Destek Sitesi platformunda Uzman olmak ister misiniz?

Uzman olmak için Şimdi başvurun.

KİTAPLARA İMAN - Niçin İnanıyorum

Oluşturulma tarihi: 6.02.2025 15:53    Güncellendi: 6.02.2025 15:53    kitaplara iman kitaplara iman - niçin inanıyorum

Kitaplara iman ne demektir

Kitaplara iman, Allah’ın peygamberlerinden bir kısmına bildirdiği ilahî emir ve yasaklarını, sahife ve kitap şeklinde indirdiğine ve bu indirilenlerin tamamının O’nun kelamı olduğuna, içeriklerinin tümüyle doğru ve gerçek olduğuna kesin olarak iman etmek demektir.

İlahî metinler hacimleri ve içerikleri açısından “sahife/suhuf”ve “kitap”olmak üzere ikiye ayrılır. Rabbimizin küçük topluluklara, ihtiyaçlarına cevap verebilecek şekilde indirdiği kitapçık ve risâlelere “sahife/suhuf”; suhufa göre daha hacimli ve evrensel mesajlar içerenler metinlere de “kitap” denir.[153]

Kur’an’da Hz. İbrahim’e ve Hz. Musa’ya sahife verildiği bildirilir.[154] Hadislerde ise Hz. Şît’e 50, Hz. İdrîs’e 30, Hz. İbrâhim’e 10 ve Hz. Musa’ya Tevrat’tan önce 10 sahife indirildiği aktarılır.[155] Fakat bu sahifelerden hiçbiri günümüze ulaşmamıştır.

İlahî kitaplar ise Hz. Musa’ya verilen Tevrat,[156] Hz. Davud’a indirilen Zebur,[157] Hz. İsa’ya verilen İncil[158] ve Peygamberimize indirilen Kur’an[159] olmak üzere dört tanedir.

Kitaplar peygamberlere hangi yollarla gelmiştir

Rabbimiz peygamberlere kutsal kitapları vahiy yoluyla ulaştırmıştır. Sözlükte “hızlı bir şekilde ve gizlice söylemek, işaret etmek, ilham etmek” anlamına gelen vahiy kelimesi, terim olarak “ Allah’ın bir emri, bir hükmü veya bilgiyi peygamberine gizli olarak bildirmesi” demektir.[160]

Kur’an’da, Allah’ın insanlara emirlerini ulaştırma vasıtalarının vahyetme, perde arkasından hitap etme ve elçi gönderip sözlerini bildirme şeklinde olduğu ifade edilmiştir. “Herhangi bir beşer ile Allah’ın konuşması ancak vahiy ile yahut perde arkasından ya da bir elçi gönderip izni ile dilediğini vahyetmesi şeklinde olabilir.”[161] Birinci yol vahiy yoluyla konuşması, bir elçi bulunmadan peygamberin kalbine gizli bir işaretle ilahî sözün bırakılması ve öğretilmesiyle gerçekleşir. Bu tür vahiyde peygamber uyanıktır. Vahiy bir aracı olmadan peygamberin doğrudan kalbine bırakılır. İkinci yol olan perde arkasından konuşmanın örneği Allah’ın Tur Dağı’nda Hz. Musa ile konuşmasıdır.[162] Bu tür vahiyde peygamber rabbinin hitabını alır. Rabbine hitap eder. Ancak onu göremez. Üçüncü yol ise elçi vasıtasıyla olur. Allah vahiy meleği Cebrail (a.s.) vasıtasıyla peygamberine dilediğini bildirir.[163]

Allah neden birden fazla kitap göndermiştir

Allah her topluma, kendi içlerinden peygamberler göndermiş, kutsal kitaplarla da yaşadıkları çağın ihtiyaç ve seviyelerine uygun hükümler vahyetmiştir. Kur’an-ı Kerim’de bize bildirildiğine göre Hz. Âdem’den son peygamber Hz. Muhammed’e kadar pek çok peygamber, yaşadıkları dönemde tebliğ vazifelerini yerine getirerek insanları “Allah’tan başka ilah olmadığına” inanmaya davet etmiştir.

Her gönderilen kutsal kitap, kendinden önceki vahiyleri inanç noktasında tasdik etmiş,[164] dinin değişmeyen inanç boyutu ilk kitaptan son kitaba, tüm insanlık için açık ve net bir şekilde zikredilirken, insanlığın gelişimiyle paralellik gösteren bilgi, ibadet ve ahlak boyutuna dair hükümler zamana, ihtiyaç ve şartlara uygun olarak Allah’ın takdiri ile Kur’an-ı Kerim’in indirildiği tarihe kadar devam etmiştir.

Her çağ insanının psikolojik, sosyal ve fiziksel ihtiyaçları, algı seviyesi ve ortaya koyduğu medeniyet birbirinden farklıdır. Fakat her çağda insanlar dine ihtiyaç duymuş, ilk insandan günümüze bu ihtiyacı karşılayacak arayışlar hep var olmuştur. Allah Teala, Kur’an-ı Kerim’den önce gönderdiği kutsal metinlerde inananlara anlayış seviyesi, kabiliyet ve sosyal kültürel özelliklerine uygun, ibadetler, sorumluluklar ve görevler yüklemiştir. Hz. Âdem ve ilk peygamberlere yaşadığı topluma vahyedilmesi için 10 sahifelik bir metin gönderilirken, Hz. Davud, Hz. Musa ve Hz. İsa’ya sahifeler değil, kutsal kitaplar vahyedilmiştir.

İnsanlık ailesinin son peygamberi Hz. Muhammed, son kitabı ise Kur’an-ı Kerim’dir.[165] Kur’an-ı Kerim, kıyamete kadar tüm insanların sorularına ve ihtiyacına cevap verecek, değişmesi ve değiştirilmesi mümkün olmayan evrensel bir kutsal kitaptır. Kur’an’ın korunması diğer kutsal kitapların korunması gibi değildir. Allah Teâlâ bizzat korumasını kendisi üstlenmiştir.[166] Peygamberimiz Hz. Muhammed sadece bir toplumun değil dünyanın sonuna, kıyametin kopmasına kadar yaşayacak tüm insanların peygamberidir. Kur’an-ı Kerim ile kutsal kitapların son halkası tamamlanmıştır. Peygamberimiz de bu durumu, “Ben (tek tuğlası eksik kalmış mükemmel bir binanın, bu eksiğini tamamlayan) tuğla gibiyim, peygamberlerin sonuncusuyum.”[167] cümlesi ile ifade etmiştir. İnsanlık tarihinin başlangıcından itibaren inşa edilen bu mükemmel bina son kitap Kur’an-ı Kerim ve son peygamber Hz. Muhammed ile tamamlanmıştır.

Kur’an neden son kitaptır

Kur’an-ı Kerim bütün insanlığa gönderilen bir kitaptır. Mesajları evrenseldir. Her çağın ihtiyaçlarına cevap verecek hakikat ve hikmetlerle doludur. Allah’ın koruması altında olduğu için, hükümleri de kıyamete kadar devam edecektir.[168] Allah Kur’an-ı Kerim’de, Hz. Muhammed’in, peygamberlerin sonuncusu olduğunu,[169] onunla dinin de tamamlandığını[170] bildirmiştir. Dinin tamamlanması, artık yeni bir dinin gelmeyeceğini, son gönderilen kitabın hükümlerinin kıyamete kadar geçerli olacağını, Kur’an-ı Kerim’in de bu nedenle son kitap olduğunu ifade eder.

Kur’an en son inen kitap ise neden Tevrat ve İncil’e de inanmak gerekir

İnsanlar için gönderilen son ilahî kitap Kur’an-ı Kerim’dir. Hz. Adem’den Hz. Muhammed’e kadar gelen tüm peygamberlere iman ettiğimiz gibi, bu peygamberlere indirilen kitaplara da iman etmemiz inancımızın bir gereğidir.[171] Üstelik bu iman sadece Tevrat ve İncil ile de sınırlı değildir. Peygamberlere gönderilen bütün sahife ve kutsal metinleri kapsar. Çünkü bu kitaplar da tıpkı Kur’an-ı Kerim gibi, Cebrail aracılığı ile o dönemde yaşayan insanlara gönderilmiş vahiylerdir. Bunların ilahî kitaplar olduğuna inanırız, fakat günümüze kadar asıllarının korunmadığını, içlerine batıl ve hurafe pek çok bilgi ilave edildiğini bildiğimiz için bunlar karşısında daha dikkatli bir yaklaşım sergileriz. Peygamberimizin bize tavsiyesi de budur: “Siz ehl-i kitabın sözlerini ne tasdik ediniz, ne de yalanlayınız. Ancak deyiniz ki: “Biz Allah’a, bize indirilene, keza İbrahim, İsmail, İshak’a, Yâkub ve torunlarına indirilenlere; yine Musa’ya ve İsa’ya verilenlere ve (bütün) peygamberlere Rableri tarafından gönderilenlere inandık. Onlar arasında ayırım yapmayız. Biz O’na teslim olmuşuzdur.”[172]

Kur’an-ı Kerim’in kutsal kitap olduğunu nereden anlayabilirim

Kur’an’ın kutsal kitap olduğuna inanmak imanımızın gereğidir. Bununla birlikte onun varlığı ve mukaddesliği hem tarihî tecrübe, hem de akli delillendirme ile ortaya konabilir.

Kitaplara iman eden kişi, Kur’an’ın, Allah tarafından bildirilmiş ve içeriğinin de tamamıyla hak/gerçek olduğunu gönülden kabul eder ve aksini zihninden geçirmez.

Tarihî tecrübe, Allah’ın insanlık tarihinin başlangıcından itibaren kendi emir ve yasaklarını, sahifeler ve kitaplar şeklinde insanlara indirdiğini kaydeder. Kur’an’ın da bu kitapların sonuncusu olduğu tarihî tecrübe ile sabittir.

Rabbimiz inkâr edenlerden, Kur’an’ın bir benzerini, birkaç suresinin ya da ayetlerinin mislini getirmelerini istiyor. Fakat on dört asırdır hiçbir insan ya da grup gerek içerik gerekse üslup olarak, Rabbimizin bu isteğini (!) yerine getirememiştir, bundan sonra da getiremeyecektir.

Aklen ise Kur’an, diğer kitaplarla kıyaslandığında, hem üslup hem de içerik açısından insan sözü ya da müdahalesi olamayacak şekilde mükemmel, bütüncül ve tutarlı bir kitaptır. Bu da onun kutsallığının bir göstergesidir.

Kur’an’da bu özellikler pek çok ayette zikredilmiştir. İlk olarak Kur’an’ın insan sözü olmadığı, uydurulmadığı hakkında Rabbimiz inkâr edenlere meydan okurcasına şöyle ifadeler kullanmıştır:

“De ki: Bu iddianızda tutarlı iseniz, (bana ve Musa’ya inen) bu iki kitaptan daha doğru, daha muteber olup, Allah tarafından gelmiş olan başka bir kitap gösterin, ona tâbi olayım!”[173]

“De ki: Yemin ederim! Eğer insanlar ve cinler, bu Kur’an’ın benzerini yapmak için bir araya toplansalar, hatta birbirlerine destek olup güçlerini birleştirseler bile, yine de onun gibi bir kitap meydana getiremezler.”[174]

“…İddialarında tutarlı iseler Kur’ân gibi bir söz getirsinler bakalım!”[175]

“Yoksa “Kur’an’ı kendisi uydurmuş” mu diyorlar. De ki: “İddianızda tutarlı iseniz, haydi onunkine benzer on sure getirin, isterse kendi uydurmanız olsun ve Allah’tan başka çağırabileceğiniz herkesi de yardımınıza çağırın!”[176]

Kur’an’ın indirildiği dönemde yaşayan ve Müslüman olan pek çok şair, Kur’an’daki edebî özelliklerin, insan sözü olamayacağını, dolayısıyla Kur’an’ın ilahî bir metin olduğunu ifade etmişlerdir. O dönemin meşhur ve mahir şairlerinden Lebîd b. Rebîa, ayetler karşısındaki acizliğini “Yüce Allah bana Bakara ve Âl-i İmrân’ı öğrettikten sonra artık şiir söyleyemem.”[177] diyerek ifade etmiştir.

Kur’an’ı diğer kutsal kitaplardan ayıran özellikler nelerdir

Kur’an’ı diğer kutsal kitaplardan ayıran özellikler şöyle özetlenebilir:

1- Diğer kutsal kitaplar tek seferde bir bütün olarak indirilmiştir. Kur’an ise Peygamberimizin yirmi üç yıllık peygamberlik hayatı boyunca ayet ayet veya sure sure indirilmiştir.

2- Kur’an son gelen ilahî kitap olduğundan kendinden önce gelen kitapları hem tasdik etmekte hem de tamamlamaktadır. Zira o kitaplar bize orijinal hâlleri ile ulaşamamıştır. Dolayısıyla onlarda tahrif edilen her ne varsa Kur’an doğrusunu bize bildirir.

3- Kur’an son gelen ilahî kitaptır. Kendisinden sonra artık yeni bir kitap gelmeyecektir. Bu sebeple hükümleri kıyamete kadar geçerlidir. Diğer kutsal kitapların hükümleri ise artık geçerli değildir.

4- Kur’an günümüze kadar hiçbir bozulmaya ve değişmeye uğramadan gelmiştir.

5- Her peygambere peygamber olduğunu ispat eden bazı mucizeler verilmiştir. Kur’an Hz. Muhammed’e (s.a.s.) verilmiş ve onun peygamberliğini ispat eden en büyük mucizedir.

6- Kuran’a diğer kitaplarda bulunmayan kolay ezberlenme özelliği verilmiştir.

7- Diğer kutsal kitaplar peygamberleri zamanında yazıya aktarılmamıştır. Kur’an ise Peygamberimiz zamanında yazıya aktarılmıştır.[178]

Kur’an’ın korunduğunu ve hiç değişmeden günümüze kadar ulaştığını nerden bilebilirim

Kur’an-ı Kerim, Rabbimizin kıyamete kadar bütün insanlar için indirdiği son kitaptır. Peygamberimiz gelen her ayeti vahiy katiplerine yazdırmış, sahabiler bu ayetleri ezberlemiş ve namazlarda sürekli okumuşlardır. Ayrıca inen Kur’an ayetleri, Peygamberimizin rehberliğinde uygulanmış, Müslümanların inanç ve ibadet hayatını şekillendirmiştir.

Peygamberimiz hayattayken vahiy devam ettiği için Kur’an-ı Kerim’in bir kitap hâline getirilmesi mümkün olmamıştır. Ancak Peygamberimizin vefatından sonra, birinci halife Hz. Ebubekir döneminde dağınık hâldeki yazılı ayetler toplanarak bir kitap hâline getirilmiştir. İkinci halife Hz. Ömer zamanında İslam coğrafyasının genişlemesiyle daha fazla Kur’an nüshasına ihtiyaç duyulmuştur. Üçüncü halife Hz. Osman döneminde, Mushaf adı verilen ilk nüshadan, Kur’an’ı Kerim yazılarak çoğaltılmıştır. Çoğaltılan Kur’an nüshaları Mekke, Kûfe, Basra, Şam, Bahreyn ve Yemen’e gönderilmiştir. Müslümanlar bu nüshaları esas alarak pek çok Kur’an nüshası yazmış, her nesilde Kur’an’ı ezberleyecek hafızlar yetiştirmiş böylece ilahî kitabımız hiçbir değişikliğe uğramadan günümüze kadar gelmiştir. Bugün dünyanın neresine gidilirse gidilsin okunan, ezberlenen ya da matbu bütün Kur’an nüshalarının aynı olduğu görülür.

Bütün bunlarla beraber, Rabbimiz Kur’an’ın korunmasını bizzat üzerine aldığını şöyle bildirmiştir: “Kesin olarak bilesiniz ki bu kitabı kuşkusuz biz indirdik ve onu mutlaka koruyan da yine biziz.”[179] Yüce Allah’ın bu ayeti, Müslümanlar için Kur’an-ı Kerim’in değişmeden bugüne kadar geldiğinin en büyük güvencesidir.[180]

Kur’an-ı Kerim’de yer alan bazı ayetleri kabul etmemek inancımıza zarar verir mi

İman esaslarından birisi de kitaplara imandır. Buna göre, Müslüman Allah’ın peygamberlerine indirdiği kitapların tamamına, Allah’ın indirdiği şekliyle inanmak zorundadır. Kur’an, Allah’ın Peygamberimiz aracılığı ile doğru yolu göstermek için insanlığa gönderdiği mesajıdır. Rabbimiz “Yoksa siz kitabın bir kısmına inanıp bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz?”[181] diyerek ayetler arasında hiçbir ayrım yapılmamasını istemiştir. Kur’an’ı bizzat gönderen ve koruyan Yüce Allah’ın yalan söylemesi düşünülemeyeceğine göre Kur’an’daki bütün ayetler O’nun sözüdür ve yine O’nun koruması altındadır. Bu nedenle inanan bir insanın Allah’ın gönderdiği ayetlerden bir kısmını kabul edip bir kısmını kabul etmemesi düşünülemez. Kur’an’ın başından sonuna kadar Allah’ın sözleri olduğunu kabul etmemiz ve böyle inanmamız imanımızın gereğidir.

Kur’an-ı Kerim neden tek seferde değil parça parça indirildi

Kur’an-ı Kerim bir defada topluca değil, Peygamber Efendimizin yaklaşık yirmi üç senelik peygamberlik hayatında bazen sure sure, bazen de ayet ayet indirilmiştir. Yüce Allah, Kur’an’ın topluca indirilmeyişinin sebebini şöyle açıklar: “İnkârcılar, “Kur’an ona bütünüyle bir defada indirilseydi ya!» diyorlar. Oysa biz onu senin kalbine iyice yerleştirmek için böyle yaptık ve onu uygun aralıklarla parça parça gönderdik.”[182]

Kur’an’ın indirildiği dönemde yeni Müslüman olanların kalbinde İslam’ın getirdiği inançların ve değer yargılarının köklenip güçlenmesi için bir süreye ihtiyaç vardı. İlahi hükümlerin yeni Müslüman olanların zihinlerine ve kalplerine derece derece yerleşmesiyle, onların gelişmeleri ve bu hükümlere alışmaları sağlanmış, inen ayetleri hayatlarında uygulamaları kolaylaşmış, vahye duydukları ilgi her zaman canlı tutulmuştur.

Peygamberimize ve Kur’an’a düşmanlık besleyenlere bir zaman tanımak, onların gönüllerini kazanmak, gerektiğinde sorularına cevap vermek gibi sebepler de düşünüldüğünde, Kur’an’ın parça parça inmesinin ne kadar önemli olduğu kolayca anlaşılır.[183]

Kur’an neden iniş sırasına göre yazılmamıştır

Allah tarafından gönderilen ilahî kitapların sonuncusu olan Kur’an, Hz. Muhammed’e yirmi üç yıllık bir zaman diliminde indirilmiştir. Kur’an’da 114 sure ve altı binin üzerinde ayet bulunur. Âyetlerin sureler içerisindeki sıralamasını/tertibini bizzat Peygamberimiz, Cebrail’in yönlendirmesi doğrultusunda yapmıştır. Yani inen ayetin hangi sure içinde bulunacağı veya o surenin hangi sureden önce ya da sonra yer alacağı, o zaman belirlenmiştir.

Cebrail ile Hz. Peygamber arasında Kur’an’ın her sene karşılıklı okunduğunu/mukabele edildiğini biliyoruz. Eğer ayetlerin sıralaması o zamandan belli olmasaydı metin okunsa bile dinleyenin takip etmesi mümkün olmazdı. Kur’an bir kitap hâlinde yazılırken de Hz. Peygamber’in vefatından önce belli olan sıralama esas alınmış ve o dönemde bununla ilgili herhangi bir görüş ayrılığı meydana gelmemiştir.[184]

Kur’an neden Arapça gönderilmiştir

Bütün peygamberler hangi topluma gönderildiyse muhataplarına ilahî mesajı anlatabilmek için o toplumun diliyle konuşmuşlardır. Bu konuyla ilgili olarak Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurur: “İstisnasız her peygamberi kendi kavminin diliyle gönderdik ki onlara açık açık anlatsın; bundan sonra Allah dilediğini sapkınlık içerisinde bırakır, dilediğini de doğru yola iletir. O, güçlüdür, hikmet sahibidir.”[185] Hz. Muhammed’in (s.a.s.) ilk muhatapları da Arap oldukları için Kur’an-ı Kerim Arapça olarak indirilmiştir. Eğer Hz. Muhammed (s.a.s.) başka bir milletten olsaydı, Kur’an-ı Kerim o dilde indirilebilirdi. Burada dikkat edilmesi gereken nokta, hangi dilde indirilmiş olursa olsun ilâhî mesajın evrenselliğidir.

Rabbimiz, Kur’an-ı Kerim’i tüm insanlığa bir hidayet rehberi olarak indirdiğini ifade etmektedir.[186] Kur’an-ı Kerim’in Arapça indirilmiş olması, O’nun evrenselliğine engel olmadığı gibi, Arap olmayanlar tarafından anlaşılmasına da engel değildir. Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurur: “Bilmek isteyenler için ayetleri apaçık hâle getirilmiş Arapça okunan bir kitaptır.”[187] Allah Teâlâ, insanlığa hidayet rehberi olması için gönderdiği son Kitabı’nı Arapça olarak göndermeyi dilemiş ve istedikleri takdirde tüm insanların anlayabileceği bir şekilde indirmiştir.

Özetle ifade etmek gerekirse Kur’an-ı Kerim, Hz. Muhammed (s.a.s.) ve ilk muhatapları Arap olduğu için Arapça olarak indirilmiş, tüm insanlık için evrensel mesajlar içeren bir hidayet rehberidir.

Kur’an’da Allah niçin bazen “ben”, bazen “biz” hitabıyla kendinden bahsediyor

Kur’an’da Allah kendisinden bazen ben, bazen biz zamirini kullanarak bahseder. Örneğin şu ayette ben zamirini kullanmıştır: “Kullarım sana beni sorduklarında bilsinler ki şüphesiz ben yakınım, bana dua ettiğinde dua edenin dileğine karşılık veririm. Şu hâlde benim davetime gelsinler ve bana iman etsinler ki, doğru yolu bulalar.”[188] Bir başka ayette ise “ Şüphesiz biz onu (Kur›an’ı) Kadir Gecesi›nde indirdik.”[189] buyurmuş ve biz zamirini kullanmıştır. Örnekler daha da çoğaltılabilir.

Kur’an’da biz zamirinin bu şekilde kullanılışı çoğul anlam ifade etmez. Bu durum sadece Kur’an’ın üslubu ile ilgili bir durumdur. Bu ifade biçimi Allah’ın şanını ve yüceliğini yansıtır. Türkçede saygı ifadesi olarak tek kişiye hitap ederken “sen” yerine “siz” zamirini kullanmamız gibi. Her şeyin yaratıcısı olan Yüce Allah kendisinden saygıyla bahsedilmeye herkesten daha layıktır. Kur’an’da biz zamiriyle yapılan çoğul, söz konusu Allah ise, azamet ve yücelik ifade eder.[190]

Kur’an’ın mucize olması ne anlama gelir

Kur’an-ı Kerim’in mucize olması, benzerinin ortaya konulamaması anlamına gelmektedir. Kur’an-ı Kerim, hem lafzı (yani kelime ve cümleleri) hem de manası açısından mucizedir. Lafız açısından mucize olması, insanların O’nun gibi bir söz ortaya koyamamaları anlamına gelmektedir. Bu konuda Rabbimiz şöyle buyurur: “ ‘Onu kendisi uydurmuştur.’ diyorlar öyle mi? Hayır, hayır; inanmak istemiyorlar. Eğer doğru sözlü iseler onun benzeri bir söz getirsinler.”[191]

“Yoksa “Kur’an’ı kendisi uydurdu” mu diyorlar? De ki: ‘Eğer doğru söylüyorsanız Allah’tan başka çağırabildiğiniz herkesi yardıma çağırın da, siz de onun gibi uydurulmuş on sure getirin!’Eğer size cevap veremezlerse, bilin ki Kur’an ancak Allah’ın ilminin eseri olarak indirilmiştir ve O’ndan başka tanrı yoktur; hâlâ teslim olmayacak mısınız?”[192]

“Bu Kur’an Allah’tandır, başkası tarafından uydurulmuş değildir; o, kendisinden önceki kitapları (asıllarını) doğrulamakta ve konulmuş olan hükümleri açıklamaktadır; bunda kuşku yoktur, O âlemlerin Rabbindendir.Yoksa “Onu Muhammed uydurdu” mu diyorlar? De ki: “Eğer iddianızda doğru iseniz, o zaman onun benzeri bir sûre de siz getirin bakalım; Allah’tan başka çağırabildiklerinizi de yardımınıza çağırın!” ”[193]

Yukarıdaki ayetlerde Rabbimiz, Kur’an-ı Kerim’i Hz. Muhammed’in uydurduğunu iddia edenlere açıkça meydan okumaktadır. En usta şairlerin dahi edebî üstünlüğü karşısında âciz kaldığı Kur’an-ı Kerim, nasıl Hz. Muhammed tarafından uydurulmuş olabilir? Buna ilave olarak, insanların hem aklına hem de duygularına hitap etmesi, her seviyede insanın anlayabileceği bir üslûba sahip olması, okunuşundaki benzersiz ses uyumu, Kur’an’ın Allah’ın kelamı olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.

Kur’an’ın mana ve muhteva açısından mucize olması ise, içerisindeki bilgilerin insanlar tarafından üretilebilmesinin mümkün olmamasıdır. Geçmiş toplumlara ait haberler, kâinatın yaratılışı ve düzeni, insanın yaratılışı ya da cennet-cehennem, melekler gibi duyu organları ve akılla bilinemeyecek konularla ilgili bilgiler, insanların kendi bilgi kaynaklarıyla ortaya koyabilecekleri bilgiler değildir. Ayrıca içerisindeki bilgilerin tutarlı olup birbiriyle çelişmemesi; insanlığın doğru bilgi, ilkeli yaşama ve hayatı anlamlandırma ihtiyacını kıyamete kadar karşılaması da Kur’an’ın ilahî kaynaklı, mucizevi bir hidayet rehberi olduğunu ortaya koymaktadır.

Kur’an hangi konuları içerir

Kur’an-ı Kerim’de, dünyada ve ahirette mutlu olmak için ihtiyaç duyacağımız ayetler bulunur. Bu ayetler başlıca şu konuları kapsar:

1- İtikad: Kur’an’ın içinde başta Allah’a iman olmak üzere peygamberlere, meleklere, kitaplara iman, ahirete ait önemli konular, inançla ilgili çeşitli meseleler yer alır.

2- İbadet: Müslümanların yapmakla yükümlü oldukları namaz, oruç, hac, zekât vb. ibadetlere dair ayetler vardır.

3- Muâmelât: Bireylerin aralarındaki ilişkileri düzenleyen alışveriş, vasiyet, miras, evlenme ve boşanma gibi kişiyi ve toplumu ilgilendiren konularla alakalı ayetler bulunur. Bu konuların bir kısmı oldukça ayrıntılı biçimde anlatılır.

4- Ukûbat: Toplumun düzenini bozan, Allah’ın yasaklarını çiğneyen kimselere uygulanacak cezalarla ilgili ayetler vardır.

5- Ahlak: Rabbimiz kitabında, ana babaya hürmet etmek, insanlarla iyi geçinmek, iyiliği emretmek ve kötülükten sakındırmak, alçak gönüllü olmak gibi ahlâkî değerlere vurgu yapar.

6- Nasihat ve Tavsiyeler: Allah’ın emir ve yasakları konusunda insanların duyarlı olmaları, nefislerine esir düşmemeleri tavsiye edilir. Yüce Kitabımız insanlara, bu dünyada imtihana çekildikleri bilinciyle hayatlarını yaşamalarını öğütler.

7- Va‘d ve Vaîd: Allah’ın emirlerine uyanların cennetle mükâfatlandırılacakları, yasakladıklarını yapanların cehennemle cezalandırılacaklarına dair ayetler vardır.

8- İlmî Gerçekler: Kur’an-ı Kerim’de insanlığa gerekli olan ilmî gerçeklerin ve tabiat kanunlarının ilham kaynağını teşkil eden ayetler vardır. Ancak Kur’an, ilmî gerçeklerden bir pozitif bilim kitabı gibi bahsetmez. Bunun yerine insanları, aleme bakarak yaratıcısının kudret ve büyüklüğünü düşünmeye, Allah’ın nimetlerini anarak O’nu yüceltmeye teşvik eder.

9- Kıssalar: Kur’an-ı Kerim önceki peygamberlerin hayatlarından, onların mücadelelerinden insanların ibret alacakları şekilde bahseder.

10- Dualar: İnsan yapacağı işlerde sürekli Allah’ın yardımına muhtaç olduğu için Kur’an’da çeşitli dualar, önceki peygamberlerin dualarından örnekler yer alır. Bu dualarla Rabbimiz, aynı zamanda kuluna nasıl dua edeceğini de öğretir.[194]

Bilimsel teorilerin Kur’an’daki her konuyu ispatlaması gerekli midir? Bilim geliştikçe ispat artacak mıdır

Bilimsel teorilerin Kur’an-ı Kerim’deki her konuyu ispatlayabilmesi mümkün değildir. Çünkü Kur’an’da zikredilen her konu bilimin konusu içerisinde yer almaz. Örneğin, melekler, cinler, cennet ve cehennem vb. konular bilimin ispatlayabileceği alanın dışında kalmaktadır. Bununla birlikte, Allah Teâlâ Kur’an-ı Kerim’de, göklerin ve yerin yaratılması, gökten su indirilmesi, insanın yaratılışı ve ceninin anne karnında geçirdiği merhaleler gibi bilimin alanına giren konulardan bahseder. Söz konusu ayetlerin anlaşılmasında elde edilen bilimsel bilgiler yardımcı olabilir, olmaktadır da.

Bilimsel konuların ilgi alanına giren hadiselerden bahsetmesi, Kur’an’ın Allah’ın sözü olduğu konusunda ikna edici bir rol üstlenmesi açısından da önemlidir. Ancak Kur’an-ı Kerim’in bir bilim kitabı değil, insanlar için hidayet kaynağı olduğu unutulmamalıdır. Kur’an, insanlara dünyaya gönderiliş amacını hatırlatmak ve bu amaca uygun bir hayat yaşaması için rehberlik etmek üzere gönderilmiştir. Söz konusu ayetlerdeki amaç da, insana Allah’ın yüceliği, verdiği nimetler, ölümden sonraki hayat vb. imanî hakikatleri düşündürmek ve farkındalık kazandırmaktır.

Bilimsel bilgi sürekli değişime ve gelişmeye açık bir yapıdayken, Kur’an vahiy kaynaklıdır ve değişime açık değildir. Bu nedenle Kur’an’ın ayetlerini bilimsel teorilerle anlamaya çalışmanın birtakım sıkıntıları vardır. Nitekim bir dönem kabul edilen bir bilimsel teoriyle açıklanan bir ayet aynı teorinin aksi ispatlandığında nasıl izah edilecektir? Elbette bilim, Kur’an’ın anlaşılmasında bize yardımcı olabilir ancak her bilimsel gelişmeyle Kur’an’ın ilgili ayetlerini uzlaştırmaya çalışmak -bilimsel bilgi sürekli gelişme ve değişme gösterdiğinden- doğru bir usûl değildir. Ancak Kur’an’ın bilimsel bilginin konusu olabilecek hususlara temas eden ayetleri, insanların düşünmesi, araştırması ve ibret alması için çok önemli bir teşvik unsurudur. Rabbimiz Âl-i İmrân suresi 190-191. ayetlerde şöyle buyurur: “Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün farklı oluşunda aklıselim sahipleri için elbette ibretler vardır. Onlar ayakta dururken, otururken, yatarken hep Allah’ı anarlar; göklerin ve yerin yaratılışını düşünürler: “Rabbimiz! Sen bunu boş yere yaratmadın, seni tenzih ve takdis ederiz. Bizi cehennem azabından koru!” Kur’an-ı Kerim’de insanları düşünmeye ve araştırmaya sevk edecek pek çok ayet bulunmaktadır. Kur’an’ın içeriğini bilimsel bilgilere uyumlu hâle getirmeye uğraşmak yerine, Allah’ın düşünmemiz ve ibret almamız için dikkatimizi çektiği noktaları araştırmak, bilim insanlarının ufkunu açıp daha ileri düzey çalışmalar yapmalarını sağlayacaktır.

Kur’an’ı anlamadan okumak yeterli midir? Kur’an-ı Kerim’i Türkçe çevirisinden okumak anlamak için yeterli olur mu

Rabbimiz O’na nasıl kulluk edeceğimizi öğrenmemiz için bize Kur’an’ı göndermiştir. Kur’an kıyamete kadar tüm insanların kendisine yönelip anlamaları; inançlı, ibadetlerine bağlı, ahlaklı bireyler olmaları için bir rehber niteliğindedir. Bütün insanları farklı dillerde ve milletlerde yaratan Allah, Kur’an’ın da yaratıcısı olduğuna göre onu Arapça olarak gönderirken, Arap olmayan milletlerin doğrudan anlamayacağını ancak tercüme ve açıklamaları ile anlayabileceğini bilmektedir.

Kur’an Peygamberimizin en önemli mucizesidir. Dolayısıyla ruhumuzun şifası, kalplerimizin gıdası[195] olan Kur’an’ı okumak başlı başına bir ibadet olmakla birlikte meal ve tefsirlerden yararlanarak anlamından haberdar olmamız ve onun ayetleri ışığında hayatımıza yön verme gayretinde olmamız, Allah’a layık kul olma gayretimizin yani müslümanlığımızın gereğidir. Çünkü Kur’an sadece okunmak için değil, daha çok anlaşılmak ve yaşanmak için gönderilmiştir.

Kur’an tek başına yeterli değil midir? Hadislere gerek var mı

İslam literatüründe Peygamberimizin sözleri, fiil ve davranışları ve onayladığı şeylere “hadis” denir.[196] Allah, Kur’an’ı her konuda insanları aydınlatan, anlaşmazlık durumlarında aralarını bulan, onlara yol gösteren sevgili Peygamberimize gönderdi. Sonra ondan, gönderdiği mesajları insanlara ulaştırmasını, yani tebliğ etmesini istedi. Dolayısıyla Kur’an’ı herkesten iyi anlayan ve ayetlerdeki Allah’ın kastettiği manayı en iyi bilen Allah Resûlü’dür. Kur’an’ın Allah’ın sözü olduğunu, Peygamberimizin bize haber vermesiyle öğrenmekteyiz. Bir kimsenin Peygamberimizin söz, fiil ve davranışlarının kıymetli ve güvenilir olmadığını söylemesi, Kur’an’ın Allah’ın sözü olduğu inancı ile bağdaşmaz.

Peygamberimiz insanlara ayetleri tebliğ ettikten sonra onları sözleriyle açıklamış bazen de fiilleriyle uygulanışını göstermiştir. Kur’an’da bazı hükümler genel olarak belirtilmiş, ayrıntılı açıklamalar Peygamberimize bırakılmıştır. Yine bazı emirlerin nasıl uygulanacağını Peygamberimiz öğretmiştir. Mesela Kur’an’da Müslümanlardan namaz kılmaları istenmiş ancak namazın nasıl kılınacağı, kaç rekât olacağı belirtilmemiş, vakitlerin ayrıntılarından bahsedilmemiştir. Aynı şekilde kurban, hac ve zekât gibi İslam dinindeki önemli ibadetlerin yapılması istenmiş, ama ne zaman ve nasıl yapılacağının açıklanması Peygamberimize bırakılmıştır. Müslümanlar olarak tüm bunları Peygamberimizin hadislerinden öğrenmekteyiz.

Hz. Peygamber, vahye ters düşen söz, davranış ve tutumlardan uzaktı. Allah’ın elçisi olması sebebiyle onun açıklamaları Rabbimiz tarafından denetlenmekteydi. Vahiy süreci içinde Peygamberimizin bazı söz ve davranışlarının Allah tarafından yine vahiy aracılığıyla düzeltildiğini görmekteyiz. Rabbimiz “O, heva ve hevesinden bir şey konuşmaz. O’nun söylediği vahiydir.”[197] diyerek Peygamberimizin kendi gözetiminde olduğunu çok açık bir şekilde ifade etmiştir.

Peygamberimizin hadisleri çok titiz bir çalışma ile kayıt altına alınmış, Kur’an ile karışmamasına özen gösterilmiştir. Bu konuda Peygamberimizin ashabını özellikle uyardığı bilinmektedir. Bırakın toplumda yalancı olarak tanınan birinin, hayvanları elinde yiyecek varmış gibi kandırarak yanına çağıranların dahi, hadis olduğunu söylediği sözler kabul edilmemiştir.

Sonuç olarak hadisler bize Kur’an ayetlerini açıklayan ve dinî yaşantımızda rehberlik eden en önemli kaynaktır. Dinin emir ve yasaklarının anlaşılması ve yerine getirilmesi için Peygamberimizin yönlendirmesine ihtiyacımız vardır. Aksi takdirde Kur’an’da Allah’a kulluk için gönderilen ibadet ve emirleri nasıl anlayıp uygulayacağımızı bilemeyiz. Günümüzde Peygamberimizin sözlerinin bize kadar güvenilir bir yolla ulaşmadığını iddia ederek hadisleri reddeden kimseler, Kur’an’ı anlamak için yine başka insanların yorum ve açıklamalarına başvurmaktadır. Bazen de insanlar Kur’an’ı anlamak için Peygamberimizin hadisleri yerine kendi anlayışlarını öne çıkarmaktadır. Bu da farklı ibadet ve din yorumlarına sebep olmaktadır. Diğer semavi dinlerin bozulmasının en önemli sebebi, din adamı sınıfı olarak bir grubun, Allah’ın sözü olduğunu iddia ederek, insanları kendi görüşleri ile yönlendirmeleri olmuştur. Rabbimiz İslam’ı ve Kur’an’ı Peygamberimizin uygulama ve sözleri ile desteklemiş ve Kur’an’ın çağlar boyunca anlaşılmasını onun açıklama ve uygulamalarına bağlı kılmıştır.[198]

Ehl-i kitap ne demektir

“Ehl-i kitap”, Allah’ın peygamberlerine gönderdiği kitaplara iman eden kimselere verilen isimdir. Kur’an’da ehl-i kitap tabiri, genellikle, Yahudi ve Hıristiyanlar için kullanılmıştır.[199] Bununla birlikte diğer peygamberlere indirilen kitaplara inananlar için de bu ifadenin kullanıldığı olmuştur.[200]

Kur’an’da ehl-i kitap olarak sadece Yahudi ve Hristiyanların muhatap alınması, bu iki din mensubunun birtakım eksiklik ve yanlışlıklarının yanında Allah, peygamber, âhiret ve kitap inançlarının bulunması, yani ilâhî kaynağa dayanmaları ve o dönemde Kur’an’ın muhatabı olan insanlarca söz konusu dinlerin bilinmesi sebebiyledir.[201]

Ehl-i kitap tamlamasının geçtiği ayetlerde, onların arasında övgüye layık kişiler bulunduğu[202] gibi kâfirlerin de bulunduğu,[203] bu kâfirlerin Allah’ın ayetlerini inkâr ettikleri,[204] hakkı bâtılla karıştırdıkları,[205] emanete riayet etmedikleri,[206] kendilerine verilen kutsal kitabı tahrif ettikleri,[207] peygamberlerini öldürdükleri,[208] Müslümanları küfre döndürmek istedikleri,[209] Tevrat ve İncil’deki hükümleri hakkıyla uygulamadıkları[210] belirtilmektedir. Kur’an ehl-i kitabı Allah’a kulluğa, O’na ortak koşmamaya çağırmakta,[211] Müslümanlara da onlarla mücadelelerinde itidali (orta yolu) tavsiye etmektedir.[212]

Kur’an’da Müslümanların ehl-i kitapla olan ilişkileri için açık ve net bir yönlendirme yapılmaktadır: “Kitap ehlinden zulmedenler dışında kalanlarla en güzel şekilde mücadele edin ve şöyle deyin: Bize indirilene de size indirilene de inandık. Bizim tanrımız da sizin tanrınız da birdir. Biz ona teslim olmuşuzdur.”[213] Ayrıca ehl-i kitap hanımlarıyla evlenmeye ve ehl-i kitabın kestiklerinin yenmesine izin verilmiştir.[214]

Tevrat ve İncil’e inanmayanların ahiretteki durumu ne olacaktır

Tevrat, İncil ve Zebur, Kur’an-ı Kerim gibi Allah tarafından gönderilmiş kitaplardır. Gönderilen her peygamber gibi bütün kitaplar da kendinden öncekini tasdik etmiş, böylece aynı ilahî kaynaktan geldiklerini ortaya koymuşlardır. Bu nedenle Kur’an’a inanmak ile ondan önce indirilen kitaplara inanmak arasında bir fark yoktur. Ancak Kur’an dışındaki kitaplar muhafaza edilememiş, zamanla tahrif ve değişikliğe uğramış; yalnız Kur’an korunarak günümüze kadar ulaşmıştır.

Bütün ilahî kitapların doğru, gerçek olduğuna ve hepsinin Kur’an’da bildirilen peygamberler vasıtasıyla insanları hidayete ulaştırmak için gönderildiğine inanmak mümin olmanın gereklerindendir. Dolayısıyla Tevrat ve İncil’in gönderilmiş olduğunu reddeden bir kişi mümin olamayacağı için cennete de giremez. Çünkü cennet, sadece müminler için hazırlanmış bir yerdir.


[153] İlyas Üzüm, “Kitap”, DİA, c. 26, s. 121; Ömer Dumlu, “Suhuf”, DİA, c. 37, s. 477.

[154] Necm, 53/36-37; A‘lâ, 87/14-19.

[155] İbn Hibbân, Sahîh, II, 276.

[156] Mâide, 5/44.

[157] Nisâ, 4/163; İsrâ, 17/55.

[158] Mâide, 5/110; Hadîd, 57/27.

[159] Âl-i İmrân, 3/3; Nisâ, 4/47 vd.

[160] Yusuf Şevki Yavuz, “Vahiy”, DİA, c. 42, s. 440.

[161] Şûrâ, 42/51.

[162] Kasas, 28/30.

[163] Yusuf Şevki Yavuz, “Vahiy”, DİA, c. 42, s. 440.

[164] Âl-i İmrân, 3/3-4.

[165] Ahzāb, 33/40.

[166] Hicr, 15/9.

[167] Müslim, Fezâil, 22.

[168] Hicr, 15/9.

[169] Ahzâb, 33/40.

[170] Mâide, 5/3.

[171] Bakara, 2/285; Âl-i İmrân, 3/84.

[172] Bakara, 2/136; Buhârî, Tefsîr, (Bakara) 11.

[173] Kasas, 28/49.

[174] İsrâ, 17/88.

[175] Tûr, 52/34.

[176] Hûd, 11/13.

[177] Mehmet Yolcu, “Lebid b. Rebi‘a ve Tevhide Çağıran Şiiri”, Hikmet Yurdu, 2008, cilt: I, sayı: 2, s. 125.

[178] Ömer Faruk Harman, “Kur’an”, DİA, c. 26, s. 412-414.

[179] Hicr, 15/9.

[180] Abdülhamit Birışık, “Kur’an”, DİA, c. 26, s. 383-388.

[181] Bakara, 2/85.

[182] Furkān, 25/32.

[183] Abdülhamit Birışık, “Kur’an”, DİA, c. 26, s. 383-388.

[184] Abdülhamit Birışık, “Kur’an”, DİA, c. 26, s. 383-388.

[185] İbrâhîm, 14/4.

[186] Bakara, 2/185.

[187] Fussilet, 41/3. Kur’an-ı Kerim’in Arapça indirilmesi ile ilgili olarak ayrıca bkz. Yûsuf, 12/2; Raʻd, 13/37; Tâhâ, 20/113; Zümer, 39/28; Şûrâ, 42/7; Zuhruf, 43/3; Ahkāf, 46/12.

[188] Bakara, 2/186.

[189] Kadir, 97/1.

[190] Ahmed Deedat, Mucizeler Mucizesi Kur’an, çev. Yusuf Balcı, İnkılab Yayınları, İstanbul, 1992, s. 74.

[191] Tûr, 52/33-34.

[192] Hûd, 11/13-14.

[193] Yûnus, 10/37-38. Ayrıca bkz. Bakara, 2/23-24.

[194] Mustafa Çağrıcı, “Kur’an”, DİA, c. 26, s. 390-393.

[195] “Ey insanlar! İşte size Rabbinizden bir öğüt, kalplere bir şifa ve inananlar için yol gösterici bir rehber ve rahmet olan (Kur’an) geldi.” Yûnus, 10/57.

[196] M. Yaşar Kandemir, “Hadis”, DİA, c. 15, s. 27.

[197] Necm, 53/3-4.

[198] Hadis hakkında ayrıntılı bilgi için bkz. M. Yaşar Kandemir, “Hadis”, DİA, c. 15, s. 27-64.

[199] Nisâ, 4/153; Mâide, 5/15, 19.

[200] En’âm, 6/84-90.

[201] Remzi Kaya, “Ehl-i Kitap”, DİA, c. 10, s. 517.

[202] Âl-i İmrân, 3/75, 113-115, 119.

[203] Bakara, 2/105; Beyyine, 98/1.

[204] Âl-i İmrân, 3/70, 98, 112; Nisâ, 4/155; Haşr, 59/2.

[205] Âl-i İmrân, 3/71.

[206] Âl-i İmrân, 3/75.

[207] Âl-i İmrân, 3/78.

[208] Âl-i İmrân, 3/112; Nisâ, 4/155.

[209] Bakara, 2/109; Âl-i İmrân, 3/69, 72, 99, 100.

[210] Mâide, 5/68.

[211] Âl-i İmrân, 3/64.

[212] Ankebût, 29/46.

[213] Ankebût, 29/46.

[214] Mâide, 5/5.