1903-)
Bize İsmail b. Ebân haber verip (dedi ki) bize Hatim b. İsmail b. Ebân Ca-fer b. Muhammed-den (O) babasından (O da) Câbir b. Abdillah-tan (naklen) rivâyet etti. Cafer-in babası dedi ki: (Bir gün) Câbir b. Abdillah-ın yanına girdik de O (âmâ olduğu için yanına giren) toplulukta (bulunanların kim olduklarını) sordu nihayet (sıra) bana geldi. Ben de; "-ben Ali-nin oğlu Hüseyin-in oğlu Ali-nin oğlu Muhammed-im" dedim. Bunun üzerine elini (gömleğimin) üst düğmesiyle alt düğmesine uzattı (ve onları açtı) sonra ağzım göğsümün ortasına koydu -ki ben o zaman genç bir delikanlıydım- ve "-hoş geldin yeğenim dilediğini sor!" dedi. Ben de O-na (bazı şeyler) sordum. O (o vakit) âmâ idi. Derken namaz vakti geldi ve dokuma (bir örtüye) bürünerek kalktı. Bu (örtüyü) omuzlarına her koyduğunda küçüklüğünden dolayı etrafı (omuzlarından aşağı) düşüyordu. Halbuki kaftanı (ridâsı) yanıbaşında çatma elbise askılığının üzerinde idi. Neyse (bize) namazı kıldırdı. Ardından ben; "-bana Resûlüllah-ın haccından haber verin" dedim. O da eliyle işaret edip dokuz (parmağını) yumdu ve şöyle dedi: (sallallahü aleyhi ve sellem) (Medine-de) dokuz sene haccetmeksizin kaldı. Sonra onuncu yılda hac sebebiyle insanlara ilan ettirdi ki Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) (bu yıl) hac yapacaktır. Bunun üzerine Medine-ye çok kimse geldi. Onların hepsi Resûlüllah-a (sallallahü aleyhi ve sellem) uymanın ve O-nun yaptığı gibi yapmanın peşindeydi. Neyse biz O-nunla yola çıktık. Nihayet Zu-l-Huleyfe-ye geldik. (Orada) (Hazret-i Ebu Bekr-in hanımı) Esma- bint Umeys Muhammed b. Ebi Bekri doğurdu ve Resûlüllah-a (sallallahü aleyhi ve sellem); "-nasıl (ihram) yapacağım?" diye (bir haberci) gönderdi. (Hazret-i Peygamber) de; "-(Temizlik için) gusül yap kan akıntı yerine bir bez bağla ve ihrama gir" buyurdu. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) (orada bir gece kalıp) mescidinde (ikindi -iki rekat olarak-. akşam yatsı -iki rekat olarak- ve sabah) namazlarını kıldırdı. Sonra el-Kasva- (denilen devesine) bindi. Devesi O-nu el-Beydâ- mevkiine çıkardığında gözümün görebildiğince (Hazret-i Peygamber-in) önündeki binekli ve yayalara aynı şekilde sağındakilere aynı şekilde solundakilere ve aynı şekilde arkasındakilere baktım. (O zaman) Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) aramızda idi. Kur-an O-na iniyor yorumunu da O biliyordu. (Binaenaleyh hac amellerini O-nun yaptığı gibi yapıyorduk). O yüksek sesle Tevhid-i (ihtiva eden şu cümleleri telbiyeyi) söyleyip ihrama girdi. "-Lebbeyk Allahumme lebbeyk! Lebbeyk lâ şerike leke lebbeyk! İnne-l-hamde ve-n-ni-mete leke ve-l-mülk! Lâ şerike lek!" (= Emrine amadeyim Allah-ım emrin başüstüne! Yönelişim sevgim tâat-u ibadetim yalnız sanadır. Emrine amadeyim senin hiçbir ortağın yoktur emrin başüstüne! Hiç şüphe yok ki hamd ve nimet senindir mülk de! Senin hiçbir ortağın yoktur!)" İnsanlar ise yüksek sesle söylemekte oldukları telbiyeyi söyleyip ihrama girdiler. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) de onların (telbiyelerinde ilave ettikleri) hiçbir şeyi yadırgamadı. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) (yolculuğu boyunca aynı) telbiyeyi söyledi (onu hiç değiştirmedi). O-nunla beraber Kabe-ye geldiğimizde -Câbir (bu arada) şöyle dedi: (eskiden) sadece hacca niyet ederdik. (Hacla beraber) Umre yapmayı (veya hac aylarında umre yapmayı) bilmezdik." O Hacer-i Esved-i istilâm etti sonra (kudüm tavafının ilk) üç (şavtında) remel yaptı (sonraki) dört (şavtında âdeti üzere) yürüdü. Ardından Makam-ı İbrahim-in (arkasına) yaklaşıp namaz kıldı ve "Siz de İbrahim-in makam-ından kendinize bir namazgah edinin!" (Meâlindeki âyeti) okudu. O (bu namazında) Makâm-ı (İbrahim-i) kendisiyle Kabe arasında bırakmıştı. (Hadisin râvisi Ca-fer rivâyetinin burasında şöyle demiştir:) şöyle derdi. Bilmiyorum O bunu Câbir-den (O da) Hazret-i Peygamber-den (sallallahü aleyhi ve sellem) (naklen) mi söyledi yoksa (onlardan naklen) değil mi? (Babam) dedi ki (Hazret-i Peygamber) bu iki rekât namazda "Kul Kuve-llahu Ehad" ile "Kul Yâ Eyyühe-l-Kâfîrûn" (Sûrelerini) okudu. Hazret-i Peygamber) sonra Hacer-i Esved-in yanına dönüp onu istilâm etti. Sonra da (Mescid-i Haram-ın Safa) kapısından Safa (tepesine) doğru çıktı. Safa (tepesine) gelince; Safa ile Merve Allah-ın alâmetlerindendir" (mealindeki ayeti) okudu (ve) "Allah-ın başladığı ile başlarım!" (diyerek Safa ile Merve arasındaki aye) Safâ-dan başladı. Bunun üzerine Kabe-yi görünceye kadar Safa tepesinin) üzerine çıktı Allah-ı birleyip tekbir getirdi ve şöyle dedi: ilahe illallahu Vahdehu lâ şerike leh! Lehu-l-mülk ve lehü-l-hamd yuhyi ve yumitu ve hüve alâ külli şey-in Kadir! La ilahe illallahu Vahdeh enceze va-deh ve nasara abdeh ve hezeme-l-ahzâbe Vahdeh!" (= Yalnız Allah-tan başka hiçbir ilah yoktur O-nun hiçbir ortağı yoktur! Mülk O-nundur hamd da O-nun! O diriltir ve öldürür. O-nun gücü her şeye yeter. Yalnız Allah-tan başka hiçbir ilah yoktur. O (Peygamberine) verdiği sözü tam olarak yerine getirmiştir kuluna yardım etmiş ve (Hendek savaşında veya her yerde düşman) gruplarını tek başına yenmiştir!)" (Hazret-i Peygamber) müteakiben bunlar arasında dua etti ve bu (sözlerinin) aynısını üç defa söyledi. Merve-ye doğru indi. Ayakları (Safa ile Merve arasındaki) vadinin içine vardığı zaman -Abdullah b. Abdirrahman ed-Dârimî dedi ki "Yani yürüyüşünü hızlandırdı"- (vadiden) yukarı çıktığımızda (âdeti üzere) yürüdü ve Merve-ye geldiğimizde Merve-nin üzerinde Safa-nın üzerinde yaptığı gibi yaptı (yani Kabe-yi görecek kadar yukarısına çıktı zikir ve dua etti). Nihayet Merve-de sa-yın sonuna gelince şöyle buyurmuştu: yok ki ben yapmış olduğum bu (hac) işime yeniden başlasaydım kurbanlık (hedy) getirmez ve onu umre yapardım. Artık sizden kimin beraberinde kurbanlık yoksa o (hac niyetini bozup) ihramdan çıksın ve onu (yani haccını) umreye çevirsin!" O zaman Şurâka b. Mâlik b. Cu-şum kalktı ve "Ya Resûlüllah (haccı umreye çevirebilmek ve hac aylarında umre yapabilmek) bu yıla mı hastır yoksa ebediyyen mi (böyle yapılabilecektir?)" diye sordu. Bunun üzerine Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) (bir elinin) parmaklarını diğerlerine kenetleyip şöyle buyurdu: hac (aylarına) böyle girmiştir -(Bunu) iki kere (buyurdu)-. Hayır bilakis (bu hüküm) sonsuza dek (geçerlidir!) Hayır bilakis (bu hüküm) sonsuza dek (geçerlidir!)" sırada) Ali Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) için (satın almış olduğu) develerle Yemen-den geldi ve (hanımı) Fatıma-yı ihramdan çıkıp boyalı giysiler giymiş ve sürme çekmiş olan kimseler arasında buldu. Ali O-na bu (durumunu) yadırgadı da O; (bunu) bana babam emretti!" dedi. Ali sonraları (Halife iken Kûfe-de bu olay hakkında) şöyle derdi: "(O zaman) ben kendisini yaptığı şeylerden dolayı Fatıma aleyhine kışkırtmak (yani Fatıma-nın ayıplanmasını gerektirecek işlerini anlatmak) ve O-nun anlatıp da benim O-na yadırgamış olduğum şeyler hususunda Resûlüllah-tan (sallallahü aleyhi ve sellem) fetva sormak üzere Resûlüllah-a (sallallahü aleyhi ve sellem) gittim. (Ben Fatıma-nın söylediklerini nakledince Hazret-i Peygamber) de şöyle buyurdu: söylemiş. Sen hac için ihrama girdiğin zaman ne yaptın?" Ben; Muhakkak ki ben Resûlünün ihrama girdiği (niyetle) ihrama giriyorum!" dediğimi (naklettim). O da; "Öyle ise benim beraberimde kurbanlık var. Bu sebeple sen ihramdan çıkma!" buyurdu." Hadisi anlatan) Câbir sözüne şöyle devam etti: Neyse Ali-nin Yemen-den getirdiği kurbanlıklarla Hazret-i Peygamber-in (sallallahü aleyhi ve sellem) getirdiklerinin toplamı yüz deve oldu. (Hazret-i Ali Yemen-den 37 deve getirmişti). Neticede Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) ile beraberinde kurbanlık bulunan kimselerden başka insanların hepsi (umre yaparak) ihramdan çıkıp saçlarını kısalttılar. Terviye günü gelince (Hazret-i Peygamber insanları) Mina-ya yöneltti. Biz de hac için yüksek sesle telbiye getirip ihrama girdik. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) bineğine bindi (ve yola koyulduk). Mina-da öğle ikindi akşam yatsı ve sabah namazlarını kıldırdı. (Sabah namazından) sonra biraz bekledi. Nihayet güneş doğunca kendisi için Nemire mevkiinde kıl bir çadır kurulmasını emretti. Ardından Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) bineğine bindi ve (Mina-dan Arafat-a doğru) yola koyuldu. Kureyşliler O-nun Kureyşlilerin cahiliye döneminde Müzdelife-de yaptıkları gibi Meş-ar-i Haram-ın yanında duracağından ("Vakfe" yapacağından) hiç şüphe etmiyorlardı. Ama Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) Arafat-ın (yakınına) gelinceye kadar yoluna devam etti ve çadırını Nemire-de kurulmuş buldu. Oraya konakladı. Nihayet O yani güneş (batıya) meyledip (öğlenin vakti girince) Kasvâ (denilen devesinin) palanının vurulmasını emretti. (Devesinin palanı vurulup hazırlanınca ona bindi ve Ürene isimli) vadinin ortasına geldi. (Orada) halka bir konuşma yaptı ve şöyle buyurdu: yok ki kanlarınız ve mallarınız; bu (Zilhicce) ayınızda bu (Mekke) şehrinizde bu (arefe) gününüze hürmet edilişi (bundan dolayı da bu günde birbirinizin kanına ve malına sataşmayısınız) gibi birbirinize haramdır. Şunu iyi bilin ki cahiliye işlerinden her şey ayaklarımın altındadır (onların geçerliliği kaldırılmıştır). Cahiliye döneminin kan dâvaları da kaldırılmıştır. Kaldırılan ilk kan davası ise bizim kan davamız yani (amcamın oğlu) Rebîa ibnu-l-Hâris-in kan davasıdır. (Rabia-nın oğlu Benû Sa-d kabilesinde süt çocuğu olarak bulunuyordu da Hüzeyliler onu öldürmüşlerdi.) Cahiliye döneminin faizi de kaldırılmıştır. Kaldırdığım ilk faiz ise Abbâs b. Abdulmuttalib-in (alacağı olan) faizdir. Artık onun tamamı kaldırılmıştır. Ayrıca kadınlar hakkında da Allah-tan korkup (onlara iyi muamelede bulunun). Çünkü siz onları ancak Allah-ın (verdiği) güvence ile aldınız namuslarını da Allah-ın sözü ile helâl edindiniz. Muhakkak ki sizin onlar üzerinde evlerinize hoşlanmadığınız hiç kimseyi ayak bastırmamaları hakkınız vardır. Şayet onlar bunu yaparlarsa onları incitmeksizin (hafifçe) dövün. Onların da sizin üzerinizde meşru örfe uygun olarak yiyeceklerini ve giyeceklerini (sağlamanız) hakları vardır. Size (Kıyamet gününde) benden sorulacaktır. O zaman siz ne diyeceksiniz?" kiram) şöyle cevap verdiler: "Tanıklık edeceğiz ki sen (Allah-ın sana bize ulaştırmak üzere indirdiği şeyleri) ulaştırdın (onun elçiliği emanetini) yerine getirdin ve (insanlara) doğru yolu gösterdin!" Bunun üzerine (Hazret-i Peygamber) şehadet parmağı ile işaret edip onu insanlara çevirerek göğe kaldırdı (ve şöyle buyurdu): şahid ol! Allah-ım şâhid ol! Allah-ım şâhid ol!" Bilâl tek ezan okudu bir kamet getirdi (Hazret-i Peygamber) de öğleyi kıldırdı. Sonra (Bilâl tekrar) kamet getirdi (Hazret-i Peygamber) de ikindiyi kıldırdı. O bu ikisinin arasında (başka) bir namaz kıldırmamıştı. (Hazret-i Peygamber) sonra bineğine binip (Arafat-a gitti ve orada) vakfeye durdu. (Vakfesinde) devesi Kasvâ-nın karnını (Rahmet Tepesi-nin eteğindeki) kayacıklara doğru -(Râvi) İsmail "ağaççıklara doğru" demiştir- çevirdi yayaların yolunu ise önünden geçirdi. Sonra kıbleye döndü ve güneş batıp sarılığı yok oluncaya kadar yani güneş yuvarlağı batıncaya kadar vakfe yaptı. Sonra Usâme-yi terkisine bindirdi. Ardından (devesi) Kasvâ-nın yularını başı palanın başının iç yüzüne değecek kadar kendisine çekerek ve sağ eliyle (hızlı gidenlere) olun! Sakin olun!" işareti yaparak yola çıktı. (Hazret-i Peygamber) her tepeye geldiğinde (devesinin yularını oraya rahatça çıkması için) biraz sarkıtıyordu. Nihayet Müzdelife-ye geldi ve orada akşam ile yatsıyı tek ezan ve iki kametle kıldırdı. Sonra yan üstü yattı. Fecr doğduğunda sabah namazını tek ezan ve tek kametle kıldırdı. Kasvâ-ya bindi ve (gidip) Meş-ar-ı Haram tepesinin üzerinde durdu. (Orada) Kıbleye yönelip ortalık iyice aydınlanıncaya kadar Allah-a dua etti tekbir tehlil ve Tevhid getirdi (yani : Ekber; Lâ ilahe illallah; Lâ ilahe illallahu vahdehu lâ şerike leh lehu-l-mülkü ve lehu-l-hamd yuhyi ve yumit ve huve ala külli şey-in kadir" dedi). Sonra güneş doğmadan önce terkisine el-Fadl b. Abbas-ı alarak yola çıktı. (El-Fadl) güzel saçlı beyaz tenli güzel çehreli bir kimse idi. Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) yola çıkınca çabuk çabuk giden kadınlara rastladı. El-Fadl da onlara bakmaya başladı. Bunun üzerine Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) elini alıp el-Fadl-ın yüzüne koydu. O zaman el-Fadl başını diğer tarafa çevirdi. Bu sefer Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) elini diğer tarafa koydu. Nihayet (Hazret-i Peygamber) Muhassir vadisine gelince (devesini) biraz hareketlendirdi. Sonra seni Büyük Cemre-ye (yani Akabe Cemresi-ne) çıkaran orta yola girdi. ağaç bulunan Cemre-ye (yani Akabe Cemresi-ne) geldiğinde küçük fiske taşları gibi olan (taşlardan) her bir taşta tekbir getirerek yedi taş attı. Ayrıca (Hazret-i Peygamber bu taşları) vadinin alt tarafından atmıştı. O sonra kurban kesme yerine gitti ve eliyle 63 deve kesti. Sonra (bıçağı) Ali-ye verdi. O da geri kalan (37) deveyi kesti. (Böylece) onu kendi kurbanlıklarına ortak etti. Sonra her kurbandan bir parça (alınmasını) ve bunların bir tencereye konulup pişirilmesini emretti. (Emri hemen yerine getirildi. Hazret-i Peygamber ile Hazret-i Ali) de etlerinden yediler et suyundan içtiler. (Hazret-i Peygamber) sonra bineğine binip süratle Kabe-ye doğru gitti. varıp (ifâda tavafını yaptı). Ardından öğle namazını Mekke-de kılıp (hacılara) zemzem (kuyusundan) su çıkarırlarken Abdulmuttaliboğularının yanına geldi ve şöyle buyurdu: "-(Su) çekin Abdulmuttaliboğulları! Şayet insanlar (ben zemzem suyu çekip hacılara dağıttığımda bunu hac ibadetlerinden zannedip hacılara zemzem) suyu dağıtma görevinizi elinizden zorla almayacak olsalardı ben de sizinle beraber (su) çekerdim!" Onlar da O-na bir kova (zemzem) verdiler. O da (ondan) içti.