Destek Sitesi platformunda Uzman olmak ister misiniz?

Uzman olmak için Şimdi başvurun.

Namazdan Sonra Zikrin Müstehab Oluşu Ve Sıfatını Beyan Bâbı

Oluşturulma tarihi: 5.02.2025 19:31    Güncellendi: 5.02.2025 19:31
1381-) Bize Muhammed b. Sabbâh rivâyet etti. ki): Bize İsmail b. Zekeriyyâ Süheyl-den o da Ebû Ubeyd-den o da Atâ-dan o da Ebû Hüreyre-d en naklen rivâyet etti. Ebû Hüreyre: «Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu...» diyerek bu hadîsin mislini rivâyet etmiş. rivâyetlerin hepsi namazdan sonra yapılacak zikri beyân etmektedirler. Fakır muhacirlere dâir olan Ebû Hüreyre hadîsini Buhârî «Namaz» bahsinde; Nesâî «Yevm ve Leyle»de muhtelif râ-vîlerden tahrîc etmişlerdir. Ayni hadîsi Ebû Dâvûd ile Tirmizî de rivâyet ederler. Mezkûr hadîsde mevz-û bahis olan fakır muhacirlerin kaç kişi olduğu bilinmemektedir. Yalnız Ebû Dâvûd-un bir rivâyetinde Hazret-i Ebû Zerr-in gelen muhacirler arasında olduğu Nesâî-nin ve diğer bâzı ulemânın rivâyetlerinde gelen muhacirler arasında Ebû- d-Derdâ (radıyallahü anh)’in da bulunduğu zikredilmektedir. Çok mal mânâsına gelir. Bazıları her şey-in çoğuna düsûr denildiğini söylemişlerdir. Bu kelimenin dâima müfred kullanıldığını söyleyenler bulunduğu gibi tesniye ve cemî hâlinde kullanıldığını da iddia edenler vardır. Bâzı rivâyetlerde düsûr kelimesinin yerine «dûr» denilmişdir. Dâr-ın cem-idir. Bu takdirde hadîsden murâd: ev bark sahipleri olur ki netice yine zenginler demekdir. fakirleri Ensârm fukarasından daha çokdu. Çünkü mu-hâcirîn-i kirâm Mekke-deki mallarından mülklerinden olmuşlardı. Suâli muhacirlerin sorması bundan (yani fakirlerinin çok olmasından)-dır Bir rivâyetde Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)-e suâli soran Hazret-i Ebû Zerr; diğer bir rivâyetde Ebû-d-Derdâ (radıyallahü anhûma) dır. suâline karşı Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) namazdan sonra muayyen mikdârda tesbîh tahmîd ve tekbîrde bulunmak sureti ile muhacirlerin sevap hususunda herkesi geçeceklerini beyân buyurmuşdur. şöyle bir suâl hatıra gelebilir: «Bu kelimeler bu kadar kolay ve meşakkatsiz söylendikleri hâlde nasıl olur da cihâd gibi en güç ve en faziletli ibâdetlere müsâvî olabilir? bu suâle şöyle cevap verilmişdir: Fakir olduğu hâlde bu kelimelerin bahusus hamd-in hakkı olan ihlâsı edâ etmek en faziletli ve en meşakkatli amellerdendir. Sonra sevabın mutlaka me-şakkata göre verilmesi lâzım değildir. Kelime-i şehâdeti söylemekle kazanılan sevap bir çok meşakkatli ibâdetlerin sevabından daha fazladır. Ulemâ-i kirâmın beyânına göre Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) ile bir lâhza sohbetde bulunmanın hayır ve fazileti hiç bir amelin sevabı ile Ve o dereceye başka hiç bir amel ile ulaşılamaz. Bir de fakir muhacirlerin niyetleri zengin olsalar zenginler gibi amel etmek idi. Bir hadîs-i şerif de beyân buyurulduğuna göre; «Mü-minin niyeti amelinden daha hayırlıdır.» Binaenaleyh bu niyetde bulunan muhacirîn-i kirâma da niyetlerine göre cevap verilecek demekdir. Burada da şöyle bir suâl hatıra gelebilir: Namaz sonundaki zikirleri zenginler de yaptıkları takdirde va-d edilen sevaba nail olurlar. Şu hâlde vaziyet yine muhacirlerin şikâyet ettiği şekilde kalır. Yânî zenginler yine fakirlerden daha faziletli ve sevaplı olurlar. Çünkü zikir hususunda fakirlerle müsâvî olmakla beraber cihâd ve saire gibi meşakkatli mâlî ibâdetlerde onları geçerler? Buna da şöyle cevap verilmişdir: Fakîr muhacirlerin maksadı mutlaka zenginlerden fazla sevap ve derece kazanmak değil; bu derecelere ve ebedi nimetlere kendilerinin de nâü olmalarıdır. ekserisinde namazdan sonra evvelâ tesbîh sonra tahmîd daha sonra tekbîr getirileceği zikredilmişse de bâzı rivâyetlerde tekbîr tahmîd-den önce zikredilmiş bâzılarında da tâhmîdin tesbîhden önce yapılacağı bildirilmişdir. Rivâyetlerdeki bu ihtilâf bu husûsda tertibe riâyet şart olmadığını gösterir. Lâkin yine de işe tesbîhden başlamak ondan sonra tahmîd; daha sonra tekbîrde bulunmak evlâdır. Çünkü tesbîh Teâlâ Hazretlerinin bütün noksanlıklardan beri olduğunu tezammun eder. Tahmîdde Allahü teâlâ-ya kemâl sıfatını isbât vardır. Çünkü bütün hamd-ü senalar ona âidîr. Ondan sonra sıra tekbîre gelir. Çünkü tekbîrde ta-zîm vardır. Bütün noksanlıklardan münezzeh ve bütün hamdü senalara müs-tahik olan bir zâtı ta-zîmde bulunmak elbetde vâcib olur. îşte bu ta-zîm tekbîrle edâ olunur. Bütün bunlardan sonra bir de tehlîl getirilerek zikre hitam verilir. Tehlîlden murâd «lâ ilahe illallah ilâh...» cümlesidir. Bu cümle Allah-ın birliğine ve münferid olduğuna delâlet etmektedir. yerini ta-yîn hususunda bâzı rivâyetlerde: «Her namazdan sonra»; diğer bâzı rivâyetlerde: «Her namazdan sonraki dualar meyânın-da»; bir rivâyet de: «Her namazın peşinde.» denilmişdir. Buradaki namaz tâbiri farz ve nafile her namaza şâmilse de ulemânın ekserisi onu farz na-r maza hamletmişlerdir. Çünkü Bâbımız hadîslerinden Kâ-b b. Ucra rivâyetinde namazdan muradın farz namaz olduğu tasrih edilmişdir. Anlaşılıyor ki ulemâ mutlak olan sair rivâyetleri bu mukayyed ıivâ-yete hamletmişlerdir. b. Ücra hadîsini Dâre Kutnî mevkuf saymış ve «Merfü- rivâyeti mevkuf rivâyetinden zayıfdır. Çünkü hadîsi mevkuf olarak rivâyet eden râvîler hıfız ve dirayetçe ötekilerden daha üstündür.» demişse de onun bu sözü kabul edilmemişdir. Çünkü bu hadîsi Müslim hep merfû- tarîklerden rivâyet etmişdir. Dâre Kutnî dahi başka tarîklerden onu merfû- olarak rivâyet etmişdir. Hadîsi mevkuf rivâyet edenler Mansûr ile Şu-be ise de onların bile merfû’ veya; mevkuf rivâyet ettiklerinde ihtilâf vardır. fıkıh ulemâsı ile Fukahâya ve hadîs İmâmlarının muhakkiklerine göre hem mevkuf hem merfû- rivâyet edilen bir hadîse merfû- hükmü verilir. Sahîh olan mezheb budur. Hattâ mevkuf olarak rivâyet edenlerin adedi daha çok bile olsa hadîs yine merfû- hükmündedir. Hâlbuki burada bilâkis merfû- olarak rivâyet edilenlerin sayısı daha çokdur. Tesbihler demekdir. Tesbihler birbiri ardından geldikleri için onlara bu isim verilmişdir. Bâbın hadîslerinde zikri geçen tesbihlerin sayısı pek muhtelifdir. Bâzılarında otuzüç adet olacağı tasrîh edilmişdir. Nitekim Ebû Hüreyre hadîsinde böyledir. Nesâî-nin tahrîc ettiği Zeydü-bnü Sabit hadîsinde tesbihlerin yirmibeş; İbn Ömer (radıyallahü anh) hadîsinin bâzı tariklarında onbir Tirmizî ile Nesâî-nin rivâyet ettikleri Enes hadîsinde on; Enes hadîsinin bâzı tarîklerinde bir; Taberânî-nin rivâyet ettiği Cühenî hadîsinde yetmiş; Nesâî-nin tahrîc ettiği Ebû Hüreyre hadîsinin bâzı tarîklerinde yüz defa tesbîh tekbîr ve tahmîd edileceği; bu yapılırsa yapan kimsenin günahları denizin köpüğünden bile çok olsa af-vedileceği beyân edilmişdir. zikir hususundaki bu muhtelif adetlerin hikmeti nedir? beyânına göre bunlardaki hikmet sırrını bilmesek bile her gey-den evvel emre imtisâldir. Çünkü Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’in sözleri hikmetden hâlî değildir. diyor ki: «Tesbihlerin sayısı hakkındaki ihtilâf şahıslara hâl ve zamanlara göre değişikdir. Bunlar şöyle îzâh olunabilir: Namazdan sonra bir defa zikirde bulunmayı emretmesi bir adedi en küçük sayı olup ondan aşağı başka sayı bulunmadığın dan dır. Altı defa zikir emredilmesi günlerin sayısı altı olduğu içindir. Binaenaleyh namaz sonunda altı defa zikirde bulunan kimse haftanın her gününde bir defa zikir etmiş ve bütün günlerini zikir bereketi ile doldurmuş gibi olur. On defa zikir tavsiye edilmesi her hayır on kat sevapla mukabele göreceğindendir. Onbir de öyledir. Bunda onun muhakkak olduğuna kat-î sûretde hüküm hâsıl olsun diye bir de ziyâde vardır. Yirmibeş defa zikir tavsiye edilmesi günle gecede yirmidört saat bulunduğundandır. Onbirde olduğu gibi bunda da yir-midört adedi kat-î olarak anlaşılmak için üzerine bir sayı daha ilâve edilmişdir. Şu hâlde namazdan sonra yirmibeş defa zikr-u tesbîhde bulunan kimse günle gecenin her saatinde zikir etmiş gibi olur. Zikrin otuzüç aded yapılmasının tavsiye buyurulması bu sayı üçle çarpıldığı zaman doksandokuz ettiği içindir. Binaenaleyh bu mikdâr zikirde bulunan kimse Allahü teâlâ-yi doksandokuz ismi ile zikretmiş gibi olur. yetmiş defa yapılmasının emir buyuralması bire on hesabı ile yetmişe karşı yediyüz sevap hâsıl olacağı içindir. Nitekim Cühenî hadîsinde bu cihet tasrîh olunmuşdur. defa zikirden ise çoklukda mubâlega kasdolunmuşdur. Çünkü yüz adedi sayıların üçüncü derecesidir. sayıların hangisinin tercîha şayan olduğu mes-elesine gelince: zikrin her nev-îni otuz üçer defa yapmak yani otuzüç defa «Sübhânallah» otuzüç defa «Elhamdülillah» otuzüç defa da «Allâhu Ekber» demek hepsinden evlâdır. Kâdi İyâz: «Bu Ebû Salih-in te-vîlinden evlâdır.» diyor. sonunda ilâh... denilir ki bununla yüz tamam olur. Bir rivâyetde tekbîrin otuzdört aded yapılacağı zikredilmişdir. Bunlar mevsuk râvîler tarafından yapılma ziyâdeler olduğu için kabul edilmeleri gerekir. Nevevî-nin beyânına göre; insan ihtiyatla hareket etmeli ve otuzüç defa tesbîh otuzüç tahmîd otuzdört. defa da tekbîrde bulunmalı; en sonunda da tehlîli yapmalıdır. Bu suretle ona göre bütün rivâyetlerin arası cem- edilmiş olur. zikredilen adedlerden az veya çok tesbîh veya tahmîdde bulunulursa va-d edilen sevap hâsıl olur mu olmaz im? bâzılarına göre ziyâde veya; noksan kasden yapılırsa vaad edilen sevap hâsıl olmaz. Çünkü olabilir bu adedlerin bir hikmeti ve hâssası bulunur da aded noksan bırakılmak veya ziyâde edilmek sureti ile bu hikmet ve hâssa zayi- olur. Fakat diğer bâzı ulemâ bu mütâlâayı doğru bulmamış istenilen aded dolduruldukdan sonra yapılan ziyâde o aded vâad buyurulan sevabı gidermez; demişlerdir. Bu kavil daha makbul görünmektedir.

Kaynak: Sahîh-i Müslim Mescidler Ve Namaz Kılınan...
Konu: Namazdan Sonra Zikrin Müstehab Oluşu Ve Sıfatını Beyan Bâbı