1594-)
Bize Şeybân b. Ferrûh rivâyet etti. ki): Bize Süleyman (yani İbn-l-Mugîra) rivâyet etti. ki): Bize Sabit Abdullah b. Rabâh-dan o da Ebû Katâde-den naklen rivâyet etti. Ebû Katâde şöyle dedi: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) bize hutbe okuyarak şöyle buyurdular: ki sizler bu gün öğleden sonra ve bu gece yürüyecek ve inşallah yârın suya varacaksınız.» üzerine halk kimse kimseye bakmadan yola revân oldular. Katâde ki: «Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) ben yanıbaşında olduğum hâlde yoluna devam ederken gece yarısı oldu. Derken Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) uyukladı. Ve hayvanının üzerinden yanladı. Ben derhâl yetişerek kendisini uyandırmadan hayvanının üzerinde dimdik oturuncaya kadar doğrulttum. Sonra yine yoluna devam etti. Gecenin çoğu gidince hayvanının üzerinden bir daha yanladı. Ben yine kendisini hiç uyandırmadan hayvanının üzerinde iyice i-tidâl kesbedinceye kadar doğrulttum. Sonra tekrar yürüdü. Seher vaktinin sonu gelince öyle bir yanladı ki bu evvelkilerden daha şiddetli oldu. Hattâ nerdeyse düşüyordu. Ben hemen yanına vararak kendisini doğrulttum. Bunun üzerine başını kaldırarak: o?» dedi. Ben: Ebû Katâde .. dedim. benimle beraber yürüyüşün ne zamandan beridir?» diye sordu. Bu geceden beri yürüyüşüm bu şekilde devam etmektedir... cevâbını verdim. koruduğundan dolayı Allah da seni korusun!» buyurdular. Sonra şunu ilâve ettiler: gözünden kaybolduk mu dersin? Hiçbir kimse görebiliyormusun?» Ben: İşte bir süvari!. dedim. Sonra: İşte bir daha!. dedim. Nihayet toplanarak yedi kişilik bir kâfile olduk. Bunun üzerine Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) yoldan saparak uyumak için başını (yastığa) koydu. Sonra: namazımızı geciktirmeyin!» buyurdu. Ama ilk uyanan da Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) oldu. Güneş sırtına vurmuşdu. Biz telâşla kalktık sonra Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): emrini verdi. Derhâl hayvanlarımıza binerek yola revân olduk. Güneş iyice yükselince Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) (Hayvanından) indi ve yanımda bulunan içinde de biraz su olan bir su kabını istedi. Ve ondan hafif bir abdest aldı. Kap-da bir parça su da kaldı. Sonra Ebû Katâde-ye: kabını bizim için muhafaza et! Az sonra onun için bir haber çıkacak!» buyurdular. Sonra Bilâl namaz için ezan okudu. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) iki rek-ât namaz kıldı. Daha sonra sabah namazını kıldırdı (yani) hergün yaptığı gibi yaptı. Sonra Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) (hayvanına) bindi onunla beraber biz de (hayvanlarımıza) bindik. Ve: Acaba namazımızda yaptığımız bu kusurumuzun keffâreti ne olacak? diye birbirimize fısıldaşmaya başladık. Sonra Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): edin! Sizin için bende bir Örnek vardır.» buyurdu. Daha sonra: edin! ki uyku (sebebi ile namaz kaçırmak) da bir taksir yoktur. Taksir ancak başka namazın vakti gelinceye kadar namazını kılmayan kimsede vardır. Binaenaleyh bu uyuyup kalma işini kim yaparsa uyandığı zaman o namazı kılıversin! Ertesi gün ise o namazı vaktinde kılsın!» buyurdu; şunu da ilâve etti: ne yaptıklarını zannedersiniz? Cemâat Peygamberlerini kaybederek sabahladılar Ebû Bekir-le Ömer: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) sizden sonra gelmektedir o sizi arkada bırakamaz... demişlerdir. Başkaları ise: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) sizin önünüzdedir... demişlerdir. Eğer Ebû Bekir ile Ömer-e itaat ederlerse doğru yolu bulurlar.» suretle cemâatin yanına gündüz ilerlediği ve her şey kızıştığı zaman vardık. Cemâat: Ya Resûlallah! Helâk olduk; susadık! diyorlardı. Bunun üzerine Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): helâk yokdur!» buyurdu. Sonra: küçük bardağımı getirin!» . dedi. Su kabını da istedi. Artık Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) döküyor Ebû Katâde de cemaata su veriyordu. Halk kabın içinde su olduğunu görür görmez kabın üzerine yığıldılar. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): takının! Hepiniz suya kanacaksınız!» dedi. Ashâb hemen onun dediğini yaptılar. Katâde diyor ki) Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) dökmeye ben de cemaata su vermeye devam ettik. Nihayet Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) ile ikimizden başka kimse kalmayınca suyu dökerek bana dedi. Ben: Sen içmedikçe ben içemem Ya Resûlallah!.. dedim. ki bir kavmin sakisi suyu en son içendir.» buyurdu. Bunun üzerine ben içtim; Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) de içti. Artık cemâat kanmış ve müsterih olarak suya geldiler. b. Rabâh Şöyle dedi: «Ben bu hadîsi (Küfedeki) mescid-i cami-de rivâyet ediyordum birden Imrân b. Huseyn (ileriye atılarak): «Ey delikanlı! Nasıl rivâyet ettiğine dikkat et! Çünkü o geceki kâfileden biri de ben-im.» dedi. Ben: O hâlde bu hadîsi sen daha iyi bilirsin!. dedim. Imrân: Sen kimlerdensin? dedi. Ensâr-damm... cevâbını verdim. Imrân: Anlat! Çünkü siz hadîsinizi daha iyi bilirsiniz dedi. Artık ben de cemaata hadîsi rivâyet ettim. Bunun üzerine Imrân: Vallahi ben o gece oradaydım. Amma bu hadîsi senin gibi belleyen hiç bir kimse duymadım.» dedi. uyukladı demekdir. Uyuklamaya araplar «Nuâs» derler ki: «Beyin tarafından inip; gözleri örten kalbe vâsıl olamıyan lâtîf bir yel-dir.» diye tarif olunur. Yine ayni şekilde beyinden gelip; kalbe vâsıl olursa ona «Nevm» yani uyku derler. Uyuklamak abdesti bozmaz. Abdesti bozan uykudur. bâbda ulemânın neler söylediklerini yerinde görmüşdük. Abdest almaya mahsûs küçük kap-dır. Hadîs-i şerifde bu kelimeden az sonra denilmektedir. Mezkûr cümlenin; hakîki mânâsı: «Ondan abdest derecesine varmayan bir abdest aldı.» demekdir. Ancak cümleden mecaz mânâsı ile hafiflik kasdedilmiş yani abdest uzuvlarını tertemiz yıkamakla beraber hafif bir abdest aldı; denilmek istenilmişdir. Kâdi İyâz bâzı üstadlarının: «Bu cümleden murâd: Abdest aldı amma suyla taharetlenmedi. Tahareti taşlarla yaptı; demekdir.» mutâleasında bulunduklarını nakleder. Fakat Nevevî bu mutâleanın yalnış olduğunu söylemişdir. Doğrusu birinci kavildir. Bir kişiyi kandıramıyacak kadar az su alan küçük kadehdir.
Kaynak: Sahîh-i Müslim Mescidler Ve Namaz Kılınan...
Konu: Geçmiş Namazların Kazası Ve Alelacele Kazanın Müstehab Oluşu Bâbı