3715-)
Bize Muhammed b. Abdilâ-lâ rivâyet etti. (Dedi ki.): Bize Mu-temir rivâyet etti. ki): Ben babamdan işittim. ki): Bize Ebû Nadra Câbir b. Abdillah-dan naklen rivâyet etti. Câbir Şöyle dedi: (sallallahü aleyhi ve sellem) ile birlikte bir seferde idik. Ben su taşıyan bir devenin üzerinde idim O da ordunun gerisinde bulunuyordu... diyor ki): Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in kendisine çarptığını yahud dürttüğünü söyledi. Zannederim: elindeki fok şeyle dedi. (Ve sözüne devamla) şunları anlattı: Bundan sonra Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) herkesi geçmeğe başladı. Beni çekiştiriyor hatta kendisine mâni- oluyordum. Derken Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): deveyi bana şu kadara satar mısın? Allah da seni mağfiret buyursun!» diye sordu. O senindir yâ Nebiyyallah! dedim. (Tekrar): deveyi bana şu kadara satar mısın? Allah da seni mağfiret buyursun!» dedi. O senindir yâ Nebiyyallah! dedim. Bana: «Baban öldükten sonra evlendin mi?» diye sordu. Evet dedim. mu «Eden bakire mi?» buyurdu. alsaydın ya! Birbirinizi güldürür; o seninle sen onunla oynaşırdınız!» buyurdular. Nadra ki: Artık bu söz müslümanların diline teşbih oldu: Şöyle şöyle yap! Allah da seni mağfiret buyursun! demeye başladılar. rivâyeti Buhârî «Nikâh» «Büyü-» ve «Şurût» bahislerinde; Ebû Dâvud «Cihâd»da Nesâî «İşretü-n-Nisâ-»da muhtelif lâfız ve isnadlarla tahrîc etmişlerdir. bâzı rivâyetlerinden Hazret-i Câbir kıssasının Tebûk seferinde geçtiği anlaşılıyor. Râvilerin birçokları bu ciheti mübhem bırakmış; İbn İshâk ise Vehb b. Keysân rivâyetine kat-iyetle kail olmuştur. Bu rivâyete göre vak-a Zâtü-r-Rikaa- gazasında geçmiştir. Aynı rivâyeti Vâkıdi dahi tahrîc etmiştir. Tahâvî-nin rivâyeti de bunu te-yîd etmektedir. Zîrâ vak-anın Mekke yolundan Medine-ye dönerken cereyan ettiğini gösterir. Halbuki Tebûk yolu Mekke yolu ile birleşmez. Onunla birleşen yol Zâtü-r-Rikaa- yoludur. Sühey lî de buna kaildir. Cima- ve akıl mânâlarına gelir. Kelime iki defa tekrar edilerek mansûb okunduğuna göre burada ondan murâd: Yâ igrâ- yahudu tahzîrdir. İgrâ olunca mânâsı: «Cima- etmelisin!» tahzîr kabul edilirse: «Sakın cimâ-dan aciz gösterme!» demek olur; ve her iki veçhe göre çocuk istemeye teşvik sayılır. akıl mânâsı verenlerce bu cümleden murâd: Çocuk doğurmak için akıllı davranmaktır. Câbir-in devesi kızıl renkli bir hayvanmış. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in onu hakîkaten mi yoksa yalnız şeklen mi satın aldığı ihtilaflı olduğu gibi kıymeti hakkındaki rivâyetler de pek muhteliftir. Müslim-in rivâyetinde bir okıyye mukabilinde denilmiş; Buhârî-nin muhtelif rivâyetlerinde: Bir okıyye dört dînâr bir okıyye altın dört okıyye beş okıyye iki yüz dirhem on dînâr gibi çeşitli kıymetler zikredilmiştir. Ahmed-le Bezzâr’ın rivâyetlerinde ise on üç dinara satın aldığı bildiriliyor. Halbuki nefselemirde fiyat bir olduğu gibi hadîsin bütün râvileri de sika ve mu-temed zevattır. ihtilâfların sebebi hadîsin mânâ itibariyle rivâyet edilmiş olmasıdır. Mânâ hep birdir. diyor ki: «Râvilerin fiyat mikdârı hususundaki ihtilâfları zarar etmez. Çünkü hadîsin siyakından murâd Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’in kerem ve tevâzu-unu ashabına karşı gösterdiği şefkati ve duasının bereketini beyândır. Binâenaleyh bâzı râvilerin fiyat hakkındaki vehminden hadîsin asîmi çürütmek lâzım gelmez.» muhtelif rivâyetlerin arasını şöyle bulmuştur: Hadîste okıyye mutlak olarak zikredilmiş fakat bir rivâyette «bir okıyye altın» denilerek bundan murâd ne olduğu bildirilmiştir. Başka bir rivâyette beş okıyye gümüşe sattım denilmiştir. Şu halde satış altınla olmuş; ödeme gümüşle yapılmış demektir. Râvi de hadîsi bir defa satış anındaki fiyatla başka defa Ödeme zamanındaki fiyatla rivâyet etmiştir. İki yüz dirhem rivâyeti beş okıyyeye uygundur. Çünkü bir okıyye kırk dirhem gümüştür. Dört dînâr da okıyyeye uygundur. O zamanın dirhem ve dinarları muhtelif idi. İhtimal bir okıyye altın dört dînâr ederdi. İki okıyye rivâyetine gelince: Bunların biri hayvanın kıymeti diğeri Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)-in sonradan ihsan ettiği okıyye olabilir. Nitekim bâzı rivâyetlerde: «Bana bir okiyye de fazla verdi» denilmiştir. Bu hadîs «Büyü-» bahsinde görülecektir.