4454-)
- “... Enes bin Mâlik (radıyallahü anh)’den rivâyet edildiğine göre; Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu demiştir: kıyamet günü toplanarak : Rabbimize bir şefaatçi göndersek de Rabbimiz bizi bu (sıkıntılı) yerimizden rahata kavuştursa diyecekler (Bunu söylemeleri için Allah tarafından) gönüllerine ilham edilir (veya onlar bu sıkıntıya gereken önemi verirler. — Bu tereddüd ravi Said-e aittir—). Bunun üzerine mü-minler Âdem (Aleyhisselam) -a varırlar ve (ona) : Âdem-sin bütün insanların babasının Allah seni (kudret) eliyle yarattı ve meleklerini sana secde ettirdi. Artık (ne olur) bizim için Rabbin katında şefaat et de bizi şu (sıkıntılı) yerimizden (kurtarıp) rahata kavuştursun derler. Fakat Âdem (Aleyhisselâm) : sizin dediğiniz (şefaat) makamında değilim (ve Âdem vaktiyle işlediği hatâyı onlara yakınarak anlatarak bundan dolayı haya eder) ve lakin Nuh-a gidiniz. Çünkü O Allah-ın yer yüzündekilere gönderdiği ilk resul (elçi)dir der. Bunun üzerine mü-minler Nuh (Aleyhisselâm) -a varırlar. O da: sizin dediğiniz (şefaat) mevkiinde değilim (ve Nûh hakkında bilgisi olmayan bir şeyi — ki oğlunun aile ferdlerinden oluşu dolayısıyla tufanda boğulmaması isteğidir— Rabbinden dilediğini anlatır ve bundan dolayı haya eder) ve lâkin Halilu-r-Rahmân (yani Allah-ın dostu) İbrâhîm (Aleyhisselâm)’ın yanına gidiniz der. Sonra mü-minler İbrâhîm peygambere varırlar. Fakat O da sizin dediğiniz şefaat mevkiinde değilim. Ve lâkin Allah-ın kendisi ile konuştuğu ve Tevrat-ı verdiği kulu Mûsâ (Aleyhisselâm)-a gidiniz der. O da : orada (yani şefaat makamında) yokum (ve Mûsâ bu arada vaktiyle kısas durumu olmaksızın bir adamı öldürdüğünü anlatır) ve lâkin siz Allah-ın kulu resulü kelimesi ve ruhu (denilen) Îsa (Aleyhisselâm)’ın yanına gidiniz der. Bunun üzerine mü-minler Îsa-ya varırlar. O da : sizin dediğiniz şefaat makamında yokum ve lâkin Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem)’e Allah-ın kendisinin geçmiş ve gelecek hatâlarını bağışladığı (o yüce) kula gidiniz der. Resûl-i Ekrem (sallallahü aleyhi ve sellem) buyurdu ki: üzerine mü-minler benim yanıma gelirler. Ben de kalkıp giderim) (râvi demiştir ki: Şeyhim: "Ve mü-minlerden İki saf arasında yürürüm" buyruk cümlesini el-Hasan-dan naklen anlattı). Râvi demiştir ki sonra Enes (radıyallahü anh) -in hadisine döndü. Resûl-i Ekrem (sallallahü aleyhi ve sellem) (sözüne devamla) buyurdu ki : üzerine ben Rabbimin huzuruna çıkmak için izin isterim. Bana izin verilir. Sonra Rabbimi gördüğüm zaman hemen secdeye kapanının. Allah dilediği sürece beni secde hâlinde bırakır. Sonra (bana): kaldır Yâ Muhammed! Ve söyle işitilirsin; iste istediğin verilir ve şefaat et şefaatin kabul olunur buyurulur. Bunun üzerine ben (başımı secdeden kaldırarak) O-na Zâtının bana öğrettiği bir hamd şekliyle hamdederim. Sonra (genel ve özel) şefâatta bulunurum. Bunun üzerine Rabbim bana bir sınır (ve çerçeve) çizer. Ben de o sınır (yani ölçü) içinde kalanları cennete dâhil ederim. Sonra ikinci defa (şefaat için) dönerim ve O-nu görünce secdeye varırım Allah beni dilediği kadar secdede bırakır. Sonra bana : kaldır (yâ) Muhammed! Söyle dinlenirsin iste istediğin verilir ve şefaat et şefaatin kabul olunur buyurulur. Bunun üzerine ben de başımı kaldırıp O-na bana öğrettiği bir hamd şekliyle hamdederim. Sonra (tekrar) şefaat ederim. Rabbim benim (şefaat edeceğim kimseler) için bir sınır (ve çerçeve) çizer. Ben de o ölçü içine girenleri cennete dâhil ederim. Sonra üçüncü defa (şefaat etmeye) dönerim ve Rabbimi görünce secdeye kapanırım. Rabbim beni dilediği kadar (secdede) bırakır. Sonra : kaldır (yâ) Muhammed! Söyle işitilirsin; iste istediğin verilir ve şefaat et şefaatin kabul olunur buyurulur. Ben de başımı kaldırıp O-na bana öğrettiği biçimde hamdederim. Sonra şefaat ederim. Allahım (yine) bana bir sınır tâyin eder. Ben de onları cennete dâhil ederim. Sonra dördüncü kez (Rabbimin huzuruna) dönerek: Rabbî (cehennemde) Kur-ân’ın hapsettiği (yani ebedi olarak cehennemde kalmalarına hükmettiği) kişilerden başka hiç kimse kalmadı diyeceğim.) ... Râvi demiştir ki: Katade bu hadîsin hemen arkasında şöyle dedi : Ve Enes bin Mâlik (radıyallahü anh) Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in şöyle buyurduğunu da bize rivâyet etti : bir arpa (tanesi) ağırlığınca hayır (yani iman) bulunduğu halde "lâ ilahe illallah = Allah-tan başka ilâh yoktur" diyen herkes cehennemden çıkacaktır. Keza: kalbinde bir buğday (tanesi) ağırlığınca hayır (yani imân) bulunduğu halde "Lâ ilahe illallah" diyen herkes cehennemden çıkacaktır. Kalbinde zerre ağırlığı kadar hayır (yani imân) bulunup da "Lâ ilahe illallah" diyen herkes de cehennemden çıkacaktır.) "