra Kûfe-de vali bulunuyordu. Kendisini oraya Muâviye (radıyallahü anh) göndermişdi. Rivâyetlerin mec-mûundan anlaşılıyor ki evvelâ Hazret-i Muâviye Mugîra-ya mektup yazarak Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in namazdan selâm verdikden sonra ne okurduğunu sormuş; Mugira (radıyallahü anh) dahi hadîs-i şerif de beyân edildiği vecîhle cevap vermişdir. (sallallahü aleyhi ve sellem)’in namazdan selâm verdikden sonra neler okuduğunu bildiren muhtelif rivâyetler vardır. İbn Huzeyme (223-311)-nin rivâyetinde selâm verdikden sonra üç defa: başka hiç bir ilâh yokdur; Yalnız o vardır; şeriki yokdur; mülk onundur; hamd de ona mahsûsdur; hem o her şey-e kaadîrdir.»- dendiği bildirilmektedir. Bizzat Hazret-i Muâviye-den rivâyet olunan bir hadîsde Muâviye (radıyallahü anh) Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)-i her namaz sonunda selâm verdikçe: Rab! Senin verdiğine manî olacak hiç bir kimse yokdur; vermediğini verecek de yokdur. Senin katında hiç bir varlık sahibine varlığı fayda verecek değildir.» derken işitdim; demişdir. Bir rivâyetde: ki Allah-ın öne geçirdiğini arkaya bırakacak kimse olmadığı gibi; arkaya bıraktığını öne alacak; vermediğini verecek onun verdiğini vermeyecek de yokdur. Onun katında hiç bir varlık sahibine varlığı fayda verecek değildir. Allah her kime çok hayır vermek isterse onu dînde ffalcîh yapar.» buyurulmuşdur. bâbda Hazret-i Muâviye bizzat kendisi hadîs rivâyet ettikden sonra bu mes-eleyi niçin Mugîra (radıyallahü anh)-a sormuşdur? şeklinde bir suâl hâtıra gelebilir. şudur: Hazret-i Muâviye bununla mes-eleyi iyice tesbît etmek hadîsi başka rivâyet eden var mı yok mu anlamak kendi rivâyetinde unuttuğu yerler olup olmadığını kontrol etmek istemişdir. mevzûubahis olan namaz mektûbe yani farz olan namazdır. Nitekim bâzı rivâyetlerde bu cihet tasrîh dahi edilmişdîr. (sallallahü aleyhi ve sellem)’in her farz namazdan sonra zikre ile başlaması bu cümlenin bilittifâk kelime-i tevhîd olmasındandır. Mezkûr cümlenin «Lâ ilahe» kısım «Hiç bir ilah yokdur.» Mânâsına olup Allah-dan başka her şey-den ülûhiyeti nefy etmekde; «illallah» tarafı da «Ancak Allah vardır.» mânâsına ülûhiyeti Allahü teâlâ-ya tahsis etmektedir. İşte bu iki sıfat ile bu cümle kelime-i tevhîd ve kelime-i şehâdet olmuşdur. Ulemâdan Bazıları: «Nefiyden istisna isbâtdır; isbâtdan istisna ise nefiy mânâsını ifâde eder.» demişlerdir îmanı A-zam-a göre nefiyden istisna isbât değildir. O Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in yani «Nikâh ancak veli ile caizdir.» hadîsi ve emsali ile istidlal etmişdir. Çünkü velî bulununca hemen nikâhın tahakkuk etmesi lâzım gelmez. Bunun başka şartları da vardır. Bu husûsda Hazret-i İmâm-a itiraz olunmuş ve: -Şu hâlde kelime-i tevhîd tam tevhîd olamıyor. Çünkü bu cümleden murâd Allah-dan başka her şey-den ülûhiyeti nefiy etmekdir. Bundan ise ülûhiyetin Allah-a sabit olması mânâsı lâzım gelmez. Binaenaleyh tevhidin tevhîd olmaması lâzım gelir.» denilmizdir. itiraza İmâm A-zam tarafından şöyle cevap verilmişdir: «Küffarın bir çokları zihinlerinde ilâh mefhûmu mevcûd olduğu hâlde Allah-a şirk koşmuşlardı. İşte kelime-i tevhîd bu şirk-i nefy için vârid olmuşdur ve bu bâbda nass-dır. Mezkûr mânâya ibaresi ile delâlet eder; işareti ile de Allah-ın birliğine delildir. tevhîddeki «illâ» «gayru» manasınadır. Cümlenin başındaki «la» cinsden hükmü nefiy eden «lâ-i tebrie» dir. İsmi «ilahe» kelimesidir. Haberi ise mahzûf «mevcudun» kelimesidir. Cümlenin mânâsı: başka hiç bir ilâh mevcûd değildir.» takdirindedir «İllâllah» ın nasp edilmemesi bundandır. Yani «illâ» kelimesi burada sıfat vâfö olmuşdur. Sıfat mevsûfuna tâbidir. Burada mukadder olan «mevcudun» kelimesi merfû olduğu için müstesna da mevsûfu gibi merfû olmuşdur. kelimesi hâl olmak üzere nasp edilmişdir. Gerçi hâl-in nekire olması şart ise de bunadaki « Validemi» kelimesi şeklinde te-vîl olunmuşdur. yokdur.» cümlesi Allah-ın birliğini te-kîddir. Çünkü birlikle vasıflanan bir şey-in şeriki olamaz.. onundur.» cümlesinin manâsı bütün mahlûkaat nevileri onundur demektir. kelimesi «mim» in zammı ile umûmî «mim» in kesri ile husûsî mânâ ifâde eder. Onun için Bazıları «Melik» in mülk-den; «Mâlik»in milk-den alındığını söylerler. Bir takımları Mâlik kelimesinin melik-den daha belîğ bir sıfat olduğunu söylerler. Bazıları da bunun aksini iddia ederler. de ona mahsûsdur.» cümlesinin mânâsı yerde ve göklerde hamd eden kimler varsa hepsinin hamdleri ve aymları ile arazları ile bütün hamd sınıflan ona mahsûsdur; ondan başka hamd-e lâyık kimse yokdur; demekdîr. Vâkıâ: «Filân kimseye şu iyiliğinden dolayı hamd ettim.» denilirse de buradaki hamd kul-a nisbetle mecazdır. Hakîkatda hamd yine Allah-a âiddir. Allahû Zülcelâl-in isimlerinden biridir. Nitekim «Kaadir» ve «Muktedir» kelimeleri de öyledir. Bundan murâd yerde ve göklerde kudret-i kâmile ancak Allah-a mahsûsdur; demekdir. sonunda zikri geçen «cedd» kelimesi bâzılarına göre baht diğer bâzı ulemâya göre ise zenginlik mânâsına gelir. Neteim Hasan-ı Basrî (rahimehullah) dahi onu bu mânâya almışdır. mânâsına göre cümleden murâd: «Hiç bir bahtiyara senin ındinde bahtı yâr olmaz.» demek olur. murâd dede olduğunu söyleyenler de vardır. Bu takdirde cümlenin mânâsı: «Senin ındinde hiç bir kimseye soyu sülâlesi fayda vermez.» demek olur. kelimesini «cidd» şeklinde okuyanlar da bulunmuşdur. «Cidd-: Çalışmak demekdir. Buna göre hadîsin mânâsı: «Senin ındinde hiç bir kimseye çalışması fayda vermez.» demek olur. Fakat bu mânâyı Taberî kabul etmemişdir. bu kelimenin «cedd» şeklinde şöhret bulduğunu mânâsının dahi baht veya zenginlik demek olduğunu söyler.
Kaynak: Sahîh-i Müslim Mescidler Ve Namaz Kılınan...
Konu: Namazdan Sonra Zikrin Müstehab Oluşu Ve Sıfatını Beyan Bâbı