Destek Sitesi platformunda Uzman olmak ister misiniz?

Uzman olmak için Şimdi başvurun.

Hızır Aleyhisselâm’ın Faziletlerine Ait Bir Bab

Oluşturulma tarihi: 5.02.2025 19:31    Güncellendi: 5.02.2025 19:31
6318-) Bana Harmele b. Yahya rivâyet etti; ki): Bize İbn Vehb haber verdi. ki): Bana Yûnus İbn Şihab-dan o da Ubeydullah b. Abdillab b. Utbe b. Mes-ud-dan o da Abdullah b. Abbâs-dan naklen haber verdi ki İbn Abbâs ile Hur b. Kays b. Hısn El-Fezârî Mûsa (aleyhisselâm)’in arkadaşı hakkında münakaşa etmişler. İbn Abbâs: O Hızır-dır! demiş. Az sonra yanlarından Übey b. Kâ-b El-Ensârî geçmiş. İbn Abbâs onu çağırarak: Ey Ebû-t-Tufeyl yanımıza gel! Çünkü ben ve şu arkadaşım Mûsa--nın görüşmek için çare sorduğu arkadaşı hakkında münakaşa ettik. Sen Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in onun hakkında bir şey söylediğini işittin mi? demiş. Bunun üzerine Übeyy şunu söylemiş: Ben Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)-ı şöyle buyururken İşittim ; defa Mûsa Benî İsrail-den bir cemâatin içinde bulunuyordu. Ansızın kendisine bir adam gelerek: Sen kendinden daha âtim bir kimse biliyor musun? diye sordu. Mûsa: Hayır! diye cevab verdi. Bunun üzerine Allah Mûsa-ya bilâkis kulumuz Hızır (senden daha âlimdir) diye vahy indirdi. Mûsa da onunla görüşmenin yolunu sordu. Allah bunun için balığı alâmet yaptı. Mûsa-ya denildi ki: Balığı kaybettin mi hemen geri dön! Ona rastlayacaksın! Artık Mûsa Allah-ın dilediği kadar yürüdü. Sonra hizmetçisine: Sabah kahvaltımızı getir dedi. O kahvaltıyı istediği vakit hizmetçisi: Gördün mü kayaya vardığımızda ben balığı unuttum. Ama onu hatırlamayı bana unutturan ancak şeytandır dedi. Bunun üzerine Mûsa hizmetçisine: Bizim aradığımız buydu dedi. Hemen kendi İzlerini takib ederek geri döndüler. Ve Hızır-ı buldular. Artık onların halüşanlan Allah-ın kitabında hikaye ettiği şekilde oldu.» Yûnus: «Denizde balığın izini takib ediyordu.» demiştir. hadîsi Buhârî «İlim» «Ehâdisû-l-Enbiya» «Tevhid» «Nüzûr» «Tefsir» «İcâre» ve «Şurût» bahislerinde; Tirmizî ile Nesâî «Teisir»-de muhtelif râvilerden tahric etmişlerdir. hadîste bahsi geçen Mûsa -Benî İsrail-in Peygamberi Mûsa b. İmrân (aleyhisselâm)-dır. Ve Hazret-i Yakub-un sülâle-sindendir. Yüzyirmi sene yaşamıştır. Yüzaltmış sene yaşadığını söyleyenler de vardır. Bir rivâyete göre tufandan binaltıyüzyirmi sene sonra Tıh sahrasında vefat etmiştir. Bâzılarına göre Mûsa Mûşî-den alınmıştır. Bu ismi kendisine veren Firavunun karısı Âsiye binti Müzâhim-dir. Hazret-i Mûsa Nil nehrinde ağaçlar arasında bir tabutta bulunduğu için kendisine hâline göre bu isim verilmiştir. Çünkü kipti dilinde «Mû» su demektir. «Şî» de ağaç mânâsına gelir. İki kelime yanyana getirilerek «Muşî» olmuş. Sonra Mûsa denilmiştir. Bâzılarına göro Mûsa Arabcadır. Ve nekre halde munsarif bir isimdir. Kisâî gayrı munsarif olduğunu söylemiştir. ki Nevf El-Bikâlî ismindeki zât Kehf sûresinde zikri geçen Mûsa-nın Firavun‘un sarayında büyüyen ve ona Peygamber gönderilen Mûsa b. İmrân olmadığını Hizır-la görüşen bu Mûsa-nın Yûsuf (aleyhisselâm)-ın torunu Mûsa b. Mişa olduğunu söylemiştir. İlk Mûsa bu zâttır. O da Peygamber olmuştur. Tevrat ehline göre Hızır-la görüşen bu zat ise de gerek Müslim-in gerekse Buhârî ve diğer «Sünen» sahiplerinin rivâyet ettikleri sahîh hadîse göre Hızır-la görüşen o değil Firavunun sarayında büyüyen Mûsa b. Imran-dır. birinci rivâyetinde bu husûsda sual soranın Saîd b. Cübeyr cevap verenin de İbn Abbâs olduğunu son rivâyetinde ise bu babdaki münakaşanın Hur b. Kays ile İbn Abbâs arasında geçtiği bildirilmektedir İhtimal ki İbn Abbâsla Hur b. Kays-in bu babdaki münakaşalarından sonra Saîd b. Cübeyr de aynı meseleyi İbn Abbâsa sormuş her ikisinden rivâyet bundan ileri gelmiştir. Hazret-i Mûsa-nın Mûsa b. Mışa olduğunu iddia eden Nevf Şl-Bikâlî Hımyer kabilesine mensub Nevf b. Fedâle-dir. Bu zât Ka-bul-Ahbar’ın oğullugu yani karısının çocukudur. Bazıları kardeşi oğlu olduğunu söylemişlerdir. Künyesi Ebû Yezid imiş. Ebû Rûsd olduğunu söyleyenler de vardır. Âlim fâzıl hakîm bir zât onu kadılık yapmıştır. Dimesklilerin İmâmı sayılır. İbn Abbâs (radıyallahü anh)’ın onun hakkında: «Allah-ın düşmanı va-an söylemiş» seklinde konulması onun hakikaten Allah-ın düşmanı olduğuna inandığı için değil sözimü mübalâğalı bir şekilde reddetmek Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in hadîsine aykin düsen iddiasından ağır sözlerle vazgeçirmek içindir. İbn Abbâs bu sözleri öfke ile söylemiştir. Ulemânın beyânına göre: Gadap halinde söylenen sözlerin hakikatlan kastedilmez. İbn Tîn diyor ki: «İbn Abbâs Nevfî Allah-ın velîsi olmaktan çıkarmak istememiştir. Lâkin ulemânın kalbleri hakikatin gayrisini işittikleri zaman nefret duyar ve bu gibi sözleri söyleyerek onu men etmek ondan sakındırmak isterler. Söylediklerinin hakikatini kasdetmezler. yahut Hazır Belya b. Melkân ismindeki zattır. Künyesi Ebû-l-Abbâs-dır İsminin Kely ân yahut Ahmed olduğunu söyleyenler de vardır. Kendisine Hızr denilmesinin sebebi sahih rivâyetlere göre beyaz bir postekinin üzerine oturup bostekinin arkadan yemyeşil olarak sallanmaya başlamasıdır. Bu postekiden murad yeryüzüdür. Bâzılarına göre Hızr denilmesine sebep yüzünün güzelliği ve parlaklığıdır. Ulemâdan bazıları onun Nûh (aleyhisselâm)’ın sülâlesinden geldiğini bir takımları da İshak (aleyhisselâm)-in torunlarından olduğunu söylerler. Hattâ Mûsa (aleyhisselâm)-in Firavnının oğlu olduğunu söyleyenler de olmuşsa da bu kavl cidden garib görülmüştür. İbn Abbâs-dan bir rivâyete göre Hızr (aleyhisselâm)’ın Hazret-i Âdem-in oğlu olduğu eceli te-hir edilerek Deccal’ın yalancılığını meydana çıkarıncaya kadar kendisine Ömür verildiği rivâyet olunmuştur. Fakat bu hadîs de munkatı ve garibdir. göre Hızr (aleyhisselâm) Hayat Suyu denilen sudan içmiş onun için kendisine uzun ömür verilmiştir. Buhârî’nin bir rivâyetinde bu suyun bir ağacın dibinden kaynadığı içine düşen her şeyin canlandığı Hazret-i Mûsa-nın balığına da ondan isabet ettiği için dirildiği bildirilmektedir. Hızr (aleyhisselâm)-ın Peygamber mi yoksa Velî mi olduğu ve halen yaşayıp yaşamadığı ulemâ arasında ihtilaflıdır. Peygamberliğine kal olanlar çocuğu öldürdüğü zaman: «Ben bu işi kendiliğimden yapmadım...» demesiyle istidlal ederler. Çünkü kendiliğinden yapmaması onu Allah-ın emriyle öldürmüş olmasını iktiza eder. Bu da onun vahye mazhar bir Peygamber olduğunu hattâ Hazret-i Mûsa-dan daha âlim bulunduğunu gösterir. Zira velî olsa Mûsa (aleyhisselâm)-dan daha âlim olması mümkün sayılamazdı. olduğunu iddia edenler Hızr-a bu emrin o zamanın Peygamberi tarafından verilmiş olması caizdir demişlerdir. Salebî-ye göre Hızr (aleyhisselâm) uzun ömürlü bir Peygamberdir. İnsanların ekserisine görünmez. Âhir zamana yani Kur-ân-ı Kerîm-in kaldırılmasına kadar yaşayacağı söylenir. Yine Salebi-nin beyânına gb-re Hızr (aleyhisselâm) Hazret-i İbrahim zamanında yaşamıştır. Bu husustaki üç kavilden biri budur. Diğer bir kavle göre onun zamanından az sonra dünyaya gelmiş; üçüncü kavle göre Hazret-i İbrahim-den çok zaman sonra doğmuştur. diyor ki: «Cumhûr-u ulemâya göre- Hızr (aleyhisselâm) sağdır; aramızda bulunmaktadır. Bu cihet Safiyye ile Salah ve Marifet erbâbına göre ittifak dir. Onu gördüğünü söyleyenler ve onunla buluşarak kendisinden ilim aldığını aralarında sualli cevaplı muhavere geçtiğini söyleyenler şerefli ve hayırlı yerlerde bulunduğunu nakledenler sayılmayacak kadar çok; gizlenmeyecek kadar meşhurdur.» Amr İbn Salah: «Cumhûr-u ulemâ ile sulehaya göre Hızr sağdır. Avam tabakaları da bu hususta beraberdir; onu inkâr hususunda yalnız bazı hadîs İmâmları şüzûz göstermişlerdir. O bir Peygamberdir.» diyor. ile ulemâdan birçoklarına göre Hızr (aleyhisselâm) Peygamber değil yelidir. Ma-rûdi bu hususta üç kavil olduğunu söylemiştir. Bunlardan birinciye göre Hızr (aleyhisselâm) Peygamber ikinciye göre velî üçüncüye göre melekdir. Nevevî bu üçüncü kavlin garib ve bâtıl bir söz olduğunu söylemiştir. İbrâhimi Harbî İbn Münâvî İbn Cevzîve diğer bir takım ulemâ Hızr (aleyhisselâm)’ın vefat ettiğine kânidirler. Mûsa-nın hizmetçisinden murad Yuşa b. Nûn-dur. Bu zat Yûsuf (aleyhisselâm)-ın sülâlesindendir. Rivâyete göre Hazret-i Mûsa-nın hizmetinde bulunur ona tabî olurdu. Ondan ilim alırdığım söyleyenler de vardır. teâlâ hazretlerinin Hazret-i Mûsa-yi muaheze buyurması ilmi Allah-a havale etmeyip kendisinin herkesten âlim olduğunu söylediği içindir. Übey (radıyallahü anh): «Mûsa ilmine mağrur oldu. Allah da onu Hızr-dan gördüğü şeylerle muaheze eyledi» demiştir. Ulemâ Hazret-i Mûsa ile Hızr görüşmesini Mûsa (aleyhisselâm) için bir tenbih ondan sonra gelecekler için kendilerini temize çekerek büyüklenmesinler diye bir ta-lim kabul etmişlerdir. iki denizin toplanıp bir araya geldiği yer demektir. Bundan murad ne olduğu ulemâ arasında ihtilaflıdır. Bunun Sebte Boğazı Basra Körfezi ile Akdeniz hattâ İstanbul Boğazı olduğunu söyleyenler vardır. Bu rivâyetlere göre iki denizin birleştiği yerden murad kimi Süveyş Kanalı İstanbul Boğazı gibi bir boğaz kimi de bir berzah olduğu hatıra gelir. Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır merhuma göre hadîsdeki sahradan murad büyük bir ihtimal ile Kudüs-deki sahradır. Balığın oradan denize dökülen bir çaya atlayarak denize gitmiş olması pek mümkündür. Müfessir-ler dâima iki denizin birleştiği yerden bahsetmiş fakat Bahreyn ismini taşıyan bir yerden söz etmemişlerdir. Halbuki Hind Okyanusu sahilinde Basra ile Umman arasında bulunan bir kıt-anın adı da Bahreyn-dir. Muhammed Hamdi Yazır bunun da üzerinde durmuştur. Ona göre daha evvel Medren-e gitmiş olan Hazret-i Mûsa-nın daha sonra Bahreyn-e bir seyahat yapmış olması ihtimalden uzak değildir. Bahreyn-den muradın biri acı biri tatlı iki büyük su olduğunu söyleyenler de vardır. Ki bu takdirde iki deryanın toplandığı yerden murad bir nehirle denizin birleştiği yer olur. Mûsa-ya Hızr (aleyhisselâm) burada yani iki deryanın birleştiği yerde bulacağı bildirilmiş. Balığı kaybetmesi Hızr (aleyhisselâm)-ı bulmasına alâmet olarak gösterilmiştir. Hızr (aleyhisselâm) ile buluştuktan sonra gemiye ikisinin bindiğinden bahsedildiğine göre hizmetçiyi karada bıraktıkları hatıra geliyorsa da onu da yanlarından bırakmamışlardır. Ondan bahsedilmemesi maksadda dâhil olmadığı piçindir. Çünkü maksad Hazret-i İsâ ile Hızr-in buluşmaları ve Hızr (aleyhisselâm)-ın Hazret-i Mûsa-dan daha âlim olduğunu göstermektir (aleyhisselâm)’in Hazret-i Mûsa-dan âlim olması mutlak surette değil kendinin de beyân ettiği vecihle bir hususa dâir bilgilerdedir. Yani gaibe ait bilgilerde Hızr Mûsâ-dan; şeriata ait bilgilerde Mûsa (aleyhisselâm) Hızr-dan daha âlimdir. Şöyle de denilebilir; Bütün Peygamberlerin bilmesi lâzım gelen umumî bilgilerde Hazret-i Mûsa-nın ilmi daha geniş Peygamberlerin bilmedikleri gaibe ve kadere ait hususî bilgilerde Hızr daha âlimdir. beyânına göre Hızr (aleyhisselâm)-in öldürdüğü çocuk henüz sabi olup bulûğa ermemişti. Cumhûrun kavli bu olmakla beraber bir taifeye göre çocuk bulûğa ermiş fakat fâsıt amellerle meşgul oluyordu. Çünkü hadîsde kısasdan bahsedilmektedir. Çocuk âkil baliğ olmasa kısasdan bahsedilemezdi. Zîra sabiden dolayı kısas yoktur. Bir de İbn Abbâs-in kıraatine göre çocuk kâfir idi. Maamafih bunlara cevab verilmiş: Hadîsden murad çocuğu haksız yere öldürdüğüne tenbihdir. Bir de o kavmin şeriatına göre ihtimal ki sabî için de kısas lâzım gelirdi. İbn Abbâs Hazretlerinin okuduğu âyetse şâzzdır. Onunla amel vâcib olmaz denilmiştir. Mûsa (aleyhisselâm)’ın beraberce vardıkları karye İbn Abbâs-a göre Antakya-dır. İbn Şîrîn bunun Eyle olduğunu söylemiştir. (aleyhisselâm)’ın denizden gagasıyle sular alan kuşu göstererek: «Benimle senin ilmin Allah-ın ilminden ancak şu serçenin denizden azalttığı su kadardır.» sözünden murad zahiri mânâsı değildir. Burada onun mânâsı: Allah-ın ilmine nisbetle senin ve benim ilmim şu kuşun gagasındaki suyun denize nisbeti gibidir. Yani son derece azdır demektir.

Kaynak: Sahîh-i Müslim Faziletler
Konu: Hızır Aleyhisselâm’ın Faziletlerine Ait Bir Bab