Destek Sitesi platformunda Uzman olmak ister misiniz?

Uzman olmak için Şimdi başvurun.

Vasiyyet Edecek Bir Şeyi Bulunmayan Kimsenin Vasiyyeti Terk Etmesi Bâbı

Oluşturulma tarihi: 5.02.2025 19:31    Güncellendi: 5.02.2025 19:31
4322-) Bana Muhammed b. Râfi- ile Abd b. Humeyd de rivâyet ettiler. Abd (Bize haber verdi) tâbirinİ kullandı. İbn Râfi- ise: Bize Abdürrazzak rivâyet etti dedi. (Abdürrazzâk Dedi ki): Bize Ma-mer Zührî-den o da Ubeydullah b. Abdillah b. Utbe-den o da İbn Abbâs-dan naklen haber verdi. Şöyle dedi: (sallallahü aleyhi ve sellem) evde içlerinde Ömer b. El-Hat-tab-ın da bulunduğu bir takım zevat olduğu halde intizâra gelince: size bir nâme yazayım; ondan sonra bir daha sapmazsınız!» buyurdu. Bunun üzerine Ömer: Gerçekten Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e hastalık galebe çaldı. Kur-ân elimizdedir. Bize Allah-ın kitabı yeter dedi. Müteakiben ehl-i beyt ihtilâf ve münakaşa ettiler. Kimisi: Getirin Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) size bir daha asla sapmayacağınız bir nâme yazsın! diyor; kimisi de Ömer-in söylediğini söylüyordu. Bunlar Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in huzurunda lâkırtı ve ihtilâfı çoğaltınca (o hazret) buyurdular. ki: İbn Abhâs: Musibetin en büyüğü Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) ile bu nâmeyi kendilerine yazmasının arasına giren ihtilâf ve gürültüleridir diyordu. hadîsi Buhârî «Cihâd» «Megâzî» ve ««Cizye» bahislerinde; Ebû Dâvûd «Cirâh»da; Nesâî «İlim» bahsinde muhtelif râvilerden tahrîc etmişlerdir. Abbâs hazretlerinin: «Ah perşembe günü!.. Ne perşembe günü idi o!..» sözünden maksat: O günün şiddet ve kötülüğünün büyüklüğüdür. Bu kötülük onun itikadına göre Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’in söyleyeceklerini yazmamalarıdır. Bundan dolayıdır ki İbn Abbâs (radıyallahu anh): «Musibetin en büyüğü Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) ile bu nâmeyi kendilerine yazmasının arasına giren ihtilâf ve gürültüleridir.» demiştir. hadîs etrafında Nevevî şunları söylemiştir: Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) yalan söylemekten ve şer-î ahkâmdan bir şey değiştirmekten sıhhat hâlinde de hastalığında da ma-sumdur. Allah tararından beyân ve tebliği emir buyurulan bir şeyi beyan etmeyip bırakmaktan da masum ve münezzehtir. Fakat şanına nakîsa ve şerîatine fesâd sayılmayan hastalık ve sızı gibi vücûd arızalarından ma-sum değildir. Nitekim kendilerine sihir yapılmış; bu sebeple yapmadığı bir şey ona yapmış gibi görünmüştür; ancak bu halde kendisinden şeriat hükümleri hususunda evvelkilere muhalif bir söz sadır olmamıştır. Bu cihet böylece bilindikten sonra gelelim buradaki yazı meselesine: (sallallahü aleyhi ve sellem)-in ölüm döşeğinde iken ne yazdırmak istediği ulemâ arasında ihtilaflıdır. Bazıları muayyen bir şahsa hilâfeti vasiyyet etmek ve bu suretle vukuu hâtıra gelen fitne ve fucurların önünü almak istediğini söylemiş; bir takımları mühim hükümleri kısaca yazdırıp beyân etmek istediğini; zira nassan vârid olmuş bir delîl hususunda ancak böylelikle birleşip niza- ortadan kalkacağını ifâde etmişlerdir. Demek oluyor ki Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) evvelâ bu düşündüklerini yazdırmak istemiş; yahut bu cihet kendisine vahyolunmuş; sonra yazdırmamanın daha muvafık olduğu kanaatine varmış yahut yine vahî gelerek ilk emir neshedilmiştir. Ömerin bu mesele hakkındaki sözü kelâm uleması tarafından bilittifak onun faziletine ve derin anlayışına delil sayılmıştır. Çünkü Ömer (radıyallahü anh) Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’in müslümanlar için tehammülü güç terk edildiği takdirde cezayı müstelzim bazı şeyler yazdıracağından nassan sabit olan bu deliller karşısında içtihada da mecal kalmayacağından endîşe ederek: «Bize Allah-ın kitabı yeter.» demişti. Zîra Teâlâ Hazretleri: "Biz bu kitapta hiç bir şeyî eksik bırakmadık." Âyet-i Kerime "Bugün size dîninizi tamamladım." Âyet-i Kerime buyurmuştu. Hazret-i Ömer bunlardan Dîn-i İlâhînin tamam olduğunu bu ümmetin delâletten emîn kaldığını anlamıştı. Binâenaleyh Ömer (radıyallahü anh) Hazret-i İbn Abbâs ile ona muvafakat edenlerden daha anlayışlı idi. «Delâilü-n-Nübüvve» adlı kitabının sonunda şunları söylemiştir: «Hazret-i Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)-e ıztırâb galebe çalınca Ömer (radıyallahü anh) sadece bu ıztırabı hafifletmek istemiştir. Eğer Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’in muradı müslümanlara mutlaka lâzım bir şeyi beyân etmek olsa idi ashabı ihtilâf ettikleri için yahut başka bir sebeple onu bırakamazdı. Çünkü Teâlâ Hazretleri: indirileni teblîğ et!" Âyet-i Kerime buyurmuştu. Netekim şâir ahkâmın tebliğini düşmanlarının muhalefetine bakıp da terk etmiş değildi. Aynı hal içerisinde yahudîlerin Arap yarımadasından çıkarılmasını ve hadîste zikri geçen diğer hususatı emir buyurmuştu... (sallallahü aleyhi ve sellem)’in hastalığında bunca ıztırabi-na rağmen söyleyeceklerini yazdırmaya didinmesi meşakkat olacaktı. İşte Ömer ona hafiflik olsun diye yukarıda beyan olunan cevabıyla iktifayı münasib gördü. Bir de ehli ilme ictihâd kapısı kapanmasın diye bu şekilde hareket etti...» de şöyle diyor: «Ömer-in sözünü Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)-in yanlış söyleyeceği vehmine kapıldığına yahut hiç bir suretle onun hakkında lâyık olmayan bir şey olacak zannettiğine hamletmek caiz değildir. Lâkin Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)-e galebe çalan ağrıları vefatının yakınlığını; bununla beraber çektiği ıztırabı görerek hastaların umumiyetle söyledikleri azimetten hâlî sözler kabilinden söz edeceğinden korktu. Zira bu sayede münafıklar dîne burunlarını sokmağa yol bulmuş olacaklardı...» şöyle bir suâl hatıra gelebilir: Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) vasiyyetini yazdırmak için kâğıt kalem istediği halde ashabı bu hususta nasıl ihtilâf edebilmişlerdir? Bu suâlin cevabını Mâzirî vermiş; ve karine bulunduğu takdirde emir sığasının vücûbdan nedbe nedibten ibâha veya tahyîr mânâlarına değişebileceğini söylemiş; ashâb-ı kirâmın burada içtihadlarına göre ihtiyar ettikleri mânâların da değiştiğini bildirmiştir. Bu cümleden olmak üzere Hazret-i Ömer’in içtihadı bu yazı işinin imkânsızlığına müeddî olmuş; ihtimâl Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in kat-î bir maksatla konuşmadığına kanaat getirmiştir. Ashabın «sayıklıyor» demeleri ve Hazret-i Ömer-in «Ona hastalık galebe çaldı» sözünün mânâlan da budur. (radıyallahü anh)’ın: «Bize Allah-ın kitabı yeter!» sözü Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)-in emrine cevap değil kendisiyle münâkaşa edenleredir.- (sallallahü aleyhi ve sellem)’in: benî! Benim içinde bulunduğum hâl daha hayırlıdır.» sözünün mânâsı: Beni çekiştirmeyin! Zîrâ benim içinde bulunduğum İlâhî murakabe ona kavuşmaya hazırlık ve bu hususta tefekkür hâli sizin içinde bulunduğunuz niza- ve gürültüden daha hayırlıdır demektir. (yani Arap yarımadasın)-in hududu hakkında muhtelif görüşler ortaya atılmıştır. Esmaî-ye göre Arap yarımadası: Uzunluğuna Yemen-in öteki ucundan Irak-ın Rîf-in-e kadar; genişliğine de Cidde-den Şam-in etrafına kadar olan yerlerdir. Buna cezire yani ada denilmesi etrafı üç taraftan denizlerle; geri kalan yerleri de nehirlerle çevrildiği içindir. Araplara nisbet edilmesi ise İslâmiyetten önceki devirlerde de Arapların yurdu olduğundandır. hadîste İbn Abbâs (radıyallahü anh)-ın söylemediği yahut söyleyip de râvinin unuttuğu şeyin ne olduğu ihtilaflıdır İbn-t-Tîn: «Bir rivâyette bunun Kur-ân olduğu bildirilmiştir.» diyor. El-Muhelleb-den bir rivâyete göre unutulan vasiyyet Hazret-i Üsâme b. Zeyd-in ordusu ve bu ordunun teçhizatıdır. Kâdî Iyâz ise: «îhtimal üçüncüsü Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)-in: kabrimi put ittihâz etmeyin!» hadîsidir demiştir.

Kaynak: Sahîh-i Müslim Vasıyyet
Konu: Vasiyyet Edecek Bir Şeyi Bulunmayan Kimsenin Vasiyyeti Terk Etmesi Bâbı