3765-)
Bize Hârûn b. Saîd El-Eylî rivâyet etti. ki): Bize Abdullah b. Vehb rivâyet etti. (Dedi ki): Bana Süleyman yani İbn Bilâl haber verdi. ki): Bana Yahya haber verdi. ki): Bana Ubeyd b. Huneyn haber verdi. O da Abdullah b. Abbâs-i rivâyet ederken dinlemiş. İbn Abbâs şunları söylemiş .: Bir âyetin mânâsını Ömer b. Hattab-a sormak niyetiyle bir sene bekledim. Heybetinden dolayı kendisine bir türlü soramıyordum. Nihayet hacc için (yola) çıktı. Onunla beraber ben de yola çıktım. Dönüşte biraz yol alınca bir haceti için misvak ağaçlarına doğru saptı. Ben de kazay-ı hacet edinceye kadar onu bekledim. Sonra onunla birlikte yola revân oldum. Ve: Yâ Emîrelmü-minîn Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) aleyhine zevcelerinden biri ile anlaşan iki kadın kimlerdir? dedim. Ömer (radıyallahü anh) ? Onlar Hafsa ile Âişe-dir; cevâbını verdi. Bunun üzerine: Vallahi bu meseleyi bir seneden beri sana sormak isterdim; ama heybetinden dolayı soramıyordum; dedim. Bunu yapma! Benim bildiğimi zannettiğin bir şeyi hemen bana sor: eğer ben onu bîlirsem sana haber veririm; dedi ve sözüne şöyle devam etti: Vallahi cahüiyyet devrinde biz kadınları insan yerine saymazdık. Nihayet Allahü teâlâ onlar hakkında indirdiklerini indirdi ve kendilerne yaptığı taksimi yaptı. Bir defa ben kendi kendime bir şeyi istişare ederken zevcem bana: Şöyle şöyle yapsan olmaz mı? deyiverdi. Ben de ona: Sana ne oluyor da bu işe karışıyorsun; benim yapmak istediğim bir şeye neden burnunu sokuyorsun? dedim. Kadın: Şaşarım sana ey Hattâb oğlu! Sen kendine kafa tutulmasını istemiyorsun; halbuki kızın Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)-e kafa tutup duruyor. O derecede ki bütün gün efkârlı kalıyor; dedi. Bunun üzerine cübbemi alarak evimden çıktım ve Hafsa-nın yanına girdim. Ona dedim ki: Kızcağızım! Sen Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e kafa tutarmışsın hattâ bütün gün efkârlı kalırmış! Hafsa: Vallahi biz ona çok müracaatta bulunuyoruz; dedi. Bilirsin ki ben seni Allah-ın azabından ve Resûlünün gazabından sakındırırım kızcağızım! Sakm seni o kendi güzelliğini beğenen Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in kendisine olan sevgisine güvenen aldatmasın! dedim. Sonra (oradan) çıkarak karabetim olduğu için Ümmü Seleme-nin yanına girdim; ve onunla konuştum. Ümmü Seleme bana şunu söyledi: Şaşarım sana ey Hattâb oğlu! Her şeye karışırsın; hattâ Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) ile zevcelerinin arasına bile girmek istiyorsun! Seleme (nin bu sözü) bana öyle te-sîr etti ki efkârımı bir parça yatıştırdı. Müteakiben onun yanından çıktım Ensârdan bir dostum vardı. (Mecliste) bulunamazsam bana haber getirir; o bulunamazsa ben ona haber getirirdim. O tarihde biz Gassân hükümdarlarından bir kıraldan korkuyorduk. Üzerimize hücum etmek istediğini haber almıştık. Ondandan gözümüz korkmuştu. Derken dostum Ensârî gelerek kapıyı çaldı; ve: Aç aç! dedi. Ben: Gassanh mı geldi? diye sordum. Ondan daha kötü! Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) zevcelerinden ayrılmış: cevâbını verdi. Ben de: Patlasın Hafsa ile Âişe; dedim. Sonra elbisemi alarak çıktım geldim. Bir de baktım Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) yatak odasında: Odaya merdivenle çıkılıyor. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in siyah bir kölesi de merdiven başında!.. Ben Ömer-im; dedim. Müteakiben bana izin verildi. Ben de Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)-e bu hâdiseyi anlattım. Ümmü Seleme kıssasına gelince Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) gülümsedi. Kendisi (kuru) bir hasır üzerinde idi. Vücûdu ile hasır arasında hiç bir şey yoktu. Başının altında içi lif dolu deriden bir yastık; ayaklarının yanında bir karaz yığını; başının ucunda asılı birkaç deri bulunuyordu. Ben Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in yan tarafında hasırın izini görünce ağladım. Niçin ağlıyorsun? diye sordu. Yâ Resûlallah Kisrâ ile Kayser neler içinde yaşıyorlar neler!.. Halbuki sen Allah-ın Resûlüsün!. dedim. Bunun üzerine Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): onların; âhiret de senin olmasına razı değil misin?» buyurdular.
Kaynak: Sahîh-i Müslim Boşama
Konu: Îla Kadınlardan Uzaklaşma Onları Muhayyer Bırakma Ve Eğer Onun Aleyhinde Birbirleri İle Anlaşırlarsa Âyeti Hakkında Bir Bab