4266-)
- “... Habbâb (bin Eret) (radıyallahü anh)’den rivâyet edildiğine göre kendisi Allahü teâlâ’nın; akşam Rab’lerinin nzâsını dileyerek O-na duâ edenleri (yanından) kovma. Onların hesabından sana bir sorumluluk yoktur senin hesabından da onlara bir sorumluluk yoktur ki onları kovup da zâlimlerden olasın. " (En-âm 52) buyruğu hakkında şöyle demiştir: bin Habis et-Temîmi ve Uyeyne bin Hısn el-Fezârî (Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)-in ziyaretine) geldiler ve Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)-i mü-minerin zayıflarından bir gurubun içinde oturup Suheyb Bilâl Ammâr ve Habbâb ile beraber iken buldular; Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’in etrafında onları (yani zayıf fakir nüfuzsuz sahâbileri) görünce o zayıf sahâbîleri küçümsediler hakir gördüler. Nihayet Onun yanına varıp O-nunla yalnız kaldılar (yani biz de bir kenara çekildik) ve onlar: (Yâ Resûlallah ziyaretine geldiğimizde) bir oturumu bize tahsis etmeni muhakkak isteriz ki Araplar bununla bizim üstünlüğümüzü tanısınlar. Çünkü senin yanına Arap hey-etleri gelir. Bu itibarla Arabların bizi şu kölelerle (yani fakir müslümanlarla) beraber görmelerinden utanırız. Onun için biz senin yanına geldiğimiz zaman köleleri yanından kaldır. Sonra biz huzurundan ayrılınca dilersen onlarla beraber otur dediler. Resûl-i Ekrem (sallallahü aleyhi ve sellem) (de) : buyurdu. Bu kere onlar: halde bu teklifimizi kabul buyurduğuna dâir bizim için bir yazı yazdır dediler. Habbâb dedi ki: Bunun üzerine Resûl-i Ekrem (sallallahü aleyhi ve sellem) bir yaprak kâğıd istedi ve yazı yazması için Ali (radıyallahü anh)-ı çağırttı. Biz de meclisin bir kenarında oturuyorduk. O sırada Cebrail (Aleyhisselâm) indi ve; akşam Rab-lerinin rızâsını dileyerek O-na duâ edenleri (yanından) kovma. Onların hesabından sana bir sorumluluk yoktur senin hesabından da onlara bir sorumluluk yoktur ki onları kovup da zâlimlerden olasın. " (Enam 52) âyetini (indirip) söyledi. Sonra el-Akra- bin Habis ve Uyeyne bin Hısn-ı anlatarak: işte böylece "Allah aramızdan şunlara mı lütûfta bulundu?" deyiversinler diye bâzısını bâzısıyla imtihan ettik. Allah şükredenleri en iyi bilen değil midir?" (En-âm 53) âyetini (indirip) söyledi. Bundan sonra: imân edenler sana geldikleri zaman (onlara) de ki: Selâm sizlere. Rabb-iniz rahmet etmeyi kendi üzerine aldı — vaadetti —. " (En-âm 54) âyetini (indirip) söyledi. dedi ki: Bu âyetler indikten sonra biz O-na öyle yaklaştık ki dizlerimizi O-nun dizi üzerine bıraktık ve Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) bizimle beraber otururdu. Sonra kalkmak istediği zaman kalkar ve bizi bırakırdı (yani biz ondan sonra kalkıp dağılırdık) . Sonra Allah (Azze ve Celle) : rızâsını dileyerek sabah akşam O-na duâ edenlerle beraber nefsini sabırlı tut (yani onlarla sohbet etmeye tahsis et); dünya hayatının süsünü arzulayarak gözlerini o kimselerden (başkasına) çevirme (eşraf kimselerle—özel— oturum yapma). Bizi anmak hususunda kalbine gaflet verdiğimiz ve hevesine uyup da işi furut (yani helak olmak) olan (yani Uyeyne ve el-Akra-)a uyma" (Kehf 28) âyetini indirdi. Habbâb: ( . . . . . . dan maksad) Uyeyne ve el-Akra-nın işidir dedi. (Habbâb sözüne devamla) Sonra Allah onlara (yani mü’minlere ve kâfirlere) iki adamın misâlini (Kehf sûresinin 32 ilâ 44. âyetlerinde) ve dünya hayatının misâlini (Kehf sûresinin 45. âyetinde) getirdi (yani anılan âyetleri indirdi). dedi ki: (Kehf sûresinin 28. âyeti indirildikten) sonra biz (yani fakir-zayıf sahabiler) Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)-in beraberinde otururduk. O-nun kalkacağı saate varınca biz O-nu bırakıp kalkıyorduk ki O da kalksın. "