Prof. Dr. Asım YAPICI
Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi
İslami İlimler Fakültesi
Sosyal bilimlerde insan biyo-psiko-sosyal bir varlık olarak tanımlanır genellikle. Bu yaklaşım doğrudur ancak yetersizdir. Zaten tanımların doğruluk ve yanlışlıklarından ziyade ne kadar işlevsel, gerçekliği ne kadar kavrayıcı olduğuna odaklanmak gerekir. Bu nedenle insanı; biyolojik, psikolojik ve sosyal bir varlık olmasının yanında metafizik alanla temas kurmak isteyen, yerine göre bunu başarabilen bir varlık şeklinde tanımlamak daha isabetlidir. Metafizik alanla temas kavramını daha da genişleterek şunu söyleyebiliriz: İnanan insan kutsalın yanında ve yakınında olmak arzusuyla güdülenmektedir. Dinî duygunun yönü ve şiddeti kutsalla temasın muhteva ve yoğunluğunu etkileyicidir. Bu çalışma tam da bu noktadan hareket ediyor. İnsanı sadece seküler bakış açısıyla değil, bununla birlikte dinî ve manevi boyutuyla ele almanın hem gerekli hem de anlamlı olduğunu düşünüyoruz.
“Kutsal kabul edilen zamanlar bireyi ve toplumu nasıl etkiler?” sorusu çalışmamızın temel problemini oluşturmaktadır. Bu bağlamda “Ramazan ayının inananlar üzerindeki psikososyal etkileri nelerdir?”, “Ramazan ayında yardımlaşma ve dayanışma duygu ve davranışları artmakta mıdır?” ve “Eğer bir artış söz konusu ise bu durumu nasıl izah edebiliriz?”, “Yardımlaşma ve dayanışmayı harekete geçiren psikolojik ve sosyal etkenler diğer zamanlara nispetle özellikle ramazan ayında neden başat ve güdüleyici bir faktöre dönüşmektedir?” sorularına cevap aranacaktır.
Ramazan ayı çok farklı çağrışımları davet eder zihnimize. Akla ilk gelen elbette oruç tutmaktır. En basit anlamıyla oruç, imsaktan iftara kadar yeme içme ve cinsellik gibi ihtiyaçları ertelemektir. Söz konusu ihtiyaçları gönüllü bir şekilde ertelemek öncelikle zayıflıklarımızın farkına varma, kendimizi tanıma, arzularımızı kontrol etme, sınırlarımızı bilme, irademizi güçlendirme, diğer insanlarla sağlıklı bir ilişki ve iletişim kurabilme bakımından önemli işlevlere sahiptir. Kuşkusuz bu işlevler tek başına oruç vasıtasıyla gerçekleşmiyor. Bununla birlikte teravih namazı, iftar ve sahur yemekleri, Kur’an tilaveti, mukabele, zikir, tesbihat, itikaf, tefekkür ve infak gibi uygulamaları da hassaten anmak gerekir. Zira tüm bu uygulamalar ruhen arınma, saflaşma ve yücelmeye davet eder bizi. Bencillik duyguları azalmaya başladıkça diğerkâm duygular filizlenir tıpkı bahar aylarında mümbit topraklarda fışkıran ekinler gibi. Sevgi, merhamet, bağışlama, hoşgörü temelli vahdet bilincinin eşlik ettiği bir dünyaya doğru yükseliriz.
Öncelikle şu hususu vurgulamak gerekir: Oruç ibadeti kutsal zaman inancıyla yakından ilişkilidir. Kutsal zaman ifadesi bir zaman diliminin diğer zaman dilimlerinden niteliksel olarak daha değerli ve daha önemli algılanmasına atıf yapar. Kuşkusuz belli bir zamanın kutsal kabul edilmesi (kutsallaştırılması) kendi kendine oluşan bir durum değildir. Çünkü kutsal zaman, kendisinde mühim bir hadisenin meydana geldiği önemli ve değerli bir zamandır. Kutsal olan kendini doğal gerçeklerden tamamen farklı bir gerçek olarak gösterir. Eliade’a dayanarak söylersek kutsal olan kutsal olmayandan yani din dışından (profane) tamamen farklı bir şekilde tezahür eder.. Buna kutsalın tezahürü ya da uluhiyetin tecellisi demek de mümkündür.[185] Müslümanlar arasında ramazan ayı Kur’an-ı Kerim’in yani ilahi Kelam’ın vahyedilmeye başladığı bir zaman dilimini temsil etmesi nedeniyle kutsaldır. “Ramazan ayı, insanlara yol gösterici, doğrunun ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri olan Kur’an’ın indirildiği aydır. Öyleyse sizden Ramazan ayını idrak edenler oruç tutsun.”[186], “Biz onu (Kur’an) Kadir gecesi indirdik, Kadir gecesinin ne olduğunu nerden bileceksin! Kadir gecesi bin aydan daha hayırlıdır.”[187] mealindeki ayetlerden mülhem olarak inanan insan, ramazan ayı ve bu ay içindeki Kadir Gecesi’ni diğer zamanlardan daha değerli, daha faziletli ve daha mukaddes algılama eğilimindedir.
Kutsal zaman, kutsal olmayan zamanlardan niteliksel olarak farklı kabul edildiği için inanan insanlar ilahi alanla ilişkilerini kutsal vakitlerde kurmaya gayret etme eğilimindedir. Çünkü inanan insanın algı ve idrakine göre kutsal zaman ilahi varlıkla temas kurabilmek için uygun bir ortamdır. İnanan insan da bu ortamı değerlendirmeyi gönülden arzulamakta, hatta kutsal zamanı gölgeleyecek söylem ve eylemlerden yani kötü ve günah kabul edilen davranışlardan uzak durmaya gayret etmektedir. Zira kutsal zamana saygısızlık, doğrudan kutsala saygısızlık olarak algılanmakta, bu da bilinçte yaralanmaya, suçluluk duygusunun artmasına, ilahi varlıkla temasın zayıflamasına ve kopmasına neden olabilmektedir. Daha açık söyleyelim: İnanan insan kutsal zamanı kutsallığın şanına yaraşır bir şekilde ihya etme arzusu taşır içinde. Nitekim ramazan ayında zina, içki ve kumar gibi dinen haram olan fiillerde fark edilebilir azalmayla birlikte ibadet, tesbihat, tefekkür, infak, yardımlaşma ve dayanışmada belirgin artışların olması[188] kutsal zaman inancıyla doğrudan ilişkilidir. Anlaşılacağı üzere bu zaman dilimi inanan insan açısından arınma ve değişme fırsatı barındırır içinde, bu nedenle özünde yenilenme ve doğuş içerir.[189] Dinî bilinçte farklılaşmalar, yaşanan dinî tecrübeler ve bunların beşerî düzleme yansıması bireyi sıradanlaşma ve alışkanlıklarına teslim olmanın ötesine taşır.
Alışkanlıklar, insanı zamanla rutinleşme, otomatikleşme ve sıradanlaşmaya götürebilir. Bireyin gündelik hayat içindeki davranışları rutinleşip sıradanlaştıkça şeyleşme denilen süreç devreye girer. Şeyleşme gündelik hayatın akışı içinde anlamın yitirilmesi, farkındalığın kaybolması, acı ve lezzetlerin unutulması demektir.[190] Kişi adeta bir makine dişlisi gibi haz ve hız içinde yaşamını sürdürür. Ancak yaşanan hız, alınacak hazları gölgeler. Bu anlamda oruç, kişinin kendisini kendi iradesiyle durdurabilmesi ve denetleyebilmesi demektir. Ancak söz konusu öz denetimin gerçekleşebilmesi için kişinin öncelikle öz bilincinin gelişmesi, bu bağlamda zaaflarıyla yüzleşebilmesi, güçlü taraflarını fark edebilmesi, öfke başta olmak üzere olumsuz duygularını kontrol edebilmesi, nihayet empatik düşünme ve davranma yeteneğinin somutlaşması gerekir. Konuyu biraz daha detaylandıracak olursak şunları söyleyebiliriz: Oruç, bireyin arzularını kontrol edebilmesi ve dünyevi isteklerini dengede tutulabilmesinde yaşamsal öneme sahiptir. Bu da iradenin kuvvetlenmesiyle mümkündür. Oruç ibadeti kişinin kendisini disiplin altına alabilmesi için uygun bir psikolojik ortam oluşturur. Kontrol bilincinin kazanılmasında işlevsel olan oruç ibadeti sorumluluk duygusunu geliştir.[191] Ayrıca oruç tutma davranışının hem şükür duygusunu beslediği hem de görece yoksunluk hissini törpülediği söylenebilir. Hz. Peygamber’in, mana ve muhtevasına uygun olarak tutulan her orucun mutlaka kişinin davranışlarına olumlu şekilde yansıyacağını[192] ifade eden hadisini bu bağlamda anmak gerekir. Oruçlu kişi hem tabiatı, hem kendini hem de insanları daha iyi hissetme ve kavramaya ruhen hazırdır. Ramazan ayında bencillikte zayıflama, toplumsal bağlarda güçlenme tezahür edebilir. Tüm bu tezahürler kutsal zaman algısının bireysel yansımaları olarak değerlendirilebilir.
Yardımlaşma ve dayanışma insanın sosyal bir varlık oluşuyla doğrudan ilişkilidir. Bu nedenle konu hakkında psikolojik ve sosyal psikolojik temelli farklı yaklaşımlar ileri sürülmüştür. Gerçi özellikle psikoloji araştırmaları 1960’lara kadar olumlu ve istendik olana değil olumsuz ve hastalıklı olana odaklanmıştır. Ruhsal sağlık yerine ruhsal rahatsızlık, mutluluk ve huzur yerine, mutsuzluk ve huzursuzluk, toplum lehine olan davranışlar yerine toplum aleyhine cereyan eden davranışlar ön plana çıkarılmıştır. Örneğin insanlar neden yardımlaşma ve dayanışma içinde bulunur yerine, neden bu tür davranışlarda bulunmaz, şeklinde planlanan araştırmalar yapılmıştır.[193] 1960’lardan sonra değişen bakış açısı bilhassa insancıl ve pozitif psikolojinin katkılarıyla prososyal (toplum yanlısı) davranışların arkasındaki ihtiyaç ve güdüler araştırılmaya başlamıştır. Bu tür araştırmalarda olumlu davranışa yönelme söz konusu olsa da yapılan izahlar insanın biyo-psiko-sosyal bir varlık olmasıyla ilişkilendirilmiş, metafizik alanla bağlantısına çok az temas edilmiştir.
Bir insanın bir başkasının iyiliğini düşünerek hareket etmesi, insanlara yararlı olmaya çalışması, hatta başkası için kendini tehlikeye atması diğerkâmlık (özgecilik) kavramıyla ifade edilebilir. Özgeci davranış, davranışta bulunana verdiği doyum dışında hiçbir karşılık ya da ödül beklentisi olmaksızın bir başkasına yardım etmek için gönüllü olabilmektir. Bu tanıma göre bir davranışa diğerkâm denilebilmesi yardım edenin niyetine bağlıdır.[194] Örneğin hiçbir beklenti içinde olmaksızın ayakkabısı olmayan bir çocuğa ayakkabı alan, bir fakiri doyuran, engelli bir bireyi karşıdan karşıya geçiren, hatta yanan bir otomobildeki kişileri kurtaran bir insan diğerkâm davranışta bulunmuştur.
Bazı araştırmacılar diğerkâmlığın insanda genetik olarak var olduğunu ileri sürmektedir. Bu görüşü savunanların en önemli kanıtı, hayvanların tehlikeli durumlarda öne çıkarak diğerlerini koruması, dahası yavrularını korumak için kendilerini feda etmesidir. Diğerkâm davranışların genetik ve içgüdüsel bir tarafının olmadığını söyleyenler ise bunların tamamının sosyalleşme sürecinde doğrudan ya da dolaylı öğrenmelerle kazanıldığını iddia etmektedir.[195] Birey-toplum ilişkisi bağlamında sosyal norm kavramını ön plana çıkaranlara da rastlıyoruz. Bu yaklaşıma göre bir toplumda sosyal normlar diğerkâm davranışları emrediyorsa birey, bunu ister içselleştirsin ister içselleştirmesin, diğerkâm davranışlarda bulunur yani toplumun taleplerine itaat eder. Bir kısım araştırmacılar ise diğerkâmlığın insanın yapısında doğal olarak var olduğunu savunur. Onlara göre; bu doğal yapı ister genlerde kodlanmış ister sosyalleşme sürecinde kazanılmış isterse sosyal normlara dayanmış olsun sonuç değişmez. Zira normal bir birey, başkalarının veya daha geniş anlamda toplumun yararına olan sosyal yardım ve dayanışmaya yönelik faaliyetlere katılma ihtiyacı ile güdülenmiştir.[196]
Yardım etme davranışı kişilerin karşılıklı veya tek taraflı tüm yardım ve destek faaliyetlerini kapsar. Konuyu biraz daha açacak olursak şunu söyleyebiliriz: Yardım karşılıklı değil tek taraflı bir şekilde yapılıyorsa, yardım eden kişi diğerinin ihtiyacını önceleyerek böyle bir davranışta bulunuyorsa diğerkâm davranıştan bahsedilebilir. Yardım eden kişinin kendisi ihtiyaç içindeyse yani yardıma muhtaçsa, dahası yardım karşılığında bir güçlük yaşaması muhtemel olduğu halde başkalarını önceleyerek yardım ediyorsa bunu îsâr olarak nitelendirmek mümkündür. Dolayısıyla diğerkâmlık îsârı; yardım davranışı diğerkâmlığı; olumlu toplumsal (prososyal) davranış da yardım davranışını kapsamaktadır, diyebiliriz.[197]
Olumlu sosyal davranışın yelpazesi geniştir. Bu anlamda diğerkâmlıktan çıkar amacı taşıyan bencil yardım davranışına kadar tüm davranışlar bu kapsamdadır. Bununla birlikte diğerkâmlığın yardım etme, sorumluluk üstlenme ve bağış yapma gibi birçok olumlu toplumsal davranışla sıkı ilişki içinde olduğunun altını çizmek gerekir. Ancak her olumlu sosyal davranışın diğerkâm davranış olarak nitelendirilemeyeceğini söylemek durumundayız. Çünkü karşılık bekleyerek veya zorla yapılan yardım, çıkar amaçlı işbirliği gibi durumlar temelde olumlu toplumsal davranış olsalar da diğerkâm davranış olarak kabul edilemez.[198] Bununla birlikte karşılık bekleyerek yapılan ve özünde bencillik temelli yani saf çıkarcı ilişkilerden mülhem “Ben ona yardım edeyim o da bana yardım eder ileride.” tarzında düşüncelerden beslenen bencil yardımlaşma davranışı diğerkâmlık kapsamında değildir.[199] Yardım etme davranışının çok boyutlu yapısına dikkat çeken araştırmacılar bu boyutların bir ucuna iş birliğine yönelik yardım davranışını diğer ucuna ise diğerkâmlığı koymaktadır.[200] Gerek diğerkâmlıkta gerek iş birliğinde birey için bir bedel ödeme vardır ancak iş birliğinden farklı olarak diğerkâmlıkta kişisel kazanç beklentisi olmaksızın yardım etme söz konudur. Bu da bizi hasbi davranma ve Allah’ın rızasını gözetme kavramlarına götürmektedir.
Diğerkâm davranışlar deyince ilk akla gelen kuşkusuz yardımlaşmadır. İnsan için yardımlaşma sadece ramazana has değildir elbette. Ancak ramazan ayı beraberinde getirdiği ruhla yardımlaşmaya müsait hâle getirir bizi, hazır oluş düzeyimizi artırır. Hazır oluş düzeyinin yükselmesi öğrenme ve davranışta bulunmayı kolaylaştırır. Nitekim yapılan çalışmalar Ramazan ayında yardımlaşma davranışının arttığını gösteriyor hem maddi hem manevi anlamda.[201]
Ramazan ayında maddi anlamda zekât ve fitre (sadaka-i fıtr) başta olmak üzere her türlü infak davranışı diğer zamanların çokça üstüne çıkıyor. Manevi anlamda başkalarının dertlerini dinlemek, onların hâlleriyle hâllenmek, sorun çözmeye odaklı bir tutum sergilemek de özünde yardımlaşma temelli diğerkâm davranışlardandır. Ramazan ayında bunların da arttığını görüyoruz.
Daha açık soralım: İnsanlar neden ramazan ayında maddi ve manevi anlamda yardımlaşma ve dayanışmaya daha fazla rağbet ediyor? Yardımlaşma ve dayanışma bakımından neden bu zaman dilimini diğer zamanlardan daha farklı algılıyor? Ramazan ayında ne tür yardımlaşma ve dayanışma davranışları ön plana çıkıyor? Yardım eden ve yardım görenin iç dünyasında ne/neler yaşanıyor? Nihayet yardımlaşma ve dayanışma toplumsal yaşama nasıl etkide bulunuyor?
Şimdi bu sorulara cevap arayabiliriz. Öncelikle söylemek gerekir ki her din kendi istediği modele uygun insan ve toplum anlayışıyla ortaya çıkar. Oruç dinlerin hedeflediği insan ve toplum modeline ulaşabilmede işlevseldir. Çünkü dinin istediği insan tipi gerektiğinde arzu ve isteklerinden fedakârlık yapabilen, öfke ve saldırganlık duygularını dizginleyebilen, vahdet bilinciyle birbirine destek sağlayabilen, karşılıksız iyilik yapabilen, yerine göre fedakârlıkta bulunabilen bir varlıktır. Bu anlamda oruç Allah’a teslimiyetten ruhsal olgunlaşmaya, oradan da insanlar arası ilişkileri sağlıklı yürütmeye kadar birçok hususta destek sağlayıcıdır.
İnsan, bencillik ile yardımlaşma arasında gidip gelebilen bir varlıktır. Kişilik bakımından bazıları daha bencil bazıları daha yardımsever olabilir. Bencil bireyler ramazan ayı ve orucun etkisiyle manevi dönüşüm yaşayabilir. Yardımlaşmayı seven insanlar ramazan ayında normalden daha fazla yardımlaşma davranışı gösterebilir. Bir kısım insanlar da yardımlaşmak için fırsat kollar, belli zamanları arar durur. Bunlar, ramazan ayını özellikle değerlendirme eğilimindedir. Kutsal zaman algısı elbette önemlidir, zira kutsal zamanda ilahi taleplere göre yaşamanın beraberinde getirdiği bilinç ve duygu halleri yardımlaşma davranışını kolaylaştırıcıdır. Durulma, günahların bağışlanması, manevi anlamda gelişme yaşandıkça bir yandan içe dönme, diğer yandan dışa yönelim gerçekleşir. İç dünyamızdaki zenginlikleri keşfettikçe yani olgunlaştıkça sosyal dünyaya nezaket, letafet ve diğerkâmlıkla yol alabiliriz. İç ve dış bütünlüğümüz gerçekleştikçe ilişkilerimiz kemal bulmaya doğru ilerler. Yapılan bir çalışmada orucun sosyal etkisinin bireysel etkisinden daha fazla hissedildiği tespit edilmiştir. Katılımcılar orucun yardımlaşma, empati ve hoşgörüyü artırdığı, insanlarla ilişkileri kolaylaştırdığı; hatta aile bütçesinde ekonomik rahatlama oluşturduğu yönünde fikir beyan etmiştir.[202] Söz konusu araştırma bulguları toplumda ramazan ayının merhamet ve bereket ayı olarak algılanmasıyla ilişkilendirilebilir. Bunun da ötesinde Müslüman bilinçte, ramazan ayının af ve mağfiret ayı olarak yer alması da yardımlaşma ve dayanışma davranışlarını artırıcıdır. Nitekim bir araştırmada ramazan ayında zekât ve sadaka verme davranışının belirgin şekilde yükseldiği bulgusuna ulaşılmıştır.[203] İnanan insanların bu zaman dilimini arınma ve kurtuluş için bir fırsat hatta bir vesile görmesini de bu anlamda hassaten vurgulamak gerekir.
Söz buraya gelmişken şu soru ile ilerleyelim: Ramazan ayında ne tür yardımlaşma ve dayanışma davranışları yapılmaktadır? Gözlemlerimiz göstermektedir ki toplumumuzda zekâtların dağıtılması genellikle ramazan ayında gerçekleşmektedir. Fitre zaten ramazan ayının vazgeçilmez maddi destek uygulamalarındandır. Ancak maddi yardımlar sadece zekât ve fitre ile sınırlı değildir. Maddi durumu iyi olanlar tarafından hazırlanan ve temel ihtiyaçları içeren ramazan paketi ve kolilerinin ihtiyaç sahiplerine ulaştırılması sıklıkla müşahede edilmektedir. İftar çadırlarını da unutmamak gerekir. Hem şehrin belli yerlerinde ihtiyaç sahiplerine, hem hastaneler civarında hasta yakınlarına, hem de terminal ve havalimanı gibi yerlerde yolculara yönelik kurulan iftar çadırları darda ve zorda kalanlara huzur ve sükûn sunmaktadır. Bu noktada zekât ve fitre başta olmak üzere yapılan tüm maddi yardımların özünde ibadet amaçlı gerçekleştirildiğini özellikle hatırlatalım.
Ramazan ayında ya da ramazan dışında yapılan her türlü maddi yardım elbette önemlidir. İhtiyaç sahiplerinin, ekonomik durumu yüksek olanlara yönelik olumsuz duygularını törpülemeye, sosyal sınıflar arasındaki gerilimi azaltmaya, ihtiyaç sahiplerini sevindirmeye, yardımda bulunanların manevi doyum hissetmesine zemin hazırlar. Bu durum hem bireyler arası hem de toplumsal uzlaşıyı besler, netice de dayanışmayı ve vahdet bilincini canlı tutar.[204] Yapılan yardımların bilhassa duyguların naifleştiği, hassaslaştığı ramazan ayında gerçekleştirilmesi bireysel ve sosyal etki ve sonuçlarıyla emperyal kapitalizme meydan okuyucu bir işleve sahiptir. Zira insanlığın ölmediğini gösterir bize. Yardımlaşma oluyorsa birbirimizi yaşatmaya çalışıyoruz demektir. Bunun anlamı şudur: Hâlâ umut vardır yarınlar için.
Gelelim yardımlaşmanın maddi olmayan boyutuna. Bunu kısaca manevi yardımlaşma ve sosyal destek şeklinde özetleyebiliriz. Başkalarının sıkıntı ve dertlerini dinlemek, onlarla konuşmak, sorunlarına çözüm aramak yerine göre maddi yardımdan daha kıymetli olabilir. Zira insanlar anlaşılmak ister, iç dünyalarında olan biteni paylaşarak… Ramazan ayında daha belirgin hale gelen hoşgörü ve empati yeteneğimiz kişiler arası bariyerlerin ortadan kalmasına hizmet edebilir. Hasta ziyaretleri, dostlarla ve arkadaşlarla yapılan iftarlar, teravih öncesi ve sonrası sohbetler iç grup dayanışmasını artırarak insana yalnız olmadığı duygusunu kazandırır. Böylece bireyin kimlik hatları sağlamlaşır, bu da toplumsal bütünleşmeyi beraberinde getirir. 2020 ve 2021 Ramazanları maalesef Covid-19 küresel salgını nedeniyle ramazan ayında yaptığımız geleneksel sosyal iletişim ve etkileşim temelli tutum ve davranışlarımızı sergilemeye izin vermedi. Ancak bu dönemde yeni imkânların tezahür ettiğini de vurgulayalım. Örneğin dijital sohbetler bağlamında görüntülü konuşmalar yapabiliyoruz. Bu tür fırsatlar Covid-19 kısıtlamaları nedeniyle can sıkıntısı yaşayanlara moral motivasyon sağlayıcıdır. Fiziksel mesafelerimizi koruyarak sosyal ve duygusal yakınlığımızı muhafaza edebiliriz.
Yardımlaşma bize ne kazandırır, sorusuna şöyle cevap verebiliriz:
· Bireyin hem iç dünyasıyla hem de sosyal çevresiyle uyumlu ve ahenkli olmasını sağlayan yardımlaşma ve şükran etkileşimi, öz saygı ve öz güveninin yükselmesine neden olur.
· Toplumsal hayatta yalnız olmadığımızı, her insanın bir başkasına bağlı olduğunu gösteren yardımlaşma davranışı insanlığı ve erdemli olmayı hatırlatır.
· Bireysel ve toplumsal anlamda sağlık, huzur, sağlamlık oluşmasında yardımlaşma merkezi öneme sahiptir.
· Toplumsal anlamda gelişme ve ilerleme, yardımlaşma ve dayanışma ile gerçekleşir.
Ramazan ayının inanan insan üzerindeki etkileri ve bu etkilerin sonuçları hakkında Sezai Karakoç’tan hareketle şunları söyleyebiliriz: Oruç mümin için metafizik âleme açılan bir penceredir. Fizikî karartıların gönül ışıltılarıyla silinişi, öteleri görüş ve ötelere eriş, nihayet maddi perdelerin inceltile inceltile öteyi gösterir hale getirilişi söz konusudur. Oruç, namaz ve duayla birleşince büsbütün renklenmiş ve güçlenmiş olarak bizi fizikötesi donanımların yıldızlı harmanisine bürür. Kalbimiz İslam’ın kişi için tayin ettiği edimlerle mümin kalbi haline gelir. Çünkü kalp ibadetlerle (oruçla, namazla ve zekât) gerçek bir kalbe dönüşür. Bu tür tecrübelerin tekrarıyla inanç kalpte kökleşir. İnançtan davranışa, davranıştan inanca sürekli bir akış ile mümin insan kişiliği oluşur. Bu anlamda oruç yeniden var olmak, yeniden yapılanmak ve insanî kimlikle yeniden buluşmak için bir ay gönüllü olarak sıkıntı ve çileye talip olmaktır.[205] Tam da bu noktada ramazan ayında maddi ve manevi anlamda yardımlaşma ve dayanışma davranışının neden artma eğilimi gösterdiğini anlayabiliriz. Kutsalın yanında ve yakınında olma arzusuyla ilahi iradeye teslimiyet yeniden insanlığımızı hatırlatıyor bize. Bunun da ötesinde ibadetlerin insan ruhuna etkilerini de hassaten anmak gerekir. Kutsal zaman içinde yaşamaya, ilahi varlıkla ruhsal temas kurmaya, ibadetlerle içsel dünyamızı kontrol etmeye çalışmak doğal olarak dış dünyaya ve sosyal ilişkilere yansıyacaktır. Ramazan ayında yardımlaşma ve dayanışma davranışının artmasını bu bağlamda değerlendirmek mümkündür.
[185] Mircea Eliade, Le Sacré et Le Profane, Gallimard, Paris 1965, s. 25-26.
[186] Bakara, 2/185.
[187] Kadr, 97/1-3.
[188] Hayati Hökelekli, Din Psikolojisi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, Ankara 2005, s. 246.
[189] Asım Yapıcı, İslam’da Tövbe ve Dinî Yaşayıştaki Rolü, Beyan Yayınları, İstanbul 1997, s. 199-203.
[190] Timothy Bewes, Şeyleşme: Geç Kapitalizmde Endişe (Çev. D. Soysal), Metis Yayınları, İstanbul 2008.
[191] İbrahim Kâfi Dönmez, “İslam’da Oruç”, DİA, c. 33, s. 417-418.
[192] Buhârî, Savm, 2, 10.
[193] Nuri Bilgin, Sosyal Psikolojiye Giriş, İzmir Kitaplığı, İzmir 1995, s. 274.
[194] Shelley E. Taylor, Letitia Anne Peplau ve Davis O, Sears, Sosyal Psikoloji (Çev. Ali Dönmez), İmge Kitabevi, Ankara 2007, s. 379; Kristen Renwick Monroe, “A Fat Lady in a Corset: Altruism and Social Theory”, American Journal of Political Science, 1994, Sayı: 38/4, s. 862.
[195] Taylor, Peplau ve Sears, Sosyal Psikoloji, s. 379.
[196] Jane Allyn Piliavin and Hong-Wen Charng, “Altruism: A Review of Recent Theory and Research”, Annual Review of Sociology, 1990, Sayı: 16, s. 58.
[197] Sevde Düzgüner, “Pro-Sosyal Davranışlarda Diğerkâmlığın (Özgecilik) Tanımı ve Konumu”, Bilimname, 2019, Sayı: 40, s. 359-360.
[198] Taylor, Peplau ve Davis, Sosyal Psikoloji, s. 379.
[199] Monroe, “A Fat Lady in a Corset: Altruism and Social Theory”, s. 862.
[200] Erdinç Duru, “Öğretmen Adaylarında Empati -Yardım Etme Eğilimi İlişkisi ve Yardım Etme Eğiliminin Bazı Psikososyal Değişkenler Açısından İncelenmesi”, Pamukkale Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, 2004, Sayı: 15, s. 31.
[201] Veysel Uysal, Psikososyal Açıdan Oruç, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, Ankara 1994, s. 206; İbrahim Yenen, “Zaman ve Dindarlık İlişkisi: Ramazan Örneği”, EKEV Akademi Dergisi, 2015, Sayı: 62, s. 612-613.Daha fazla bilgi için bk. Muammer Cengil ve Dilâ Baran Tekin, “Kutsal Zaman, Algılanış Biçimi ve İbadet Hayatına Etkisi”, Hitit Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 2016, Sayı: 15/29, s. 33-63;
[202] Uysal, Psiko-Sosyal Açıdan Oruç, s. 205-206.
[203] Cengil ve Tekin, “Kutsal Zaman Algılanış Biçimi ve İbadet Hayatına Etkisi”, s. 33-63.
[204] Hökelekli, Din Psikolojisi, s. 246; Ahmet Özalp, Sosyal Psikoloji: Bireyden Gruplara İnanç, Gece Kitaplığı, Ankara, 2017, s.149-152.
[205] Sezai Karakoç, Samanyolunda Ziyafet: Oruç Yazıları, Diriliş Yayınları, İstanbul 2006, s. 121-122.