2110-)
Bana Ebû-t-Tâhir ile Harmele rivâyet ettiler. Dediler ki-. Bize İbn Vehb haber verdi. ki): Bana Yûnus İbn Şihâb-dan naklen haber verdi. ki: Bana Abbâd b. Temim El-Mâzîni haber verdi. O da Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)-in ashabından biri olan amıcasını şöyle derken işitmiş: gün Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) yağmur duasına çıktı» müteakiben arkasını cemaata vererek Allah-a duâ etmeye başladı ve kıbleye döndü. Cübbesini de ters çevirdi. Sonra İki rek-at namaz kıldı.» hadîsi Buhârî «İstikaa» bahsinin bir kaç yerinde; Ebû Dâvûd Tirmizî Nesâî ve İbn Mace dahi muhtelif yerlerde muhtelif râvilerden tahrîc etmişlerdir. İçecek ve hayvanları ile nebatlarını sulayacak suyu bulunmayan yahut bulunup da yetmiyen yerler halkının ihtiyâç zamanında Allahü teâlâ-dan su niyaz etmeleridir. göre istiskaa kitap ve sünnetle sabitdir. dan deliller kavmim? Rabbinizden (evvelâ) af dileyin sonra da tevbe edin ki sizin üzerinize semâdan Sûre-i Hûd âyet; 52. bol bol yağmur göndersin." âyet-i kerimesi ile emsali âyetlerdir. bu âyetlerde bahsi geçen Peygamberler bizim Peygamberimiz değil; Hazret-i Nûh ve Hazret-i Hûd (Aleyhimesselmâ) gibi geçmiş ümmetlere gönderilen Peygamberler olup duâ ve istiğfar hususunda yapmış oldukları tavsiyeler dahi kendi ümmetlerine âit ise de Allah ve Resûlü inkârsız şekilde hikâye etmiş olmak şartı ile eski şeriatlar bizim için dahi şeriat sayılır. Bunun mânâsı: O şeriatların bâzı ahkâmı bizim şeriatımızın bir cüz-ü olmak üzere bize meşru kılınmışdır. âyetlerde de hâl böyledir. Bahsimiz hadislerinden de anlaşılacağı vecihle istiskaa sünnetle de meşru olmuşdur. Bu bâbda bir çok sahih hadisler rivâyet olmuşdur. hususunda kitap ile sünnetin isbât ettikleri haddi müşterek: istiğfar ile Allah-a hamd-ü sena ve duadır. duasında namaz mes-elesi Hanefiiler-e göre: Yalnız bir hadîsde zikredilmişdir. O da şâzzdır. ki yağmur duası eski ümmetlere de meşru olmuşdur. Bu cihet âyetlerle sabit olduğu gibi bâzı hadîslerden de anlaşılmaktadır. Ahmed ile Hâkim-in Hazret-i Ebû Hüreyre’ den rivâyet ettikleri bir hadîsde Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuşlardır: «Vaktiyle Süleyman (aleyhisselâm) yağmur duasına çıktı ve sırtüstü yatarak ayaklarını semâya kaldırmış bir karınca gördü. Karınca: Yâ Rabbî! Biz senin mahlûkaatından bir takım mahlûklarız. Senin suyundan müstağni değiliz diyordu. Bunun üzerine Hazret-i Süleyman (yanındakilere): başkasının duası sebebiyle sulandınız; dedi.» Bu hadîs de yağmur duasının eski ümmetlere meşru olduğunu gösterir. duası islâmîyetten evvel araplarda da vardı. İbn Asâkir (499 - 571) şu rivâyeti tahric etmişdir: «Mekke-ülere kıtlık isabet etmiş Kureyş (Resûlüllah sallallahü aleyhi ve sellem)’in amıcası Ebû Tâlib-e): Yâ Ebâ Tâlib! Bu vadiye kıtlık geldi. Çoluk çocuk kurağa tutuldu; gel bir yağmur duası yapıver! demişler. Bunun üzerine Ebû Tâlib beraberinde bir çocuk (ama) üzerinden siyah bir bulut açılmış güneş gibi bir çocuk (yani âhir zaman Peygamberi onun etrafında da bir takım çocuklar olduğu hâlde duaya çıkmış.) Çocuğu alarak sırtını Kabe-ye dayamış ve parmağı ile çocuğa dokunmuş. Gökyüzünde bir pare bulut bile yokmuş. Derken öteden oeriden bulutlar peyda olmuş. Ve gittikçe çoğalarak öyle bol bir yağmur yağmış ki; vadi dolmuş taşmış her taraf bolluk içinde kalmış...»