6143-)
Bize Kuteybe b. Saîd ile Ebû Bekr b. EH Şeybe rivâyet ettiler. (Dediler ki): Bize Hatim b. İsmail Muhacir b. Mismar-dan o da Âmir b. Sa-d b. Ebî Vakkas-dan naklen rivâyet etti. (Şöyle dedi): Câbir b. Semura-ya: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’den işittiğin bir şeyi bana haber ver diye mektub yazdım ve hizmetçim Nâfi ile gönderdim. O da bana: . Gerçekten ben onu: başına ilk varacak benim...» buyururken işittim diye cevab yazdı. rivâyetlerin ekserisini Buhârî «Kitabu’r-Rıkâk»-da Ukbe rivâyetini «Kitabu-l-Meğazî»-de Ebû Hüreyre rivâyetini de «Kitabu-l-MüsâkaU-da tahric ettiği gibi diğer sünen sahipleri de muhtelif bahislerde rivâyet etmişlerdir. İçerisinde su toplanan yerdir. Burada ondan murad cennet kapısındaki Havz-ı Kevser-dir. Bu havz mü-minler için hazırlanmış olup halen mevcuttur. Bazıları Havz-ı Kevser-in sırattan sonra geldiğini bir takımları da bunun aksini iddia etmişlerdir. Sahih olan şudur ki: Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’in iki tane Havz Kevser-i vardır. Bunların biri Cennetin içinde diğeri dışındadır. Dışındakinin suyu oluklarla içerdeki havzdan gürül gürül akar. Dışardaki havzın yeri mahşerdir. Yani sırattan öncedir. Havz-ı Kevser-in Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’e mahsus olduğu şöhret bulmuştur. Fakat Tirmizî-nin Hazret-i Semûra-dan merfu- olarak rivâyet ettiği bir hadîste ; Peygamberin bir havzı vardır.» buyurulmuştur. Bu hadîsin mür-sel bir rivâyetini İbn Ebi-d-Dûnya sahih bir senedle tahric etmiştir. Onda şöyle buyurulmaktadır: Peygamberin bir havzı vardır. Peygamber havzınin başında elinde sopa İle durur ümmetinden tanıdığı kimseleri davet eder. Dikkat edin ki Peygamberler tâbilerinin çokluğu ile iftihar ederler. Ben tâbilerimin hepsinin tâbilerinden çok olmasını ümid ederim.» Bu hadîsi Taberânî dahi Hazret-i Semûra-dan mevsul ve merfu olarak tahric etmiştir. Yalnız isnadında gevşeklik vardır. Hadîs sabit ise Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)-e mahsus olarak yine Kevser kalır. Çünkü Kevserin bir eşinin başka bir peygambere verildiği nakledilmemiştir. Allahü teâlâ hazretleri Kevser Sûresinde Resûl-ü Ekrem-ine kevseri verdiğini bildirmekle imtihanda bulunmuştur. tâifesi ile Mutezileden Bazıları Havz-ı Kevser-i inkâr etmişlerdir. Bunlar mütevatir hadîslere ve selefin icmâma halefin mezheb İmâmlarına muhalefette bulundukları için delâlete düşmüşlerdir. Kâdî Iyâz diyor ki: «Hadîsin zahirine göre Havz-ı Kevser-den içmek hesap görüldükten ve cehennemden kurtulduktan sonra olacaktır. Arkasından bir daha susanmayacak hal budur. Bazıları ondan ancak cehennemden selâmet bulan kimselerin içmesi mukadder olduğunu söylemişlerdir. Ama bu ümmetden olup da ondan içen sonra cehenneme girmesi mukadder olan bir kimsenin orada susuzlukla azab görmemesi azabının başka suretle olması ihtimali de vardır. Çünkü zahire bakılırsa ondan bütün ümmet içecek yalnız dinden dönüp de kâfir olan içemeyecektir.» ki Havz-ı Kevser-in uzunluğu ve genişliği hakkında muhtelif mikdarlar beyan edilmiştir. Bunların en büyüğü havzın bir aylık yol kadar uzun en küçüğü ise üç günlük yol mesafesinde olduğunu göstermektedir Iyâz bu hususta da şunları söylemiştir: «Bu çeşitli takdirlerden ileri gelmiştir. Bir hadîste vâki olmuş bir ihtilâf değildir ki râvilerden gelme bir ızdırab sayılsın. Bilâkis birçok sahabenin rivâyet ettiği muhtelif hadîslerde vâki olmuştur ki: Bunların yerlerinin de muhtelif olduğu bildirilmiştir. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) her defasında havzınm büyüklüğüne hatırına gelen bir ibare ile misal veriyor. Bunu birbirine uzak memleketlerle canlandırarak zihinlere yaklaştırıyordu. Yoksa hakikî mesafeyi kasdetmezdi. İşte manâ cihetinden muhtelif olan rivâyetlerin araları böyle bulunur.» Havz Kevser-in uzunluğu ne ise genişliğinin de o olduğunu söylemişlerdir. Kevser-in maşrabalan hakkında da muhtelif beyanlar vârid olmuştur. Ezcümle bunların gökteki yıldızlar gibi oluşu dikkati çekmektedir. Çünkü buradaki teşbih hem kemiyyet hem keyfiyet cihetinden yapılmış olabilir. Yani Havz-ı Kevser-in maşrabaları parlaklık cihetinden de çokluk cihetinden de gökteki yıldızlara benzetilmiş olabilir. Nevevî-ye göre burada maksad kapların çokluğudur. Yani Havz-ı Kevser-in maşrabalan sayı itibariyle gökteki yıldızlardan çoktur.. Buna aklen veya şer-an bir mâni yoktur. Bilâkis şeriat bunu te-kid etmiş Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): kaptan gökyüzünün yıldızlarının sayısından daha çoktur.» buyurmuştur. Iyâz bu ifadeyi sayı çokluğuna işaret görmektedir. «Filân adam sopasını elinden bırakmaz» sözü nasıl mübalâğa için söylenir ve yalan sayılmazsa haber verilen şey çok olduğu zaman mübalâğa yapmak da şer-an yalan sayılmaz. Meselâ: Birine bir şeyin çok söylendiğini ifade için: «Bunu sana bin defa söyledim» denilir. Bundan maksad bin adedi değil çokluktur. Ancak haber verilen şey son derece çok değilse o zaman bu gibi mübalâğalar caiz değildir. Fakat Nevevî bu mütalâaya tarafdar olmamış «Doğrusu birincisidir» diyerek kabların sayı itibariyle yıldızlardan çok olduğunu tercih etmiştir. (sallallahü aleyhi ve sellem)’in Uhud şehidleri üzerine cenaze namazı kılmasını Nevevî dua etmiştir diye tefsirde bulunmuşsa da Hanefîler-e göre sadece dua okumuş değil cenaze namazı kılmıştır. Bu husûsda hadîsin bir rivâyetinde: «Dirilerle Ölülere veda eden gibi hutbe okudu» denilmiştir. Bunun manâsı: Uhud şehidlerine giderek onların üzerine cenaze namazı kıldı. Sonra onlara veda ederek Medîne-ye döndü ve dirilere Veda hutbesi okudu demektir. birinde geçen «Karanlık açık bir gecede...» tâbirinden murad bulutsuz fakat ay karanlığı bir gece demektir. Böyle ay doğmamış bulutsuz gecelerde yıldızlar daha çok görünürler. Ay doğarsa onun ışığından birçok yıldızlar görünmez. Diğer bir rivâyette: havzımın kenarında Yemenliler için insanları koğacağım.» buyurulmuştur ki bundan murad başka insanları koğarak Yemenlilerin gelmesine yol açmaktır. Yemenlilere gösterilecek bu ikram ve mükâfatın sebebi ilk müslümanlardan oluşları güzel harekette bulunmaları ve ensârın esas itibariyle Yemenli olmalarıdır. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in herkesten Önce havzı kevserin başına varması ise bütün ümmeti için büyük bir nimet ve ikramdır. Çünkü farat geleceklere şu ikramda bulunmak İçin bir yere ilk varan kimsedir. gününde birçok kimselerin havz-ı kevsere yaklaşmışken araya bir hâil girerek ondan içemiyecekleri ve Resûl-i Ekrem (sallallahü aleyhi ve sellem): benim ümmetimdendir dediği halde kendisine: Sen onların senden sonra neler icad ettiğini bilmezdin...» diye "mukabele edileceğini bildiren rivâyetler hakkında Kâdî Iyâz şöyle demektedir: «Bu ibare havz-ı kevserden içemiyeceklerin dinden dönen mürtedler olduğunu söyleyenlere delildir. Bundan dolayıdır ki Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) höyleleri hakkında: olsunlar! Uzak olsunlar!» buyurmuştur. Ümmetinin günahkârları hakkında o böyle bir söz söylemez. Bilâkis onlara şefaat eder. Hallerine üzülür. Bazıları bunların iki sınıf olduğunu söylerler. Birisi İslâm-dan değil de istikâmetten dönmüş âsi mürtedlerdir. Bunlar salih amelleri kötülüklerle değişenlerdir. Diğeri hakikaten küfre dönen mürtedlerdir. Tebdil ismi bunların ikisine de şâmildir » Bu rivâyetlerde Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)-in istikbâle ait birçok mucizeleri vardır.
Kaynak: Sahîh-i Müslim Faziletler
Konu: Peygamber Sallallahü Aleyhi Ve Sellemin Havzı İle O Havzın Sıfatlarını İsbat Bâbı