4441-)
Bana İshâk b. Mansûr rivâyet etti. ki): Bize Bişr b. Ömer haber verdi. ki): Mâlik b. Enes-i şöyle derken işittim: Bana Ebû Leylâ Abdullah b. Abdirahmân b. Sehl Sehl b. Ebî Hasıne-den naklen rivâyet etti. Sehl de kavminin büyüklerinden ma-dûd bazı zevattan naklen ona haber vermiş ki Abdullah b. Sehl ile Muhayyisa başlarına gelen bir sıkıntıdan dolayı Hayber-e çıkmışlar. Az sonra Muhayyisa gelerek Abdullah b. Sehl’in öldürüldüğünü ve bir koyuya veya bir çukura atıldığını haber vermiş. Arkaçığından Yahûdilere giderek: Vallahi onu siz öldürdünüz! demiş. Yahûdiler: Vallahi onu biz öldürmedik! demişler. Sonra dönüp kavminin yanına gelmiş. Bunu onlara da anlatmış. Bilâhare kendinden büyük olan kardeşi Huveyyisa ve Abdurrahmân b. Sehl ile birlikte gelmişler. Muhayyisa konuşmağa davranmış. Hayber-de bulunan da o imiş. Fakat Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)—yaşı kasdederek— Muhayyisa-ya: büyült!» buyurmuş. Bunun üzerine Huveyyisa konuşmuş. Sonra Muhayyisa konuşmuş. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) ; arkadaşınızın diyetini verirler yahut harbe hazır olduklarını bize bildirirler» buyurmuş. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) bu hususta onlara mektup da yazmış. Yahûdiler: «Vallahi onu biz öldürmedik!» diye cevap yazmışlar. Bunun üzerine Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) Huveyyisa Muhayyisa ve Abdurrahman-a: verir de arkadaşınızın kanını hak eder misiniz?» diye sormuş. Hayır! demişler. size yemîn etsinler mi?» buyurmuş. Onlar müslüman değildir! demişler. Artık Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) de onun diyetini kendinden vermiş; ve onlara yüz dişi deve göndererek tâ evlerine kadar götürülmüş. de: «Gerçekten beni onlardan kızıl bir dişi deve tepdi.» demiş. Bu hadîsi Buhârî «Edeb» bahsinde bir kısmını da «Sulh»da tahrîc etmiştir. cümlelerin izahı: (sallallahü aleyhi ve sellem) gelen üç kişilik cemaatin içinde yaşça en küçükleri olduğu halde evvelâ söze başlayan Abdurrahmân (radıyallahü anh) öldürülen Abdullah-in kardeşidir. Huveyyisa ile Muhayyisa ise bunların amcası oğullarıdır. Burada hak sahibi Hazret-i Abdurrahmân olduğu halde Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in onu dinlemeyip yaşça en büyük olan Huveyyisa-yi konuşturması vak-ayı güzelce anlayıp dinlemek içindir; nitekim mesele anlaşıldıktan sonra hak sahibi Abdurrahmân-ı da dinlemiştir. yemîn verebilir misiniz ki arkadaşınızı (yahut katilinizi) hak edesiniz?» cümlesindeki arkadaştan murâd maktuldür. Burada Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in katili mi yoksa maktulü mü hak edesiniz buyurduğunda râvi şek etmiştir. Hak etmekten maksat: Haklarının sabit olmasıdır. ise yahudîler sizi elli yeminle tebrie etsinler mi?» cümlesinin mânâsı; Yahûdilerden elli kişi yemin vererek sizin dâvanıza karşı berâet etsinler mi? demektir. Ulemâdan bâzılarına göre bu cümle: Yahûdiler yemin ederek sizi yeminden kurtarsınlar mı? mânâsına gelir ki; yemin ederlerse dâva biter; aleyhlerine bir hüküm sabit olmaz; siz de yeminden kurtulmuş olursunuz demektir. -Yahut» kelimesi kabile ismi olduğu için tenvînsiz okunmuştur; gayr-i münsariftir. adam tamamı ile size verilir.» cümlesinden murâd: Hiç bir nok-. sansız size teslim edilir... demektir. «Rumme» aslında: Kaçmasın diye hayvanı bağladıkları iptir. Vaktiyle bir adam bir deve satmış. Devenin boynunda ip varmış. Alıcı: «Deveyi ipi ile ver?» demiş. Bilâhare bu söz darb-ı mesel gibi kalmış ve tastamam noksansız mânâsında kullanılmıştır. beşinci rivâyetindeki: «Ona diyet olarak sadaka develerinden yüz deve verdi.» cümlesi ulemâdan bâzılarına göre râvilerin hatasıdır. Çünkü farz olan sadaka yani zekât böyle bir yere sarf edilemez. Zekâtın verileceği yerleri Cenâb-ı Hak bildirmiştir. Şâfiîler-den Ebû İshâk El-Mervezî bu hadîsin zahirî ile istidlal ederek zekât develerinden diyet verilebileceğin kail olmuşsa da cumhûr-u ulemaya göre bu doğru değildir. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) o yüz deveyi zekât olarak verilen fakirlerden satın almış da vermiştir. Muhtâr olan kavil hikâye ettiğimiz cumhûr kavlidir ki o da Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in bu develeri sadaka develerinden satın almış olmasıdır.» diyor. kıymetini sırf kendi maundan yahut Beytülmalden vermiş olması mümkindir. Davacıların hakkı henüz sabit olmamışken Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in diyeti kendinden vermesi nizâı ortadan kaldırmak ve davacıların gönlünü almak içindir hükmü —yeminin davacıya verdirilmesi ciheti ile— sair dâvalara muhaliftir. Kasâme icmâ-ı ümmet ve burada görülen hadîslerle meşru- olmuştur. Iyâz-ın beyânına göre kasâme hadîsi şeriatın temellerinden bir temel «hMmın kaidelerinden bir kaide ve kulların maslahatları rükünlerinden bir rükündür. Sahabe ve tabiînin bütün ulemâsı ile onlardan sonra gelen Hicaz Şam Küfe ve diğer şehirlerin âlimleri onunla amel etmiş sâdece nasıl amel edileceğinde ihtilâf olunmuştur. cemaat kasâmeyi iptal etmiş; onun bir hükmü olmadığını binâenaleyh onunla amel edilemiyeceğini söylemişlerdir. Salim b. Abdillâh Süleyman b. Yesâr Hakem b. Uyey-oe Katâde Ebû Kılâbe Müslim b. Hâlid İbn Uleyye ve Buhârî bunlardandır. Ömer b. Abdilâzîz’den caiz olup olmayacağına dair iki rivâyet vardır. caiz görenler dahi ölüm kasdi olduğu takdirde kısas lâzım gelip gelmıyeceği hususunda ihtilâl etmişlerdir. Hicaz ulemâsına! ekserisine göre Jasâs vâcibtir. Mâlikîler-le Zühri Rabîa Ebû-z-Zinâd Leys Evzâî İmâm Ahmed İshâk Ebû Sevr Dâvûd-u Zahirî ve eski mezhebine göre İmâm Şafiî-nin kavilleri de budur. Aynı kavil İbn Zübeyr. ile Ömer b. Abdilâzîz-den de rivâyet olunmuş-tur. Hattâ İbn Zübeyr: «Biz kasâmeye Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in ashabı kalabalık iken kail olduk; zannediyorum ki bin kişi idiler; ve içlerinden iki tanesi ihtilaf etmem iğlerdir.» demiştir. esah kavline göre İmâm Şafiî: «Kasâme ile kısas lâzım gelmez. O yalnız diyet îcâbeder.» demişlerdir. Bu kavil: Hasan-ı Basrî ile Şa-bî İbrahim Nehâî Osman El- Leysî Hasan b. Salih-den ve keza Ebû Bekir Ömer İbn Abbâs ve Muâviye (radıyallahü anhüma) hazerâtından rivâyet olunmuştur. ede kime yemin verdirileceği de ihtilaflıdır. İmâm Mâlik Şafiî ve cumhûr yeminin mirasçılara verdirileceğine kaildirler. Onlara göre mirasçılar elli yemin verirlerse hak sahibi olurlar. Delilleri bu hadîstir. İmâm Mâlik: «Kasâmede yemine davacılardan başlanacağına eski ve yeni bütün İmâmlar ittifak etmişlerdir.» demiştir. Yemine dâvâlıdan başlanacağını bildiren rivâyet onlara göre zayıftır. kısası meşru- görmeyip «yalnız diyetle iktifa edilir.» diyenlere göre yemine dâvâlılardan başlanır. Ancak İmâm Şafiî ile İmâm Ahmed bu meselede cumhûrla beraberdirler. Yani onlara göre yemine davacıdan başlanır; o yemin etmezse dâvâlıya geçilir. zan ifâde edecek kuvvetli bir şüphe bulunmadıkça mücer-red dâva ile kısas ve diyet vâcib olmayacağı hususunda ulemâ müttefiktir. Kasâmeyi îcâb ettirecek bu mu-teber şüphenin ne olacağı ise ihtilaflıdır. Meselenin yedi sureti vardır: